Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 26. Ayet

    قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّۜ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَل۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul yecme’u beynenâ rabbunâ śümme yeftehu beynenâ bilhakki vehuve-lfettâhu-l’alîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "De ki: Rabb’imiz hepimizi bir araya getirecek, sonra aramızda adaletle hükmünü verecektir. Haklıyı haksızdan en iyi ayıran ve her şeyi bilen O’dur.”

      De ki: Rabb’imiz hepimizi bir araya getirecek, sonra aramızda adaletle hükmünü verecektir. Haklıyı haksızdan en iyi ayıran ve her şeyi bilen O’dur. Bu beyan, daha önce geçen şu ilâhî beyanlarla bağlantılıdır: "De ki: Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir? De ki: Allah’tır. O halde biz veya siz, iki taraftan biri ya doğru yoldadır yahut açık bir sapkınlık içindedir” ve "De ki: Bizim işlediğimiz suçlardan dolayı siz sorumlu olmazsınız”. Sanki onlar Resûlullah’a ve ashabına "biz, doğru yol üzerindeyiz, siz apaçık bir sapıklık içindesiniz," demişler, bu durumda onlara cevap olarak Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: De ki: Rabb’imiz hepimizi bir araya getirecek. Yani hepimizi bir araya getirecek, sonra hükmünü verecektir. Yani hükmedecektir. Aramızda adaletle. Hangimiz doğru yol üzere, hangimiz sapıklık içinde, biz mi siz mi?

      Haklıyı haksızdan en iyi ayıran ve her şeyi bilen O’dur. Yani hüküm verip, gerçekten faziletli ve açık olanı bilen O’dur. Buradaki "mufâtahe”, hüküm vermek demektir. Denilir ki: Gel de hakkında hüküm vermek üzere falan kişiyle gidelim. Burada aralarında birinin hüküm vermesi talebi mânasında “mufâtahe" kelimesi kullanılır. Bu kullanım dil bakımından mümkündür.

      Sonra aranızda adaletle hükmünü verecektir. Yani bizim tüm gizliliklerimizi ve sakladıklarımızı ortaya çıkaracak ve bunları apaçık hale getirecektir ki hak üzere olanı bâtıl olandan; hidâyeti sapkınlıktan ayırsın. Haklıyı haksızdan en iyi ayıran ve her şeyi bilen O’dur. Yani her şeyi ortaya çıkarandır. Her şeyi bilendir. Açık ve gizli olan her şeyi, açığa çıkarma ve gizlemeyi de en iyi bilendir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak, belirli bir anlam, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu belirtir. Bu ayetteki bağlamında peygambere verilen bu emir, inananlar ile inkar edenler arasındaki derin teolojik ayrılığın nihai çözüm merciini ilan eden kesin bir duruş talimatıdır.

        yecme'u (يَجْمَعُ)

        Kök harfleri: c-m-a

        İbn Fâris, c-m-a kökünün "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve birleştirmek" anlamına geldiğini, ayrılığın (tefrika) tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cem eyleminin aynı türden veya farklı türden varlıkları belirli bir gaye etrafında buluşturmak olduğunu söyler. Ayetteki kullanımıyla, dünyada inanç ve eylem bakımından birbirinden tamamen kopmuş ve kutuplaşmış olan inananlarla inkarcıların, hesap gününde (kıyamette) ontolojik bir zorunlulukla aynı ilahi divanda "toplanmasını" ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (ahirete dair) kurgusunda "toplanma" (cem/haşr) kavramının, yeryüzündeki tüm kabilevi, coğrafi ve statüye dayalı sınırların silinerek, insanlığın Yaratıcı'nın mutlak otoritesi karşısında eşitlendiği o kozmik anı (yevmu'l-cem') temsil ettiğini vurgular.

        beynenâ (بَيْنَنَا)

        Kök harfleri: b-y-n

        İbn Fâris, b-y-n kökünün "ayrılmak, iki şeyin arası, mesafe ve açıklık" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyn" kelimesinin iki zıt uç veya farklı grup arasındaki bağlantı noktasını, ortak veya ayrışan alanı ifade ettiğini söyler. Ayette "bizimle sizin aranızda" şeklindeki kullanım, dünyevi hayatta aşılamaz hale gelen o derin inançsal yarığın (farklılığın), ahiretteki ilahi mahkemede nasıl bir yüzleşme alanına (beyn) dönüşeceğini resmeder.

        rabbunâ (رَبُّنَا)

        Kök harfleri: r-b-b

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "bir şeye sahip olmak, onu korumak, beslemek ve kemale (olgunluğa) erişinceye kadar adım adım terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin mutlak eğitici, gözetici ve ihtiyaçları karşılayıcı otorite olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki "Rabb" (efendi, ulu kişi) kelimeleriyle ortak kökene sahip olduğunu doğrular. Bu ayette "Rabbimiz" hitabının kullanılması, hesaba çekecek olan gücün zalim bir diktatör değil; varlıkları yaratan, onlara rızık veren ve onları başından beri gözeten mutlak, adil efendi olduğunu muhatabın zihnine kazır.

