Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 28. Ayet

    وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يراً وَنَذ۪يراً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ erselnâke illâ kâffeten linnâsi beşîran veneżîran velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      ''Biz seni başka değil, ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak bütün insanlara gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmek istemiyorlar.

      Biz seni gönderdik. Ey Muhammed! Ancak müjdeleyici olarak bütün insanlara. Kendisine uyanları cennetle müjdeleyici olarak. Ve uyarıcı olarak. Kendisine muhalefet ve isyan edenleri cehennemle uyarıcı olarak. Bütün insanlara. Bazıları şöyle demiştir: Biz seni ancak insanların hepsini hidâyet yolunda toplayan ve buna davet eden olarak gönderdik. Bazıları şöyle demiştir: Biz seni ancak bütün insanlara gönderdik. Yani biz seni ancak bütün insanlara gönderdik: Araplar’a, Acemler’e, insanlara ve cinlere. Senin durumun diğer peygamberler gibi değildir. Onlar toplumlar içerisinden sadece bir topluma, beldeler içerisinden sadece bir beldeye gönderilmişlerdi. Yine Resûlullah’ın (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bana dört şey verilmiştir ki bunlar benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Bunlardan biri bizim belirtmiş olduğumuz özelliktir ki o da şudur: ben bütün insanlara peygamber olarak gönderildim: Kırmızıya, siyaha, Arap’a ve Acem’e. Bana bütün yeryüzü mescid ve temiz kılınmıştır. Bir aylık mesafeden düşmana korku salma özelliği verilmiştir. Ganimetler de bana helâl kılınmıştır”.

      Fakat insanların çoğu bunu bilmek istemiyorlar. Bazıları şöyle demiştir: Tasdik etmiyorlar. Bilmiyorlar sözü şu mânaya da gelebilir; Yani bildikleri bilgilerden yararlanmıyorlar. Yoksa elbette ki biliyorlar. Veya gerçekte bilmiyorlar, çünkü deliller ve âyetler konusunda akıl yürütmüyorlar. Halbuki onlara bu imkân tanınmıştır. Eğer akıl yürütseler bilirler. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)

        Kök harfleri: r-s-l

        İbn Fâris, r-s-l kökünün "bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe ve yumuşaklıkla göndermek, yollamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin birini veya bir şeyi belirli bir görevle, mesajla ve kasıtlı olarak göndermek olduğunu açıklar. Ayetteki "Biz seni göndermedik, ancak..." (ve mâ erselnâke illâ) şeklindeki hasr (sınırlandırma/vurgu) edatlarıyla kurulan yapı, peygamberin elçilik görevinin sınırlarını ve asıl mahiyetini kesin bir dille belirler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an teolojisinde risalet (elçilik) kavramının önemine değinerek, peygamberin kendi heva ve hevesiyle ortaya çıkmış siyasi bir lider değil, doğrudan ilahi iradenin seçip görevlendirdiği (irsal ettiği) bir sözcü olduğunu vurgular.

        kâffeten (كَافَّةً)

        Kök harfleri: k-f-f

        İbn Fâris, k-f-f kökünün temelinde "alıkoymak, engellemek, sınır çekmek, bir şeyi bütünüyle toparlayıp kuşatmak" anlamlarının yattığını belirtir. Elin ayasına "keff" denmesinin sebebi de eşyayı kavraması ve sınırlandırmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, "kâffe" kelimesinin bir topluluğu veya durumu eksiksiz bir biçimde, hiçbir ferdi dışarıda bırakmaksızın bütünüyle kapsamak anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatik ve teolojik bağlamını analiz eder. Ayetteki "kâffeten" kelimesinin, İslam peygamberinin mesajının önceki elçiler gibi belirli bir kavme, coğrafyaya veya tarihsel döneme hapsedilmediğini; aksine tüm insanlığı kuşatan, onları hakikatin sınırları (keff) içine çeken evrensel ve evrenötesi bir misyon olduğunu gramatikal bir vurguyla (hâl olarak) sabitlediğini belirtir.

        en-nâsi (النَّاسِ)

        Kök harfleri: u-n-s (veya n-v-s)

