Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 16. Ayet

    فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fea’radû feerselnâ ‘aleyhim seyle-l’arimi vebeddelnâhum bicenneteyhim cenneteyni żevâtey ukulin ḣamtin veeślin veşey-in min sidrin kalîl(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      'Ama onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, acı yemişli, ılgınlı ve birkaç da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.'"

      Ama onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Bazıları şöyle demiştir: Sebe kavminin bulunduğu yere yağmur yağdığında bir aylık mesafeden üzerlerine günlerce sel gelmekteydi. Bunun üzerine onlar bu seli engellemek üzere Arim’de -burası iki bahçe arasındaki vadidir- kayalarla ve ziftle dayanak ve set inşa ettiler. Bu bentte kapılar yaptılar. Rab’lerine isyan edip yüz çevirdiklerinde ve nimetlerine nankörlük ettiklerinde Allah onların inşa ettiği bu şedde fare musallat etti. Bu fare yapılan şeddi deldi. Böylece su onların topraklarını bastı, ağaçlarını kuruttu, hayvanlarının kaçıp gitmesine sebep oldu, su arklarını gömdü ve bahçelerini yok etti. Bazıları şöyle demiştir: “Arim” su bendi demektir. Bu kelimenin tekili "arimetün”dür. Dolayısıyla onların üzerine gönderilen sel yıktıkları su bendini yok etmiş ve bahçeleri kurumuştur. Bahçeleri meyvelerin ve üzümlerin yerine belirtilen yemişi acı olan dikenli ağaç, ılgın ve sedir ağaçlarıyla değiştirilmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: Acı yemişli, ılgınlı ve birkaç da sedir ağacı bulunan iki bahçe. “Ükülü” kelimesi hakkında denildi ki: Bu, yemiş demektir. Hamt hakkında bazıları şöyle demiştir: Bu, erâk (misvak) ağacıdır. Bazıları da şöyle demiştir: Bu, seksek (gazat) ağacıdır. Bu, dikenli ağaçtır. Eslü kelimesi hakkında denildi ki: Bu, ılgın ağacına benzer, ancak ondan daha büyüktür. Sidr kelimesi ise onlar tarafından bilinen bir ağaç türüdür. Ebû Avsece buna yakın şeyler söylemiştir. O, şöyle demiştir: el-Ükülü ağacın yükü (ürün) demektir. “Hamt”, bana göre sedir ağacı ve ürünüdür. Denildi ki: “Hamt”, güzel koku demektir. Dersin ki: “Hazâ şecerun lehû hamtatün” Bu ağacın güzel kokusu vardır. Hamt, buradan ve oradan bir şey alıp birbirine karıştırman demektir. “el-Eslü”, aynı şekilde ürünü olmayan ağaç demektir. Zeccâc şöyle demektedir: “Hamt”, içinde acılık bulunan meyvedir. Bu acılık tadındadır. Veya o buna benzer sözler söylemiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fe-a'radû (فَأَعْرَضُوا)

        Kök harfleri: a-r-d

        İbn Fâris, a-r-d kökünün "genişlik, bir şeyin yanı, tarafı ve eni" anlamlarına geldiğini belirtir. "İ'raz" eyleminin ise, kişinin yüzünü başka bir tarafa çevirmesi, yanını dönüp gitmesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, i'raz kavramını bir şeye yanını dönmek, alakayı kesmek ve sunulan haktan/nimetten bilerek yüz çevirmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki kelime ağında i'raz eyleminin son derece kritik bir tutum olduğunu vurgular. İzutsu'ya göre bu eylem, Sebe halkının şükre davet edilişine karşı verdikleri pasif bir ret değil; aktif bir uzaklaşma, ilahi mesaja arkasını dönme ve kendi kibirli otonomilerini ilan etme teşebbüsüdür.

        fe-erselnâ (فَأَرْسَلْنَا)

