Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 11. Ayet

    اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eni-’mel sâbiġâtin vekaddir fî-sserd(i)(s) va’melû sâlihâ(an)(s) innî bimâ ta’melûne basîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(Ona şöyle buyurduk:) "Geniş zırhlar imal et, örgüsünü ölçülü yap' Siz de (ey müminler!) dünya ve âhirete faydalı işler yapın; şüphesiz ben yaptıklarınızı görmekteyim.”

      Geniş zırhlar imal et. Sanki O şöyle buyurmuştur: “Onun için demiri yumuşattık” ve ona şöyle dedik: Geniş zırhlar imal et. Bazıları şöyle demiştir: Bunlar geniş zırhlardır. Denildi ki: Bunlar uzun zırhlardır. Sanki Cenâb-ı Hak ona, düşmanla savaşmaya yarayacak baştan ayağa kadar örten zırhlar üretmesini emretmiştir.

      Örgüsünü ölçülü yap. Bazıları şöyle demiştir: Bundan önce zırhlar döküm levhalar şeklindeydi. Allah’ın peygamberi halkaları birbirine geçirmek suretiyle zırhı örmüştür. “Serd”, halkalardaki çivilerdir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: halkalardaki çivileri ölçülü yap. Halkaları genişletip çivileri ince yapma. Bu durumda zırhlar gevşek olur. Çivileri büyük yapıp halkaları dar yapma. Bu durumda da kırılıp parçalanır. Aksine daha sağlam olması için ölçülü yap. Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle demiştir: Örgüsünü ölçülü yap. Yani dizilişini. Yani çivilerini ince yapma ki bu durumda oynar. Çivilerini kalın da yapma ki bu durumda halkaları kırar. Bu beyanda geçen kelimeden türetilerek zırh ustasına “serrâd'’, “zirâd” ve “zerrâd” denilmiştir. Bu kullanım “sırât” ve “zirât” denilmesi gibidir. "es-Serdü”, örgüyü devam ettirmek demektir. Başkaları şöyle demiştir: “es-Serdü”, halkaları delmek ve bunları birbirine geçirmek demektir.

      Yararlı işler yapın. Bu beyan şu mânaya gelebilir: Yararlı işler yapın. Belirtilen zırh yapma işinde. Bunun dışındaki başka işler de olabilir. Şüphesiz ben yaptıklarınızı görmekteyim. Bu beyan tehdit mânasındadır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        i'mel (اعْمَلْ)

        Kök harfleri: a-m-l

        İbn Fâris, a-m-l kökünün "bir işi yapmak, bir eylem icra etmek, çalışmak ve zanaat" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, amel kavramını sıradan bir fiilden ayırarak, belirli bir niyet, irade ve uzmanlık gerektiren bilinçli eylem olarak tanımlar. Bu ayetteki bağlamında emir formunda (i'mel) gelen bu fiil, doğrudan Davud peygamberin teknik bir becerisini, demiri işleyerek zırh üretme zanaatını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayet içinde aynı kökten türeyen fiillerin ardışık ancak farklı bağlamlarda kullanımına dikkat çeker. İlk "i'mel" emri fiziksel ve teknolojik bir zanaatı (zırh yapmayı) karşılarken; cümlenin devamındaki "va'melû" (ve amel edin) emrinin ahlaki ve teolojik bir kapsama (salih amel) dönüştüğünü analiz eder. Bu durum, Kur'an'ın maddi çaba ile manevi eylemi aynı kavramsal kök üzerinden nasıl bütünleştirdiğini gösterir.

        sâbiğâtin (سَابِغَاتٍ)

        Kök harfleri: s-b-ğ

        İbn Fâris, s-b-ğ kökünün temelinde "bir şeyin tam, eksiksiz, bol, geniş ve örtücü olması" anlamının yattığını belirtir. Nimetin bol ve kapsayıcı olmasına da "isbâğ" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "sâbiğa" kelimesinin savaşçının bedenini baştan aşağıya örten, koruyuculuğu yüksek, geniş ve bol zırh anlamına geldiğini söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'an'daki bu tekil kullanımının (sâbiğât), Davud peygambere lütfedilen demir işleme mucizesinin sıradan bir demircilik değil, döneminin askeri teknolojisinde çığır açan üst düzey, ergonomik ve tam korumalı bir askeri teçhizat tasarımı olduğunu vurgular.

