Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 29. Ayet

    وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Eğer doğru söylüyorsanız, bu vâd ne zaman gerçekleşecek, söyleyin bakalım!’ diyorlar.

      Eğer doğru söylüyorsanız, bu vâd ne zaman gerçekleşecek, söyleyin bakalım! diyorlar. Onlar bu sözü bilgi edinmek için değil, kıyâmetin gerçekleşmeyeceği ve bunun bir yalan olduğunu ifade etmek üzere alay etmek için söylüyorlardı. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Ona inanmayanlar onun çabuk gelmesini istiyorlar; inananlar ise gerçek olduğunu bilerek ondan kaygılanmaktalar”. Cenâb-ı Hak onların buna iman etmedikleri için alay etmek üzere söz konusu vâdin çabuk gelmesini istediklerini bildirmektedir. İman edenler ise kesin bir şekilde gerçekleşeceğine inandıkları için ondan korkmaktadırlar. Fakat Allah Teâlâ, alay edenlere cevap verildiği gibi onlara cevap vermemiş, aksine lütfü ve keremiyle bilgi talep edene cevap verildiği gibi onlara cevap vermiştir. Nitekim O şöyle buyurmuştur: (Sebe, 30​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yekûlûne (يَقُولُونَ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan, anlamsız sesten farklı olarak; belirli bir iddia, maksat ve plan taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki diyaloglarda ve teolojik tartışmalarda bu fiilin (diyorlar ki / derler ki), genellikle vahye karşı örgütlü, kasıtlı ve alaycı bir söylem üreten inkarcıların polemiklerini (cedel) aktarmak için kullanıldığını kaydeder.

        metâ (مَتَى)

        Kök harfleri: m-t-y

        İbn Fâris, bu kelimenin zamanı sormak, bir şeyin vaktini öğrenmek amacıyla kullanılan bir soru edatı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "metâ" edatının hem geçmiş hem de gelecek zamanı sorgulamak için kullanılabileceğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki bu tür zaman bildiren soru edatlarının (ne zaman?) edebi ve psikolojik işlevini analiz eder. Ona göre müşriklerin kıyamet veya azap uyarısı karşısında "Bu ne zaman?" (metâ) diye sormaları, bilgi edinmeye yönelik masum bir merak değil; ilahi tehdidin (eskatolojinin) gerçekleşmeyeceğine dair duydukları kibri yansıtan, peygamberi köşeye sıkıştırmayı hedefleyen son derece alaycı (ironik) bir retorik silahtır.

        hâze'l-va'du (هَذَا الْوَعْدُ)

        Kök harfleri: v-a-d

        İbn Fâris, v-a-d kökünün "gelecekte gerçekleşmek üzere bir şeye dair söz vermek, taahhütte bulunmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "va'd" kelimesinin hem iyilik (müjde) hem de kötülük (tehdit) içeren sözler için kullanılabileceğini, ancak mutlak tehdit ve ceza bildiren durumlarda genellikle "va'îd" kelimesinin tercih edildiğini açıklar. Bu ayette müşriklerin "va'd" kelimesini seçmeleri ironiktir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde "va'd" kavramının, Allah'ın mutlak ve şaşmaz eskatolojik (ahirete dair) sözünü temsil ettiğini belirtir. Müşrikler, bu kelimeyi kullanarak peygamberin diriliş ve hesap günü hakkındaki sarsılmaz uyarısını sıradan, vadesi dolmuş ve gerçekleşmeyen beşeri bir "söz" seviyesine indirgemeye çalışırlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu tamlamanın (hâze'l-va'du / bu vaat) kullanımındaki psikolojik tahfife (hafifsemeye) dikkat çeker; işaret zamiriyle (hâzâ/bu) birlikte kullanılması, müşriklerin ilahi tehdidi küçümsediklerini, onu ciddiye alınmaması gereken asılsız bir iddia olarak gördüklerini dildeki vurguyla ortaya koyar.

        kuntum (كُنْتُمْ)

        Kök harfleri: k-v-n

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, bir hal üzere bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kevn" eyleminin bir durumun geçmişte gerçekleştiğini veya kesintisiz bir hal olarak devam ettiğini bildirdiğini ifade eder. Ayette şart edatıyla (in kuntum / eğer öyleyseniz) kurulan bu yapı, müşriklerin peygamberlere ve müminlere yönelttikleri alaycı sorgulamanın mantıksal zeminini (şartını) oluşturur. Onlar, peygamberin doğruluk vasfını, doğrudan azabın veya kıyametin anında gerçekleşmesi şartına (ampirik bir kanıta) bağlamaktadırlar.

        sâdikîne (صَادِقِينَ)

        Kök harfleri: s-d-k

        İbn Fâris, s-d-k kökünün "güç, sağlamlık ve yalanın (kizb) zıddı olan doğruluk" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramının söylenen sözün, kişinin içindeki niyetin ve dışarıdaki nesnel gerçekliğin birbirine kusursuz bir şekilde uyması, birebir örtüşmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki terminolojisinde "sıdk" (doğruluk) ve "kizb/tekzib" (yalanlama) kavramlarının birbirinin mutlak zıddı olduğunu belirtir. İzutsu'ya göre bu ayetteki kullanım son derece paradoksaldır: Kendileri baştan aşağı "tekzib" (inkar ve yalanlama) kurumu olan müşrikler, elçilerden "sıdk" (doğruluk) talep etmektedirler. Dücane Cündioğlu, ayetteki bu edebi ve mantıksal tersyüz etme (inversiyon) eylemine dikkat çeker. Doğaları gereği hakikate kör olan inkarcılar, eskatolojik ve metafiziksel bir gerçekliğin (ahiretin) doğruluğunu "Eğer doğru sözlüyseniz (sâdikîn), o azabı hemen şimdi getirin" diyerek sınamaya kalkarlar. Bu, hakikati (sıdk) anlama çabası değil; doğruluk kavramının içini boşaltarak peygamberin ahlaki otoritesini sarsma girişimidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X