Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 30. Ayet

    قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul lekum mî’âdu yevmin lâ teste/ḣirûne ‘anhu sâ’aten velâ testakdimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Sizin için öyle bir vakit belirlenmiştir ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.’'

      Deki: Sizin için bir vakit belirlenmiştir. Yani sizin için, Hz. Muhammed’in kesinlikle gerçekleşeceğini vâdettiği bir vakit belirlenmiştir. Bu öyle bir gündür ki ondan ne bir an geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz. İşte böyle kendisine soru sorulan herkesin, soru soran kişi alay etme amacıyla sorsa dahi, soruya alay eden kişi gibi değil, bilgi talep eden kişiye cevap verildiği gibi cevap vermesi gerekir. Onun akılsız birinin akılsızlığı ve alay edenin alaycılığı sebebiyle bilgi ve hikmetini bırakmaması gerekir. Aksine onun, hikmetini, bilgisini ve aklını muhafaza etmesi, soruya benzer bir cevapla meşgul olmaması gerekir. Hatalardan korunma ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür. Ondan ne bir an geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz. Eğer bu beyan geri kalma ve ileri geçme talebi mânasında ise bunda onlara yönelik bir ayıplama ve kınama vardır. Sanki O şöyle buyurmaktadır: Ertelenmesini talep ettiğiniz şeyin sizin için ertelenmesi, öne alınmasını talep ettiğiniz şeyin sizin için öne alınmasına dair sizin konumunuz, kıymet ve değeriniz yoktur. Eğer bu beyan erteleme ve öne alınmanın gerçekleşmemesi anlamında ise bu durumda O, şöyle buyurmuş olmaktadır: Sizin vaktiniz, gerçekleşeceği zaman vaktini erteleme ve öne alma ve onu ortadan kaldırma imkânı bulamadığınız gündür. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak, belirli bir anlam, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" emirlerinin, mesajın kaynağının doğrudan Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu kaydeder. Ayetteki bağlamında, müşriklerin bir önceki ayetteki "O vaat ne zaman?" şeklindeki alaycı ve meydan okuyan sorusuna verilecek eskatolojik (ahirete dair) cevabın, bizzat ilahi otorite tarafından formüle edildiğini gösterir.

        mî'âdu (مِيعَادُ)

        Kök harfleri: v-a-d

        İbn Fâris, v-a-d kökünün "gelecekte gerçekleşmek üzere bir şeye dair söz vermek, taahhütte bulunmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mî'âd" kelimesinin vaat eyleminin gerçekleşeceği spesifik zamanı, mekanı veya o sözleşmenin bizzat kendisini ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman felsefesinde bu kavramın rastgele bir gelecek anı olmadığını analiz eder. İzutsu'ya göre mî'âd; Allah'ın evrensel takviminde milimetrik bir hesapla önceden belirlenmiş, ertelenmesi veya öne alınması imkansız olan, varoluşun o mutlak ve kaçınılmaz eskatolojik randevu vaktidir. Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki "sözleşme/vaat" vurgusuna dikkat çeker. Müşriklerin alaycı beklentisine karşı "mî'âd" kelimesinin seçilmesi; kıyametin ve hesap gününün ilahi bir ahit, asla bozulmaz bir kozmik kontrat olduğunu muhatabın zihnine kazıyan güçlü bir teolojik ve hukuki restleşmedir.

        yevmin (يَوْمٍ)

        Kök harfleri: y-v-m

        İbn Fâris, y-v-m kökünün "gündüz aydınlığı, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süre veya mutlak bir zaman dilimi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin fiziki 24 saatlik döngüyü ifade edebileceği gibi, başı ve sonu olan herhangi bir devreyi, çağı veya ahiret safhasını da tanımladığını açıklar. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kurgusunda "yevm" (özellikle hesap günü bağlamında) kavramının edebi gücünü inceler. Bu kelime, müşriklerin döngüsel ve statik zaman algısını kırıp, insanlığı doğrusal ve nihai bir hesaplaşma anına (telos) yönlendiren en kritik edebi motiflerden biridir. Ayetteki yevm, takvimdeki sıradan bir gün değil, dünyevi zamanın tamamen eriyip son bulacağı o mutlak kozmik andır.

        teste'hırûne (تَسْتَأْخِرُونَ)

        Kök harfleri: e-h-r

        İbn Fâris, e-h-r kökünün "gecikmek, geride kalmak, bir şeyin arkası ve sonu" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istîhâr" eyleminin, belirlenmiş bir süreyi uzatmayı talep etmek, vakti geriye doğru ötelemek için çabalamak olduğunu söyler. Ayetteki olumsuz kullanımı (lâ teste'hırûne), o büyük buluşma anı geldiğinde insanın ecelini veya kıyameti bir an bile erteleme, geciktirme yetkisinin mutlak sıfır noktasına ineceğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin istif'âl kalıbında (isteme/talep etme bildiren kalıp) gelmesinin psikolojik boyutunu analiz eder. Muhataplar o gün dehşetten dolayı zamanın durmasını veya ecelin ertelenmesini feryat ederek "talep etseler, bunun için çırpınsalar bile" bu eylemin asla karşılık bulmayacağını çaresiz bir tablo eşliğinde resmeder.

        sâ'aten (سَاعَةً)

        Kök harfleri: s-v-a (veya s-y-a)

        İbn Fâris, s-v-a kökünün "zamanın bir bölümü, günün veya gecenin belirli bir anı" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sözlükte zamanın çok küçük bir cüzü (anı) olduğunu; bu ayetteki gibi belirsiz (nekre) formda ve zaman zarfı olarak kullanıldığında "en ufak bir an, kısacık bir süre" anlamına gelerek zamanın parçalanamaz en ufak birimini kastettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasında (Aramice sha'tha) genel bir saat/zaman dilimi olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeye eskatolojik bağlamda "zamanın esnetilemez, müdahale edilemez en keskin ve ufak dilimi" şeklinde derin bir teolojik anlam yüklediğini doğrular.

        testakdimûne (تَسْتَقْدِمُونَ)

        Kök harfleri: k-d-m

        İbn Fâris, k-d-m kökünün "bir şeyin öne geçmesi, ileride olması, ilk olmak ve ön taraf" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istikdâm" eyleminin, bir işin vaktinden önce gerçekleşmesini talep etmek, süreci öne almak veya ileri geçmek olduğunu söyler. Geciktirmeyi ifade eden "istîhâr" fiilinin mutlak zıddıdır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ileri alma (istikdam) ve geri bırakma (istîhar) eylemlerinin ayette peş peşe olumsuzlanarak (lâ) kullanılmasının kelami önemini vurgular. Bu kullanım, ilahi zamanlamanın (ecelin ve kıyametin mî'âdının) kusursuz determinizmini gösterir. İnsan ne dehşetten kaçmak için o süreyi uzatabilir, ne de dünyadayken alaycı bir kibrin içine girip "hadi o azabı hemen getirin" diyerek vakti bir saniye öne aldırabilir. Varlık, zamanın hakimi ve faili değil; ilahi randevunun çaresiz ve pasif mahkumudur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X