        Kök harfleri: r-s-l

        İbn Fâris, r-s-l kökünün "bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe ve yumuşaklıkla göndermek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin birini veya bir şeyi belirli bir görevle, kasıtlı olarak yollamak olduğunu açıklar. Kelimenin "nâ" (Biz) zamiriyle kullanılması, gerçekleşen sel felaketinin kör bir doğa olayı değil, doğrudan ilahi bir müdahale ve yönlendirme (irsal) neticesinde meydana geldiğini gösterir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin azap bağlamında kullanıldığında, tutulan ve zapt edilen bir şeyin (suyun/barajın) engellerinin kaldırılarak yıkıcı bir güç halinde hedefe doğru serbest bırakılmasını ifade ettiğini kaydeder.

        seyle (سَيْلَ)

        Kök harfleri: s-y-l

        İbn Fâris, s-y-l kökünün "suyun veya herhangi bir sıvının akması, bir yatakta hızla ilerlemesi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sel kelimesinin yağmur sularının veya biriken suların toplanıp şiddetle ve kontrolsüzce akması olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanım bağlamına dikkat çeker. "Seyl" kelimesi, yıllarca Sebe medeniyetine bereket veren, kanallarla uysallaştırılmış suyun, ilahi iradeyle doğasına geri dönerek önündeki her şeyi silip süpüren devasa ve yıkıcı bir kütleye dönüşümünü simgeler.

        el-'arimi (الْعَرِمِ)

        Kök harfleri: a-r-m

        İbn Fâris, a-r-m kökünün "kötü huylu olmak, azgınlık, şiddet ve zorluk" anlamlarına geldiğini belirtir. Huyu sertleşen ve itaat etmeyen hayvana da bu ismin verildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, arim kelimesinin şiddetli yağmur, sel veya suların önünü kesmek için yapılan set (baraj) anlamına geldiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni ve tarihi bağlamı üzerine Batı literatüründeki kanıtları derler. "Arim" kelimesinin Güney Arabistan (Sabaean) epigrafisinde (yazıtlarında) doğrudan "baraj" veya "su setleri" (özellikle Me'rib Barajı) anlamına geldiğini, Arapçaya bu teknik ve coğrafi anlamıyla geçtiğini belirtir. Theodor Nöldeke, bu ifadenin efsanevi bir seli değil, tarihi Me'rib Barajı'nın yıkılışını (Seylü'l-Arim) anlatan spesifik bir teknik terim veya o devasa yapıya verilen özel isim olduğunu doğrular. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arim'in etimolojik olarak azgın ve şiddetli anlamına gelmesinin yanı sıra, barajın yıkıldığı vadiye veya doğrudan barajın kendisine verilen isim olarak tefsir literatüründe yer aldığını belirtir.

        beddelnâhum (وَبَدَّلْنَاهُمْ)

        Kök harfleri: b-d-l

        İbn Fâris, b-d-l kökünün "bir şeyi başka bir şeyin yerine koymak, değiştirmek ve dönüştürmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tebdil kavramının bir nesneyi tamamen ortadan kaldırıp, onun boşluğunu yeni bir şeyle doldurmak olduğunu söyler. Dücane Cündioğlu, "tebdil" eyleminin ayetteki ironik ve dramatik yapısını analiz eder. Sebe halkının nankörlüğü, sadece maddi bir kayıpla değil, varoluşsal bir "yer değiştirme" ile cezalandırılmıştır. Muazzam tarım arazilerinin (cennet) yerine çorak ve dikenli arazilerin konulması, şükrü terk etmenin faturasının ontolojik bir takasla ödetilmesidir.

        bicenneteyhim (بِجَنَّتَيْهِمْ)

        Kök harfleri: c-n-n

        İbn Fâris, c-n-n kökünün "örtmek, gizlemek" anlamına geldiğini, toprağı yapraklarıyla örten sık ve gür bahçelere bu kökten dolayı cennet dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vadinin iki tarafını kaplayan muazzam büyüklükteki bahçeleri ifade etmek için ikil (tesniye) formda kullanıldığını kaydeder. Angelika Neuwirth, kelimenin ayetteki yeniden kullanımındaki edebi sanata dikkat çeker. Önceden Sebe halkının refahını anlatan ütopyasal "iki bahçe" (cenneteyn), sel felaketinden sonra isim olarak aynı kalsa da (yine cenneteyn denilerek ironi yapılır), nitelik olarak cehennemi andıran kurak, dikenli ve acı meyveli bir alana dönüşmüştür. Bu kullanım, ilahi lütfun kaybedilişini vurgulayan güçlü bir teolojik tezat oluşturur.