        yeftehu (يَفْتَحُ)

        Kök harfleri: f-t-h

        İbn Fâris, f-t-h kökünün "kapalı olanı açmak, tıkanıklığı gidermek, düğümü çözmek ve hüküm vermek" anlamlarına geldiğini belirtir. Kilitli bir kapıyı açmaya da, iki kişi arasındaki anlaşmazlığı nihayete erdirmeye de bu kökten türeyen kelimelerin kullanıldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, feth eyleminin fiziksel bir açmanın ötesinde; kapalı kalmış bir gerçeği (hakikati) ortaya çıkarmak, belirsizliği ortadan kaldırarak iki taraf arasında kesin bir yargıya (hükme) varmak olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'daki anlamsal evrimine dikkat çeker. "Feth" kelimesinin askeri bir zafer (şehir fethetmek) anlamından ziyade, bu eskatolojik bağlamda "haklı ile haksızın arasını kesin çizgilerle ayırmak, ilahi adaletin kilidini açarak davanın son sözünü söylemek" şeklindeki o büyük kozmik duruşmayı ve nihai yargılamayı ifade ettiğini analiz eder.

        bil-hakkı (بِالْحَقِّ)

        Kök harfleri: h-k-k

        İbn Fâris, h-k-k kökünün "bir şeyin sabit, sarsılmaz, doğru olması ve yerini bulması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Hakk" kavramının bir kararın, eylemin veya sözün gerçeklikle birebir örtüşmesi, adaletten zerre kadar sapmaması olduğunu ifade eder. Dücane Cündioğlu, Hak kavramının sadece rasyonel bir "doğruluk" değil, ontolojik bir "gerçeklik" (realite) olduğunu savunur. Ayette Allah'ın hükmünü "hak ile" (bil-hakkı) verecek olmasının vurgulanması, o günkü ilahi kararın keyfi bir güç gösterisi veya intikam olmayacağını; evrenin üzerine kurulduğu o mutlak, şaşmaz ve sarsılmaz adalet yasasının (Hakk'ın) bizzat tecelli etmesi olacağını gösterir.

        el-fettâhu (الْفَتَّاحُ)

        Kök harfleri: f-t-h

        İbn Fâris, f-t-h kökünün anlaşmazlıkları çözen, kapıları açan anlamını yineler. Râgıb el-İsfahânî, el-Fettâh isminin "mübalağa" (yoğunluk/abartı) formunda olduğunu; kulları arasındaki en karmaşık, en kördüğüm olmuş dini ve dünyevi ihtilafları mutlak bir adaletle çözen, rahmet ve adalet kapılarını sonuna kadar açan En Yüce Yargıç anlamına geldiğini belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an teolojisinde bu ismin önemini açıklar. İnsanların dünyada kendi ideolojileri ve inançları uğruna verdikleri kavgalar çoğu zaman belirsizlikle sonuçlanır; ancak "el-Fettâh", bu teolojik kaosu kıyamet gününde kesin ve pürüzsüz bir şekilde ortadan kaldıracak, kimin haklı kimin haksız olduğunu tüm evrene deklare edecek olan mutlak otoritedir.

        el-'alîmu (الْعَلِيمُ)

        Kök harfleri: a-l-m

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin hakikatini, izini ve nişanını şüpheden arınmış olarak bilmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın sıfatı olarak el-'Alîm isminin, eşyanın hem zahirini (görünen yüzünü) hem de batınını (gizli özünü) tüm ince detaylarıyla, zaman ve mekan sınırlarına tabi olmaksızın kavramak olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da ilahi bilginin sınırlarının olmadığını, insanın en derin niyetlerinden evrenin uçsuz bucaksız sırlarına kadar her şeyi anbean kuşattığını vurgular. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin sonundaki bu muazzam isim eşleşmesine (esma-i hüsna uyumuna) dikkat çeker: "el-Fettâh" (Mutlak Yargıç) isminin hemen yanına "el-'Alîm" (Mutlak Bilen) isminin eklenmesi son derece kritiktir. Zira bir yargıcın hükmünün (fethinin) mutlak surette adil ve "Hak" olabilmesi için, o davanın tüm içyüzünü, tarafların kalplerinde gizlediklerini ve eylemlerinin en ufak detaylarını kusursuz bir şekilde bilmesi (ilim) gerekir. Allah'ın fethi (yargılaması) işte bu mutlak, kuşatıcı bilgiye ('Alîm olmaya) dayandığı için itiraz edilemez bir adalettir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X