لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: sebe suresi 15. ayet, rızık, iki bahçe, sebe 15, sebe halkı, şükür, sebe suresi, rab, kavim, topluluk, halk, mağfiret
-
Andolsun ki oturdukları yerlerde Sebe’ kavmine ait büyük bir işaret vardı. Biri sağda diğeri solda iki bahçe. Rabb'inizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. Ne güzel bir belde, ne bağışlayıcı bir Rab!
Sebe Kavmine Verilen Nimetler ve Onların Bu Nimetleri Verene Nankörlük Etmeleri
Andolsun ki oturdukları yerlerde Sebe’ kavmine ait büyük bir işaret vardır. Sebe’den söz edilen âyetin, oturdukları yerde onlara ait mûcizenin bahsedilen iki bahçe olması mümkündür. Biri sağ tarafta, diğeri sol tarafta. Onlar için bu iki bahçede büyük bir ibret vardır, bu da onları bu nimetine karşı Rab’lerine şükretmeye, O’na hamdetmeye ve övgüde bulunmaya sevketmektedir. Veya onlara yaratıcılarının kudretini, hükümranlığını ve azametini hatırlatıyor ki bu, onları neticede karşılaşacakları akıbete ve O’na muhalefet etme sebebiyle cezalandırılmaya yönelik korkuya; Allah’a itaat etmeleri dolayısıyla sevap beklentisine sevketmektedir. Fakat onlar bundan ibret almamaktadırlar. Veya Cenâb-ı Hakk’ın onlara bildirmiş olduğu mûcizenin, onlar için külfetsiz bir şekilde her türlü bolluk ve bereketin, her çeşit meyve ve değerli yiyeceklerin bulunduğu iki bahçenin değiştirilmesine dair olması da mümkündür. Zira Cenâb-ı Hak başka âyetlerde meâlen şöyle buyurmuştur: “De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (hakikati) yalan sayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!”. O, burada onlara iki bahçelerinin yerine başka iki bahçeyle değiştirilmesinde düşünüp ibret almaları halinde onlar için ibret olduğunu bildirmiştir. Çünkü onlar için daha önce geçenlerin bıraktıkları izlere bakma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Hatta bu hususta var olan ibret, onlar için daha fazladır. Çünkü onlar, çeşitli nimetler gördükleri gibi bizâtihî bunu müşahede etmişler, sonra bu nimetler onlar için değiştirilmiştir. Kendilerinden önceki durumları ise ancak kendilerine ulaşan haberler aracılığıyla bilmektedirler. Çünkü söz konusu kimseler helâk olup gitmişlerdir. Bu ise bizâtihî görülüp yaşanan bir durumdur. Biri sağda diğeri solda. Denildi ki: Vadinin sağında ve solunda. “Yolun sağında ve solunda” mânasına gelmesi de mümkündür. Dolayısıyla onların sağında ve solunda olmaktadır.
Rabb’inizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin. Sanki peygamberler onlara şöyle demiş olmaktadır: Rabb’inizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin. Zira Cenâb-ı Hak onlara şöyle şöyle peygamber gönderdiğini bildirmiştir. Ayrıca O, Sebe şehrini güzel olarak nitelemiştir. Nitekim O şöyle buyurmuştur; Ne güzel bir belde. Bu şehrin belirtilen güzelliğinin, bolluğu, bereketi, sularının bolluğu, ürün ve meyvelerinin çeşitliliği mânasında olması mümkündür. Ne bağışlayıcı bir Rab! Yani Rabb’iniz eğer size verdiği rızka ve bahşettiği nimetlere karşı O’na şükrederseniz günahlarınızı ne de çok bağışlayıcı bir Rab’dir! Veya şöyle denilir: Ne de bağışlayıcı bir Rab! Yani ne setredici bir Rab! O’na doğru davranmanız, itaat etmeniz ve nimetlerine şükretmeniz durumunda O, sizin günahlarınızı örter ve sizin ayıplarınızı ortaya çıkarmaz. Rivayet edildiğine göre kadın başının üzerinde küfe, elinde sepet taşır halde bahçeye giriyor, bahçenin bereket ve bolluğundan dolayı eliyle bir şeye dokunmadan küfesi çeşit çeşit meyveler ve ürünlerle doluyordu. En doğrusunu Allah bilir.
