Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 36. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 36. Ayet

    قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul inne rabbî yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiru velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      35. "Ardından şunu eklemişlerdir: ‘Biz servet ve nüfus açısından üstünüz; dolayısıyla, azaba uğratılacaklar biz olamayız.’

      36. "De ki: ‘Rabb’im rızkı dilediğine bol verir, dilediğine kısar; fakat insanların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler."


      Ardından şunu eklemişlerdir: Biz servet ve nüfus açısından üstünüz. Onların bu sözünün iki mânası vardır. Bunlardan biri onların şöyle söylemeleridir: Bize bu dünyada mal ve evlat verildiğine göre iddia ettiğiniz gibi Allah bizi âhirette cezalandırmayacaktır. Veya onlar şöyle demektedirler: Eğer sen iddia ettiğin gibi peygamber olarak gönderilmişsen biz peygamber olmaya senden daha lâyıkız. Çünkü servet ve nüfus bakımından daha üstünüz. En doğrusunu Allah bilir.

      De ki: Rabb’im rızkı dilediğine bol verir, dilediğine de kısar. Bu beyanda aynı şekilde Mûtezile’ye ve “eğer rızkın bol verilmesinde yarar ve hayır yoksa Allah hiç kimseye rızkı bol vermez; rızkın kısılmasında bir hayır yoksa hiç kimsenin rızkını kısmaz” görüşünü savunanlara reddiye vardır. Bize göre Allah dilediğine, onun için bir hayır olmasa da rızkı bol verir; dilediğine, onun için şer olsa da rızkı kısar. Yani durum, belirttiğimiz gibi imtihan için de durum böyledir. Allah için en yararlı ve elverişli olanı yaratmak vacip değildir. En doğrusunu Allah bilir.

      Fakat insanların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler. Yani bilgilerinden yararlanmazlar. Veya gerçekten de bilmezler, çünkü bilmek için bilgiye ulaştıran yollar hakkında akıl yürütmeyi ve düşünmeyi terketmişlerdir. Dolayısıyla kendilerine bilme imkânı verildiği için bu hususta mâzur görülmezler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin rastgele bir sesten ziyade, belirli bir anlam ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu belirtir. Bu ayette peygambere verilen emir, rızkın dağılımındaki ilahi yasayı ve servetin bir üstünlük ölçüsü olmadığını açıklayan teolojik bir cevabın başlangıcıdır.

        rabbî (رَبِّي)

        Kök harfleri: r-b-b

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "bir şeye sahip olmak, onu korumak, beslemek ve kemale erişinceye kadar adım adım terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin mutlak eğitici, gözetici ve ihtiyaçları karşılayıcı otorite olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki "Rabb" (efendi, ulu kişi) kelimeleriyle ortak kökene sahip olduğunu doğrular. Ayette "Rabbim" ifadesinin kullanılması, rızkın kör bir tesadüf veya beşeri bir beceri değil, evrensel bir terbiye ve idare sisteminin (rububiyetin) sonucu olduğunu vurgular.

        yebsutu (يَبْسُطُ)

        Kök harfleri: b-s-t

        İbn Fâris, b-s-t kökünün "bir şeyi yaymak, açmak, genişletmek ve uzatmak" anlamına geldiğini belirtir. Avucun açılmasına veya bir serginin yayılmasına "bast" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, rızkın "best" edilmesini, Allah'ın bir kuluna imkanları, serveti ve geçim vasıtalarını bolca, genişçe ihsan etmesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanımının rızkın dinamik yapısına işaret ettiğini belirtir; Allah rızkı durağan bir şekilde değil, dilediği kuluna dilediği ölçüde "yayarak" ve "genişleterek" (yebsutu) verir.

        er-rızka (الرِّزْقَ)

        Kök harfleri: r-z-k

        İbn Fâris, r-z-k kökünün "devamlılık arz eden, bedene ve ruha fayda sağlayan pay, nasip" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızık kavramının sadece yeme içme gibi fiziksel unsurlarla sınırlı olmadığını; dünyevi ve uhrevi her türlü ilahi bağışı kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da rızık kavramının ontolojik bir boyutu olduğunu analiz eder. İzutsu'ya göre rızık, Allah ile kul arasındaki "besleyen-beslenen" ilişkisinin en somut tezahürüdür ve mutlak mülkiyeti Allah'a aittir.

        yeşâu (يَشَٓاءُ)

        Kök harfleri: ş-y-e

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "istemek, irade etmek ve bir şeyin olmasını dilemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (isteme) kavramının, Allah'ın bir şeyi belirli bir hikmete göre takdir edip varlığa çıkarmayı dilemesi olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, rızkın genişletilmesinin (bast) veya daraltılmasının (kadr), kulun çalışmasından bağımsız olmayan ancak nihai olarak ilahi iradenin (meşîet) kontrolünde olan bir taksimat olduğunu kaydeder.

        yakdiru (يَقْدِرُ)

        Kök harfleri: k-d-r

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "bir şeyin miktarını, ölçüsünü, sınırını belirlemek ve daraltmak" anlamına geldiğini belirtir. Gücü yetmek anlamının yanı sıra, bir şeyi "ölçülü ve kısıtlı vermek" manasını taşır. Râgıb el-İsfahânî, ayette "bast" (yayma) kelimesinin zıddı olarak kullanılan "kadr" eyleminin, rızkın belirli bir hikmete binaen daraltılması, sınırlı tutulması ve ölçüye bağlanması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "bast ve kadr" (genişletme ve daraltma) ikilisinin evrensel bir ilahi dengeyi temsil ettiğini; servetin çokluğunun bir ödül, azlığının ise bir ceza değil, her iki durumun da farklı boyutlarda birer imtihan (takdir) olduğunu analiz eder.

        eksera (أَكْثَرَ)

        Kök harfleri: k-s-r

        İbn Fâris, k-s-r kökünün "azlığın zıddı olarak çokluk, bolluk, sayıca fazla olma" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" kavramının çoğunluğu ifade ettiğini söyler. Dücane Cündioğlu, Kur'an'da "insanların çoğu" (ekseran-nâs) tamlamasının neredeyse her zaman olumsuz bir bilişsel duruma (bilmeme, şükretmeme) işaret ettiğini belirtir.

        en-nâsi (النَّاسِ)

        Kök harfleri: u-n-s

        İbn Fâris, u-n-s kökünün "vahşetin zıddı olarak ünsiyet, alışkanlık ve cana yakınlık" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın doğası gereği sosyalleşme eğiliminden dolayı bu ismi aldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "nâs" kelimesinin insan türünü ve kolektif kitleleri ifade ettiğini kaydeder.

        lâ ya'lemûne (لَا يَعْلَمُونَ)

        Kök harfleri: a-l-m

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin hakikatini, izini ve nişanını kesin olarak bilmek, idrak etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını nesnenin veya durumun zatını şüpheden arınmış olarak kavramak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu vurguyu analiz eder: İnsanların çoğu, rızkın genişlemesini Allah'ın bir sevgisi, daralmasını ise bir gazabı zannederler; oysa bu dağılımın arkasındaki ilahi hikmeti, bunun bir üstünlük ölçüsü değil bir imtihan olduğunu gerçek manada "bilmezler" (lâ ya'lemûn).

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X