        İbn Fâris, u-n-s kökünün "vahşetin (yabaniliğin) zıddı olarak ünsiyet, alışkanlık, cana yakınlık ve bir arada yaşama" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın doğası gereği yalnız kalamayıp hemcinsleriyle sosyalleşme eğiliminden dolayı bu ismi aldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "nâs" kelimesinin insan türünü ve kalabalıkları ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik kökenlerini derleyerek, Süryanice "nâşâ" ve Aramice "enâşâ" kelimeleriyle ortak bir geçmişe sahip olduğunu, Arapçada "insanlık/halk" anlamında evrensel bir kullanıma eriştiğini doğrular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik kelime ağında "en-nâs" (insanlar/kitleler) kavramının genellikle kolektif ve sıradan kalabalıkları temsil ettiğini analiz eder. Bu ayette mesajın "kâffeten lin-nâs" (bütün insanlığa) yönelik olması, vahyin muhatap kitlesinin sınırlarının kabilevi (Arap) olmaktan çıkıp küresel (insani) bir boyuta taşındığının en açık ilanıdır.

        beşîran (بَشِيرًا)

        Kök harfleri: b-ş-r

        İbn Fâris, b-ş-r kökünün "dış deri (epidermis), güzellik ve yüze yansıyan sevinç" anlamlarına geldiğini belirtir. Kişiyi mutlu eden, yüzünün rengini ve ifadesini değiştiren güzel habere bu kökten türeyerek "müjde" (büşra), bu haberi getirene de "beşîr" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, beşîr kelimesinin insanı fizyolojik olarak etkileyecek ve sevince boğacak ilahi lütufları, cenneti ve kurtuluşu haber veren kişi olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, tebşir (müjdeleme) eyleminin peygamberlik kurumunun iki ana omurgasından biri olduğunu; Allah'ın rahmetini ve vaadini insanlığa duyurma işlevini üstlendiğini kaydeder.

        nezîran (وَنَذِيرًا)

        Kök harfleri: n-z-r

        İbn Fâris, n-z-r kökünün "korkutmak, sakındırmak, bir tehlikeye karşı önceden uyarmak ve farkındalık yaratmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" eylemini sıradan bir korkutmadan (tahvîf) ayırır; ona göre nezîr (uyarıcı), muhatabını sadece korkutan değil, ona neyden, neden ve nasıl sakınması gerektiğini bilgi ve şefkatle öğreten kişidir. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın retorik yapısında "beşîr" ve "nezîr" kavramlarının kopmaz bir ikili (merizm) olarak yan yana gelmesini analiz eder. Bu eskatolojik (ahirete dair) denge, peygamberin yeryüzünde siyasi bir tahakküm kurucu veya zorba bir diktatör olmadığını; varoluşsal bir rehber olarak insanlığı umut (cennet/müjde) ve korku (cehennem/uyarı) ekseninde dengeleyen ahlaki bir haberci olduğunu vurgular.

        eksera (أَكْثَرَ)

        Kök harfleri: k-s-r

        İbn Fâris, k-s-r kökünün "azlığın (kıllet) zıddı olarak çokluk, bolluk, sayıca veya miktarca fazla olma" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" kavramının bir bütünün en büyük parçasını, çoğunluğu ifade ettiğini söyler. Dücane Cündioğlu, Kur'an'ın sosyolojik analizlerinde "ekser" (çoğunluk) kavramının barındırdığı trajik boyuta dikkat çeker. Ona göre Kur'an'da "insanların çoğu" tamlaması neredeyse her zaman bilgisizlik, nankörlük, şükürsüzlük veya inkar ile birlikte anılır. Bu ayetteki kullanım, hakikatin değerinin veya doğruluğunun kalabalıkların (demokratik çoğunluğun) onayına bağlı olmadığını; ilahi mesaj evrensel (kâffeten) olsa bile, sosyolojik bir realite olarak kitlelerin (ekseran-nâs) bu hakikate kör kalma eğiliminde olduğunu sarsıcı bir dille tespit eder.

        ya'lemûne (يَعْلَمُونَ)

        Kök harfleri: a-l-m

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin izini, nişanını ve hakikatini bilmek, idrak etmek" anlamına geldiğini belirtir. Cehaletin tam zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını bir nesnenin veya durumun zatını şüpheden arınmış, kesin bir biçimde kavramak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesinde (epistemoloji) "lâ ya'lemûne" (bilmezler) fiilinin sıradan bir bilgi eksikliğini, ampirik veya dünyevi verilerden yoksunluğu ifade etmediğini analiz eder. İzutsu'ya göre insanların çoğunun içine düştüğü bu "bilmeme" hali; peygamberin evrensel mesajını okuyamama, varoluşun ontolojik kodlarını çözememe ve hakikate karşı geliştirilen kronik, ruhsal bir idraksizliktir (manevi körlüktür).

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X