Sonra Cenâb-ı Hak onlara ait olan iki bahçenin değiştirilme sebebini ve ne ile değiştirildiğini anlatmıştır. Bu durum şu İlâhî beyanda bildirilmiştir: (Sebe, 16)
Yorumu Yorumla
-
Sebe'in (سَبَإٍ)
Kök harfleri: s-b-e
İbn Fâris, s-b-e kökünün temelinde "esir almak, ele geçirmek" anlamlarının yattığını, ancak kelimenin bu ayette kök anlamından bağımsız olarak belirli bir topluluğun ve coğrafyanın özel ismi (alem) olarak kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini Güney Arabistan (Saba) yazıtlarına dayandırır. Kelimenin dışarıdan alınmış (loanword) bir terim olmaktan ziyade, İslam öncesi Arap yarımadasında ticari ve kültürel etkileşimlerle bilinen köklü bir Güney Arabistan krallığının adı olduğunu doğrular. Theodor Nöldeke, Sebe halkının tarihsel gerçekliğine ve epigrafik (yazıtbilimsel) kanıtlarına dikkat çekerek, bu ismin efsanevi bir topluluğu değil, antik dönemin en büyük ticaret medeniyetlerinden birini temsil ettiğini ifade eder. Patricia Crone ve Michael Cook, Sebe'nin antik Baharat Yolu üzerindeki stratejik konumuna ve bu sayede elde ettiği devasa zenginliğe vurgu yaparak, Kur'an'ın muhataplarının zihninde bu ismin "erişilmez bir refah ve medeniyet" imgesi uyandırdığını analiz ederler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Yemen bölgesinde yaşamış, özellikle Me'rib Barajı ve ileri tarım teknolojileriyle tarihe geçmiş meşhur devleti ve kabileyi tanımladığını kaydeder.
meskenihim (مَسْكَنِهِمْ)
Kök harfleri: s-k-n
İbn Fâris, s-k-n kökünün "hareketin ve sarsıntının durması, sükunet, dinlenme ve yerleşme" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın içinde huzur bulduğu ve dış tehlikelerden korunduğu yere "mesken" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, mesken kelimesini fiziki bir barınaktan ziyade, kişinin ontolojik olarak emniyette hissettiği, bedensel ve ruhsal çalkantıların dindiği (sükunet bulduğu) yerleşim alanı olarak tanımlar. Dücane Cündioğlu, kelimenin ayetteki bağlamını analiz ederken, Sebe halkına verilen meskenin sadece taştan ve topraktan yapılmış evler olmadığını; onların yaşadığı coğrafyanın topyekûn bir "barış, güven ve yerleşik medeniyet yurdu" kılındığını, kelimenin bu mutlak emniyet hissini yansıttığını savunur.
âyetun (اٰيَةٌ)
Kök harfleri: e-y-y
İbn Fâris, bu kökün "bir şeye işaret eden alamet, iz, nişan ve apaçık kanıt" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin duyularla idrak edilen ve kişiyi duyuların ötesindeki görünmeyen (gaybî) hakikate ulaştıran araç olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice veya Aramice "âthâ" (işaret/mucize) sözcüğüyle akrabalığına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında bu kelimenin kullanımını inceler. İzutsu'ya göre Sebe halkının yurdundaki "âyet", gökten inen doğaüstü bir mucize değil; bizzat sahip oldukları kusursuz ekosistemin, barajın ve tarımsal refahın kendisidir. Doğadaki bu muazzam düzen, Allah'ın lütfunu ve varlığını okumaları gereken ontolojik bir işarettir.