        ukulin (أُكُلٍ)

        Kök harfleri: e-k-l

        İbn Fâris, e-k-l kökünün "çiğnemek, yutmak ve tüketmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ukul kelimesinin ağacın yenebilen meyvesi ve mahsulü olduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette meyve (semer) kelimesi yerine "ukul" (yenilecek şey) kelimesinin kullanılmasının edebi amacını açıklar. Bu kelime, ürünün doğrudan insan tüketimine yönelik değerini vurgular; ancak bağlamda bu yenebilirlik özelliği, sel sonrası toprağın tuzlanması ve bozulmasıyla birlikte kekremsi, acı ve yenilemez bir tada (hamt) dönüşerek trajik bir mana kazanır.

        hamtin (خَمْطٍ)

        Kök harfleri: h-m-t

        İbn Fâris, h-m-t kökünün "sütün veya meyvenin tadının bozulması, ekşimesi, acılaşması ve keskinleşmesi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hamt kelimesinin yemesi zor, tadı ekşi, acı, boğazı yakan, kalitesiz meyve veya dikensi ağaç türlerini ifade ettiğini kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Seylü'l-Arim'in yıkıcı etkisinden sonra bölgenin ekosisteminin tamamen çöktüğünü, tatlı suyla beslenen verimli meyve ağaçlarının yerini, toprağın çoraklaşmasıyla birlikte yabanileşmiş, tadı kötü ve yenilmesi eziyet olan bitki örtüsünün aldığını belirtir.

        eslin (وَأَثْلٍ)

        Kök harfleri: e-s-l

        İbn Fâris, e-s-l kökünün "kökü toprağa sağlam tutunmuş, sert ve dayanıklı ağaç" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, esl kelimesinin ılgın ağacı (tamarisk) gibi meyvesiz, gövdesi sert, genellikle çöl ve kurak alanlarda yetişen yaban ağacı olduğunu söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "esl" kelimesinin seçiminin ayetteki peyzaj değişikliğini kusursuz biçimde yansıttığını analiz eder. Sebe'nin lüks, sulak ve estetik tarım arazilerinin yerini alan bu ağaç, medeniyetin yapı taşlarının tamamen çöktüğünü ve vadinin vahşi, meyvesiz bir çöl florasına teslim olduğunu resmeder.

        sidrin (سِدْرٍ)

        Kök harfleri: s-d-r

        İbn Fâris, s-d-r kökünün "gözün kamaşması" anlamının yanı sıra, Arabistan florasında bilinen belirli bir ağaç türünü tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sidr kelimesinin Arabistan kirazı (Arabian jujube) veya sedir ağacı olarak bilinen; dikenli, az meyve veren ancak gölgesinden faydalanılan bir ağaç türü olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökleriyle Arabistan ekolojisindeki yerleşik kullanımını birleştirerek, çöle özgü bu bitkinin Kur'an'da peyzaj anlatımlarında sıkça yer aldığını doğrular. Gabriel Said Reynolds, "sidr" ağacının Kur'an eskatolojisinde barındırdığı ikili kullanıma dikkat çeker. Cennet tasvirlerinde "dikensiz" (mahdûd) formuyla kusursuzlaştırılan sidr ağacı, bu ayetteki dünyevi yıkım bağlamında doğal, dikenli ve yaban formuyla yer alır. Dahası, sonundaki "kalîl" (az) sıfatıyla, Sebe halkına geçmişteki muazzam ihtişamlarını hatırlatan cılız, acı ve küçücük bir hatıra olarak bırakıldığı vurgulanır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X