        kaddir (قَدِّرْ)

        Kök harfleri: k-d-r

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "bir şeyin miktarını, ölçüsünü, sınırını ve değerini belirlemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takdir kavramının, bir nesneyi rastgele değil, belirli bir hikmet, hesap ve mühendislik ölçüsüne göre tasarlamak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu emrin doğrudan bir tasarım ve oran (proporsiyon) talimatı olduğunu belirtir. Zırh yapımında halkaların ne hareket kabiliyetini kısıtlayacak kadar küçük ve sıkı, ne de silah geçirecek kadar büyük ve gevşek olmaması gerektiğini; dolayısıyla ilahi vahyin burada adeta bir mühendislik standardı, bir ölçü ve denge (takdir) prensibi koyduğunu analiz eder.

        es-serdi (السَّرْدِ)

        Kök harfleri: s-r-d

        İbn Fâris, s-r-d kökünün "delmek, birbirine geçirmek, nesneleri birbiri ardına sırayla dizmek" anlamına geldiğini ifade eder. Zırh ustasına bu dizme eyleminden dolayı "zerrâd" (veya serrâd) dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, serd kavramının halkaları veya parçaları son derece muntazam, boşluk bırakmadan ve sağlam bir şekilde örmek olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kökenini incelerken, zırh örme sanatıyla ilgili bu terimin Farsça "zerd" (zırh) kelimesiyle fonetik bir akrabalığı olabileceğine dair klasik dönem tartışmaları aktarır; ancak "serd" kelimesinin Arapçada sağlam bir örgüyü ve kesintisiz bir anlatımı (kıssayı serdetmek gibi) anlatan asil ve yerleşik bir kök olduğunu doğrular. Dücane Cündioğlu, kelimenin içerdiği estetik ve sağlamlık boyutuna dikkat çeker; "serd" eyleminin sadece kaba bir demir işçiliği değil, savaş aletine uygulanan kusursuz bir ritim, sanatkârane bir dokunuş ve ilahi öğretinin eseri olan bir zanaat inceliği olduğunu vurgular.

        sâlihan (صَالِحًا)

        Kök harfleri: s-l-h

        İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın (bozulmanın, yıkımın) tam zıddı olduğunu, bir şeyi düzeltmek, onarmak, faydalı ve uygun hale getirmek" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salah" kavramının nefse, çevreye ve topluma fayda sağlayan, ilahi rızaya uygun düşen yapıcı eylemler olduğunu ifade eder. Dücane Cündioğlu, fiziksel bir savunma aracı olan zırh inşasının (sâbiğât) hemen ardından manevi bir onarım olan "salih amel" inşasının emredilmesinin Kur'an'ın eşsiz üslubu olduğunu savunur. Ona göre, bedeni dış tehlikelerden korumak için zırhın örgüsünü ve ölçüsünü (takdir/serd) sağlam tutan peygamber ve ailesi, ruhlarını da dünyevi güç zehirlenmesinden korumak için eylemlerinin ahlaki ölçüsünü (salih amel) sağlam tutmakla emrolunmuştur.

        basîrun (بَصِيرٌ)

        Kök harfleri: b-s-r

        İbn Fâris, b-s-r kökünün "gözle görmek, fark etmek" anlamının yanı sıra "kalple idrak etmek, bir şeyin hakikatine ve iç yüzüne vakıf olmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, basiret kavramının eşyanın sırlarını, gizli kalan boyutlarını net bir şekilde gören derinlemesine kavrayış olduğunu açıklar. Allah'ın ismi olarak "el-Basîr", hiçbir engelin ve karanlığın O'nun görmesini perdeleyemeyeceğini ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin sonundaki bu ismin kullanım bağlamına dikkat çeker. "Ben yaptıklarınızı eksiksiz görmekteyim" (basîrun) ifadesi, hem Davud'un demire verdiği şeklin teknik kusursuzluğunu hem de ailenin ortaya koyduğu ahlaki eylemlerin (salih amellerin) niyet ve kalitesini aynı anda gözeten, maddi ve manevi tüm işleri kuşatan ilahi bir denetim ve şahitlik makamını temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X