cennetâni (جَنَّتَانِ)
Kök harfleri: c-n-n
İbn Fâris, c-n-n kökünün "örtmek, gözden gizlemek" anlamına geldiğini belirtir. Ağaçlarının ve yapraklarının sıklığından dolayı toprağı güneşten ve gözden örttüğü için sık ve gür bahçelere "cennet" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tesniye (ikil) formu olan "cennetân" kullanımının, vadinin iki tarafını kaplayan muazzam büyüklükteki iki ayrı devasa ormanlık veya tarımsal bloğu anlattığını söyler. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımındaki edebi simetriye ve eskatolojik (ahirete dair) çağrışıma dikkat çeker. Dünyevi bir mekanı tanımlamak için "cennet" kelimesinin seçilmesi, Sebe'nin yeryüzünde adeta bir ütopya, ahiret cennetinin yeryüzündeki bir yansıması gibi tasarlandığını gösterir; bu kusursuz tablonun nankörlük sonucu yıkılacak olması, muhatapta yaratılan dramatik etkiyi zirveye taşır.
yemînin (يَم۪ينٍ)
Kök harfleri: y-m-n
İbn Fâris, y-m-n kökünün "sağ taraf, bereket (yümn), güç ve kuvvet" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın sağ elinin genellikle daha güçlü ve işlevsel olmasından dolayı bu kökün bereketi ve gücü simgelediğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sağ yönü ifade ettiğini kaydeder.
şimâlin (وَشِمَالٍ)
Kök harfleri: ş-m-l
İbn Fâris, ş-m-l kökünün "sol taraf, bir şeyi kapsamak ve içine almak" anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "sağdan ve soldan" (yemînin ve şimâlin) ifadesinin tarihsel ve coğrafi gerçekliğini analiz eder. Bu ifade soyut bir yön belirtimi değil; Me'rib Barajı'nın (Arim) sularının vadinin iki yamacına (sağ ve sol kanatlara) açılan mükemmel mühendislik harikası kanallarla dağıtılmasını ve böylece vadinin her iki tarafında uzayıp giden simetrik, devasa tarım arazilerinin (bahçelerin) varlığını resmeden son derece somut ve topografik bir tasvirdir.
kulû (كُلُوا)
Kök harfleri: e-k-l
İbn Fâris, e-k-l kökünün "çiğnemek, yutmak, gıdayı tüketmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ekl eyleminin sadece fizyolojik bir yeme işlemi olmadığını; sunulan her türlü rızıktan, nimetten ve imkandan istifade etmek, onları faydaya dönüştürmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki emir kipi (yiyin), Allah'ın Sebe halkına nimetlerinden yararlanma konusunda sunduğu mutlak özgürlüğü ve ilahi cömertliği yansıtır.
rizkı (رِزْقِ)
Kök harfleri: r-z-k
İbn Fâris, r-z-k kökünün "devamlılık arz eden, bedene ve ruha fayda sağlayan pay, nasip" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızkın dünyevi (tarımsal ürünler, su, güvenlik) ve uhrevi her türlü ilahi bağışı kapsadığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni olarak Orta Farsça (Pehlevice) "rôzîg" veya Süryanice "rûzîkâ" kelimelerine işaret eder; ancak Kur'an'ın bu kelimeyi sıradan bir günlük tayın veya erzak anlamından çıkarıp, bütün bir medeniyeti ayakta tutan "ilahi ekonomik lütuf ve inayet" teolojisine dönüştürdüğünü doğrular.
rabbikum (رَبِّكُمْ)
Kök harfleri: r-b-b
İbn Fâris, r-b-b kökünün "bir şeye sahip olmak, onu korumak, beslemek ve kemale (olgunluğa) erişinceye kadar adım adım terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin mutlak eğitici, gözetici ve ihtiyaçları karşılayıcı olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "Rabb" (efendi, ulu kişi) kelimeleriyle Sami ailesindeki ortak kökenine dikkat çeker. Sebe bağlamında "Rabbinizin rızkı" tamlaması, bu muazzam tarımsal ve hidrolojik (suya dayalı) medeniyetin kendi kendine veya pagan tanrıların (güneşin/yıldızların) lütfuyla değil; onları anbean gözeten ve besleyen tek bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu ilan eder.
