Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 22. Ayet

    قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kuli-d’û-lleżîne ze’amtum min dûni(A)llâh(i)(s) lâ yemlikûne miśkâle żerratin fî-ssemâvâti velâ fî-l-ardi vemâ lehum fîhimâ min şirkin vemâ lehu minhum min zahîr(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “De ki: Allah’tan başka (İlâhi güçlere sahip) sandığınız varlıkları çağırın bakalım! Onlar göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip olamazlar; onların buralarda herhangi bir ortaklıkları da yoktur; Allah’ın onlardan bir destekçiye de ihtiyacı bulunmamaktadır."

      De ki: Allah’tan başka (İlâhi güçlere sahip) sandığınız varlıkları çağırın bakalım! İlah olduğunu iddia ettiğiniz varlıklar: Melekler, putlar ve Allah’tan başka taptığınız varlıklar. Bunlar size bir yarar sağlama veya bir zararı giderme gücüne sahip midirler? Cenâb-ı Hak bu hususta şöyle buyurmaktadır: Onlar göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip değildirler. Bundan büyüğüne de küçüğüne de sahip değildirler. O halde nasıl olur da bunları ilâh olarak nitelersiniz? Bu beyan şu mânaya da gelebilir: De ki: Allah’tan başka (İlâhi güçlere sahip) sandığınız varlıkları çağırın bakalım! Yani ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın da başınıza gelen açlık ve benzeri zararları sizden gidersinler. Tıpkı şu İlâhî beyan gibi: “O’nun vereceği zararı önleyebilirler mi? Ya da bana bir rahmet dilese, onun rahmetini durdurabilirler mi?” Bunda onların söylemesi gereken şey şudur: Onlar zerre miktarı bir şeye, daha büyüğüne ve daha küçüğüne sahip değilken, nasıl olur da belirtilen işleri yapabilirler? En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak onların akılsızlıklarını, kendilerine bir yararı ve zararı bulunmadığını bildikleri varlıklara tapmalarını, kandırılmalarını ve bunları ilâh olarak nitelediklerini bildirmektedir.

      De ki: Allah’tan başka (İlâhî güçlere sahip) sandığınız varlıkları çağırın bakalım! Onlar göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeye sahip değildirler. Yani göklerde ve yerde zerre miktarı bir şeyi yaratmaya güç yetiremezler. Göklerde ve yerde bulunan nesneleri yaratmada bir ortaklıkları da yoktur. Bu varlıkların yaratılmasında Allah’a yardımcı da olmamışlardır. O halde bunlara nasıl taparsınız ve bunları nasıl ilâh olarak nitelersiniz?

      Buralarda onların yoktur. Yani gökleri ve yerküreyi yaratmada, bunları korumada Allah’tan başka taptığınız varlıkların herhangi bir ortaklıkları yoktur. Allah’ın onlardan bir destekçiye de ihtiyacı bulunmamaktadır. Yani bu konuda bir yardıma ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla bunları nasıl olur da ilâh olarak ve ibadette Allah’ın ortakları olarak nitelersiniz?​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلِ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin rastgele bir sesten ziyade, belirli bir anlam, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan, elçinin şahsi yorumlarını devreden çıkaran mutlak bir vahiy vurgusu olduğunu belirtir. Bu ayette müşriklere yönelik eskatolojik ve teolojik meydan okumanın doğrudan ilahi bir direktif olduğu bu emir kipiyle tescillenir.

        id'û (ادْعُوا)

        Kök harfleri: d-a-v

        İbn Fâris, d-a-v kökünün "birini kendine doğru çağırmak, seslenmek ve ondan bir şey talep etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua" kavramının bir kimseyi yardıma çağırmak ve ona yakarmak (ibadet etmek) olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, dua kelimesinin Kur'an'ın dini terminolojisinde doğrudan ibadetin kalbi (özü) olarak kurgulandığını analiz eder. İzutsu'ya göre müşriklerin putlarına veya şefaatçilerine "çağırması" (id'û), basit bir sesleniş değil; kriz anında ontolojik bir sığınma ve kurtarılma talebidir. Ayetteki "çağırın bakalım" şeklindeki emir kipi, onların bu çağrılarının hiçbir karşılık bulmayacağını ilan eden alaycı (tehakkümî) bir meydan okumayı içerir.

        ze'amtum (زَعَمْتُمْ)

        Kök harfleri: z-a-m

        İbn Fâris, z-a-m kökünün "kesin bir bilgiye dayanmadan bir şeyi iddia etmek, sanmak" anlamına geldiğini, çoğunlukla yalan veya asılsız iddialar için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "za'm" kelimesini doğru olma ihtimali bulunsa da genellikle asılsız, dayanaksız ve kof bir inancı, batıl bir zannı ifade etmek üzere açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine dikkat çeker; müşriklerin Allah'ın dışında birtakım varlıklara atfettikleri tanrılık veya şefaatçilik yetkisinin hiçbir rasyonel veya vahyî temeli olmayan, tamamen kendi ürettikleri mitolojik bir kurgu (za'm) olduğu bu fiille ifşa edilir.

        dûni (دُونِ)

        Kök harfleri: d-v-n

        İbn Fâris, d-v-n kökünün "aşağıda olmak, geride kalmak ve bir şeyin dışında/berisinde olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dûn" kelimesinin bir şeyden mertebece daha aşağıda ve yetersiz olanı tanımladığını kaydeder. Angelika Neuwirth, "min dûnillâh" (Allah'tan başka / Allah'ın berisinde) ifadesinin Mekke dönemi metinlerinde sıklıkla tekrarlanan çok güçlü bir polemik formülü olduğunu vurgular. Bu ifade, müşriklerin inandığı aracı varlıkların ilahi hiyerarşide hiçbir statüleri olmadığını, Allah'ın mutlak aşkınlığı karşısında tamamen "aşağıda" ve etkisiz olduklarını ontolojik bir kesinlikle zihinlere kazır.

        lâ yemlikûne (لَا يَمْلِكُونَ)

        Kök harfleri: m-l-k

        İbn Fâris, m-l-k kökünün "bir şey üzerinde mutlak güç ve tasarruf sahibi olmak, gücü yetmek ve tahakküm etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mülk" kavramının bir nesne üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilme (alma, verme, var etme, yok etme) kudreti olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu ayetteki olumsuz kullanımın (lâ yemlikûne / sahip değillerdir), tevhid akidesinin en temel dayanağı olduğunu; Allah dışındaki hiçbir varlığın evrende en ufak bir bağımsız mülkiyete ve tasarruf hakkına sahip olamayacağını kesin bir dille reddettiğini belirtir.

        miskâle (مِثْقَالَ)

        Kök harfleri: s-k-l

        İbn Fâris, s-k-l kökünün "ağır olmak, tartıda karşılığı bulunmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "miskâl" kelimesinin bir şeyin ağırlığını ölçen alet veya ağırlık birimi olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamında kelime, bir ağırlık standardı olarak sahte ilahların evrendeki tasarruf ve sahiplik (mülkiyet) oranının matematiksel olarak sıfır olduğunu vurgulamak üzere kullanılır.

        zerretin (ذَرَّةٍ)

        Kök harfleri: z-r-r

        İbn Fâris, z-r-r kökünün "saçılmak, dağılmak ve çok küçük parçalar" anlamlarını barındırdığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik Arapça kullanımında çöl ortamında görülebilen en ufak karınca veya güneş ışığında belli belirsiz uçuşan toz zerresi anlamına geldiğini doğrular. Dücane Cündioğlu, kelimenin bu ayetteki kullanım bağlamını analiz eder. Devasa kozmik bir boşluk olan göklerde zerre kadar bir ağırlığa (miskâle zerre) bile hükmedemeyen sahte tanrıların çaresizliği, muazzam bir edebi zıtlık (kontrast) yaratılarak muhatabın zihninde putların o sözde ihtişamını ve gücünü paramparça eder.

        es-semâvâti (السَّمَاوَاتِ)

        Kök harfleri: s-m-v

        İbn Fâris, s-m-v kökünün temelinde "yükseklik, yücelik ve üstte olma" anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yeryüzünün üzerinde bulunan tüm kozmolojik alanı kapsadığını kaydeder. Bu ayet bağlamında gökler, evrenin en üstün, erişilmez ve ilahi kudretin mutlak egemen olduğu makrokozmosu temsil eder; iddia edilen sahte ilahların bu devasa alanda hiçbir etkinliklerinin ve tasarruf haklarının olamayacağı ilan edilir.

        el-ardi (الْأَرْضِ)

        Kök harfleri: e-r-d

        İbn Fâris, bu kökün "zemin, alt kısım, aşağıda olan" anlamına geldiğini ve gökyüzünün (sema) mekansal karşıtı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, üzerinde yaşanılan, varlıkların tutunduğu katı yerküreyi anlattığını söyler. Ayette "göklerde ve yerde" kalıbıyla bütün bir kainat kastedilmiş, müşriklerin yardıma çağırdığı varlıkların sadece göksel (aşkın) alanda değil, bizzat üzerinde taptıkları yeryüzü (içkin) alanında bile zerre miskal bir mülkiyetlerinin olmadığı vurgulanmıştır.

        şirkin (شِرْكٍ)

        Kök harfleri: ş-r-k

        İbn Fâris, ş-r-k kökünün "iki veya daha fazla kişinin bir malda, hakta veya yetkide ortak olması, hisse sahibi olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramını mülkiyette ortaklık olarak açıklar ve dini literatürde Allah'a yaratmada, yönetmede ortak koşmak anlamına geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın teolojik yapısında şirkin, "tevhid" ilkesinin tek ontolojik düşmanı olduğunu vurgular. İzutsu'ya göre ayet, sahte tanrıların kainatın mülkiyetine tek başlarına sahip olamadıkları gibi, Allah'ın kainatı yönetmesine ve mülküne cüzi bir "hisse/pay" (şirk) ile ortak olmaları ihtimalini de kökünden kazımaktadır.

        zahîrin (ظَهِيرٍ)

        Kök harfleri: z-h-r

        İbn Fâris, z-h-r kökünün "arka, sırt, destek ve güç" anlamlarına geldiğini belirtir. Birinin arkasında durup onu tehlikelere karşı koruyan veya ona güç veren yardımcıya "zahîr" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, zahîr kelimesinin arka çıkan, destek olan ve eksikliği tamamlayan bir ortak olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin sonundaki bu vurucu reddiyenin kelami önemini vurgular: Sahte tanrıların bağımsız bir mülkü yoktur; Allah ile ortak (şirk) bir mülkiyetleri de yoktur; en zayıf ihtimal olan, Allah kainatı yaratırken veya yönetirken O'na "yardımcılık, asistanlık, arka çıkıcılık" (zahîr) yapma ihtimalleri de sıfırdır. Böylece ilahi kudretin mutlak ve yardımsız olduğu şeksiz şüphesiz bir biçimde tescillenir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X