eşkurû (وَاشْكُرُوا)
Kök harfleri: ş-k-r
İbn Fâris, ş-k-r kökünün "nimeti takdir etmek, lütfun izini ve etkisini kendi üzerinde olumlu bir eylem olarak göstermek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şükrün üç aşaması olduğunu söyler: Nimetin kalple bilinmesi, dille övülmesi ve bedenin organlarıyla (amelle) o nimetin asıl sahibinin rızasına uygun kullanılması. Toshihiko Izutsu, şükür kavramının "küfür" (nankörlük/inkar) kavramının tam varoluşsal karşıtı olduğunu analiz eder. İzutsu'ya göre Allah, Sebe halkına verdiği bu devasa ekolojik ve ekonomik zenginlik (rızık) karşılığında onlardan yalnızca ahlaki ve teolojik bir karşılık (şükür) talep etmektedir; şükür, medeniyetin ilahi lütufla kurduğu dengeyi koruyan tek ontolojik sözleşmedir.
beldetun (بَلْدَةٌ)
Kök harfleri: b-l-d
İbn Fâris, b-l-d kökünün "sınırları belli olan yer, iz ve nişanların bulunduğu toprak parçası" anlamına geldiğini belirtir. İnsanın üzerinde yaşadığı, imar ettiği ve sınırlarını çizdiği alana "belde" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, medeniyetin kurulduğu, insanların topluca yerleşik hayata geçtiği şehir, bölge veya ülkeyi ifade ettiğini kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin ayette Sebe'nin başkenti Me'rib'i veya genel olarak Yemen coğrafyasını kastettiğini; bu bölgenin antik çağda "Arabia Felix" (Mutlu/Bahtiyar Arabistan) olarak anılmasının altında yatan muazzam refahı tanımladığını belirtir.
tayyibetun (طَيِّبَةٌ)
Kök harfleri: t-y-b
İbn Fâris, t-y-b kökünün "temiz, güzel, hoşa giden ve zararlı unsurlardan arınmış" anlamına geldiğini, pis ve iğrenç anlamına gelen "habîs" kelimesinin zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın hem duyularına hem de ruhuna lezzet veren, fıtrata uygun her türlü maddi ve manevi güzelliği kapsadığını söyler. Dücane Cündioğlu, "beldetun tayyibetun" (güzel/temiz bir şehir) tamlamasını, Kur'an'ın ideal kent (ütopya) tasviri olarak okur. Ona göre bu ifade, sadece tarımsal bereketi değil; havası, suyu, ekolojisi bozulmamış, hastalıklardan, haşerattan ve toplumsal kaostan arınmış mutlak estetik ve çevresel saflığı yansıtır.
rabbun (وَرَبٌّ)
Kök harfleri: r-b-b
İbn Fâris, r-b-b kökünün gözetip kollayan, besleyen ve terbiye eden otorite anlamına geldiğini yineler. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın varlıklar üzerindeki mutlak şefkatli iktidarını ifade eder.
ğafûrun (غَفُورٌ)
Kök harfleri: ğ-f-r
İbn Fâris, ğ-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek, kirden ve zarardan korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiret kavramının Allah'ın kulunu azaptan koruması ve hatalarını merhametiyle örtmesi olduğunu ifade eder. El-Gafûr ismi, bu bağışlama eyleminin sürekliliğini ve büyüklüğünü gösteren mübalağa formundadır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki "güzel bir şehir ve çok bağışlayan bir Rab" uyumunun (tenasüp) barındırdığı derin teolojik mesaja dikkat çeker. Fiziksel ve çevresel kusursuzluk (beldetun tayyibe) ile ilahi bağışlayıcılık (rabbun ğafûr) yan yana getirilerek; Allah'ın bu refah toplumuna despotik bir efendi olarak değil, ufak tefek hatalarını örtecek kadar şefkatli bir varlık olarak yaklaştığı gösterilir. Medeniyetin çöküşü Allah'ın gazabından değil, onların bu muazzam toleransı ve lütfu ısrarla reddetmelerinden (şükrü terk etmelerinden) kaynaklanacaktır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla