وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ مِنَّا فَضْلاًۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
“Andolsun ki biz Dâvûd'a tarafımızdan müstesna bir lütufta bulunduk. ‘Ey dağlar! Onunla birlikte teşbih edin ve ey kuşlar!' buyurduk ve onun için demiri yumuşattık.”
Dâvûd Peygambere Verilen Mûcizeler
Andolsun ki biz Dâvûd’a tarafımızdan müstesna bir lütufta bulunduk. Yani ilim verdik. Tıpkı şu İlâhî beyan gibi: “Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik”. Bazıları şöyle demiştir: Lütuf. Yani nübüvvet. Bazıları şöyle demiştir: Lütuf, Allah’ın ona bahşetmiş olduğu hükümranlıktır. Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiği lütuf, bu beyanın hemen akabinde bildirdiği üzere dağların ve kuşların onun emrine verilmesi, bu varlıkların onunla birlikte tesbih etmeleri, bir araç ve ateş olmaksızın demirin onun için yumuşatılması mânasına gelebilir. Öyle ki Dâvûd ondan bir takım zırhlar ve savaş aletleri üretmiştir. Allah Dâvûd’a öyle lütuflarda bulunmuştur ki biz bunları saymaya çalışsak buna güç yetiremeyiz.
Ey dağlar! Onunla birlikte tesbih edin. Ey kuşlar. Kuşlar kelimesini mansûb okuyan, bunların onun emrine verilmiş olduğunu kabul etmiştir. Sanki şöyle demiş olur: Biz kuşları onun emrine verdik. Bu kelimeyi merfû okuyan ise nidâ mânası vermiş olur: Ey kuşlar! Onunla birlikte tesbih edin. Yani onunla birlikte Allah’ı yüceltin. Dağların ve kuşların tesbihi hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Bu sözle ve konuşmaya dayalı bir tesbih değil, yaratılış bakımından tesbihtir. Çünkü her varlığın fıtratına, Allah’ın birliğine ve ulûhiyetine şahitlik etme özelliği yerleştirilmiştir. Fakat burada onunla beraber tesbih etmeleri bildirilmiştir. Eğer buradaki tesbih, yaratılış bakımından bir tesbih olsaydı Dâvûd’la (a.s.) birlikte tesbih etmelerinin belirtilmesi anlamsız olurdu. Çünkü yaratılış bakımından tesbih, Dâvûd (a.s.) olsun veya olmasın gerçekleşir. Fakat Allah Teâlâ’nın dağların iç dünyasında Dâvûd’un (a.s.) anladığı, fakat başkasının anlamadığı farklı bir tesbih varetmiş olması da mümkündür. Bu, karıncanın diğer karıncalarla fısıldaşarak konuşmasına dair belirttiğimiz durum gibidir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Bir karınca, ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler’ dedi”. Allah Teâlâ, karıncanın iç dünyasında bir mâna yaratmıştır ki Süleyman’ın (a.s.) bunu işitmesini sağlamış, böylelikle Süleyman (a.s.) bu karıncanın konuşmasını anlamıştır. Cenâb-ı Hak diğer askerlerin bu konuşmayı işitmelerini sağlamamıştır. Dağların ve kuşların tesbihleri de bu mânadadır. En doğrusunu Allah bilir.
Onun için demiri yumuşattık. Cenâb-ı Hak bunu onun için nübüvvetinin bir mûcizesi kılmıştır. Öyle ki Cenâb-ı Hak ateş ve demiri yumuşatacak başka bir sebep olmaksızın onun için demiri yumuşatmış böylece o, onunla dilediği aleti yapmıştır. Cenâb-ı Hak onun dışındaki hiçbir insana ateş ve başka bir vasıta olmaksızın demiri kullanma gücü vermemiştir ki bu durum onun için mûcize olsun.
Yorumu Yorumla
-
velekad (وَلَقَدْ)
Kök harfleri: l-k-d
Bu yapı, tekit (pekiştirme) ifade eden "lam", kesinlik bildiren "kad" ve bağlaç olan "vav" harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu tür yapıların söze kesinlik kattığını ve muhatabın zihnindeki şüpheyi gidermeyi amaçladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kad" edatının geçmiş zaman fiilinin başına geldiğinde, o işin gerçekleşmiş olduğunun sarsılmaz bir gerçeklik (tahkik) ifade ettiğini söyler. Ayetteki kullanımı, Davud peygambere verilen nimetlerin birer tarihsel iddia değil, ilahi olarak tescillenmiş kesin vakıalar olduğunu vurgular.
âteynâ (اٰتَيْنَا)
Kök harfleri: e-t-y
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaştırmak ve bir şeyi birine vermek" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "itâ" eyleminin genellikle bir lütuf, bağış ve üstün bir ikram olarak verme durumlarını anlattığını belirtir. Kelimenin "nâ" (Biz) zamiriyle Allah'a nispet edilmesi, Davud'a verilenlerin bir kazanım değil, doğrudan ilahi iradenin bir bağışı olduğunu vurgular. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da bu fiilin peygamberlere verilen mucizevi yetenekler ve kitaplar için kullanıldığını, bunun bir "seçilmişlik" nişanesi olduğunu kaydeder.
Dâvûde (دَاوُ۫دَ)
İbranice kökenli (David) özel bir isimdir. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak "sevgili" veya "en çok sevilen" (beloved) anlamına geldiğini, İbrani geleneğinden Arapçaya geçtiğini belirtir. Theodor Nöldeke, ismin Kur'an'da hem hükümdarlık hem de peygamberlik vasıflarını birleştiren bir figür olarak yer aldığını ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Davud isminin Kur'an'da güç (eyd), hikmet, adalet ve eşsiz bir sesle yapılan tesbihat ile özdeşleştiğini, onun şahsında "kudret" ve "ibadet" dengesinin zirveye ulaştığını analiz eder.
fadlen (فَضْلًا)
Kök harfleri: f-d-l
İbn Fâris, f-d-l kökünün "bir şeyin fazlası, artığı, üstünlüğü ve diğerlerinden ayırt edici farkı" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fazl" kavramını, bir kimsenin hak ettiğinden daha fazlasını ona bağışlamak veya birine diğerlerinden daha üstün mevkiler/yetenekler vermek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın lütuf terminolojisinde "fazl"ın, Allah'ın kullarına olan karşılıksız ve cömert yönelimini temsil ettiğini söyler. Davud'a verilen bu "fazl", ona lütfedilen hem siyasi iktidar hem de demiri eritme ve dağlarla tesbih etme gibi mucizevi yetenekleri kapsar.
yâ cibâlu (يَا جِبَالُ)
Kök harfleri: c-b-l
İbn Fâris, c-b-l kökünün temelinde "sertlik, kabalık ve bir şeyi bir araya getirip yoğunlaştırmak" anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cebel" (dağ) kelimesinin yerdeki sarsılmaz, büyük ve heybetli kütleleri ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın doğa tasvirlerinde dağların genellikle "evvelin ve ahirin" şahitleri, yerin sarsılmaz kazıkları (evtad) olarak resmedildiğini belirtir. Ayette dağlara doğrudan hitap edilmesi (nida), cansız varlıkların bile ilahi iradeye tam teslimiyetini ve peygamberin tesbihatına katılımını gösteren kozmik bir boyutu yansıtır.
evvibî (اَوِّب۪ي)
Kök harfleri: e-v-b
İbn Fâris, e-v-b kökünün "dönmek, rücu etmek ve yönelmek" anlamına geldiğini belirtir. Akşamleyin sığınağına dönen varlıklar için de bu kökten türeyen kelimelerin kullanıldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "te'vîb" kelimesinin bir şeyi tekrarlamak, bir yöne tekrar tekrar rücu etmek olduğunu söyler. Davud'un tesbihatına karşılık dağlara ve kuşlara verilen bu emir, onunla birlikte seslerin yankılanması, tesbihatın ritmik bir şekilde tekrarlanması ve ilahi zikre iştirak edilmesi anlamına gelir. Dücane Cündioğlu, kelimenin sadece bir "yankılanma" değil, varlıkların fıtri olarak Yaratıcı'larına yönelme (evb) halini anlattığını, Davud'un sesinin bu kozmik yönelişi tetikleyen bir orkestra şefi işlevi gördüğünü analiz eder.
et-tayra (وَالطَّيْرَ)
Kök harfleri: t-y-r
İbn Fâris, t-y-r kökünün "havada hareket etmek, kanat çırpmak ve yerden yükselmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, havada uçan her türlü canlıya "tayr" denildiğini ifade eder. Ayette dağlarla birlikte kuşların da Davud'a eşlik etmesi, ilahi zikrin hem yerin en ağır ve sabit varlıklarını (dağlar) hem de göğün en hafif ve hareketli varlıklarını (kuşlar) kapsayan evrensel bir koroya dönüştüğünü simgeler.
elenna (وَاَلَنَّا)
Kök harfleri: l-y-n
İbn Fâris, l-y-n kökünün "sertliğin ve kabalığın zıddı olan yumuşaklık, esneklik ve kolaylık" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilâne" (elenna) eyleminin, sert ve katı bir maddeyi ısıl veya mucizevi bir işlemle yumuşatmak, ona kolayca şekil verilebilir bir kıvam kazandırmak olduğunu söyler. Bu fiilin Allah'a nispet edilmesi, fizik kanunlarının (demirin sertliği) ilahi bir müdahale ile peygamber için askıya alındığını gösterir.
el-hadîde (الْحَد۪يدَ)
Kök harfleri: h-d-d
İbn Fâris, h-d-d kökünün "engellemek, sınırlamak ve sertlik" anlamlarına geldiğini belirtir. Keskin ve sert olduğu için demire "hadîd", sınırları belirleyen şeye "hadd" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, demirin gücü, dayanıklılığı ve insan hayatındaki teknolojik önemi üzerinde durur. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine şarkiyatçı literatürdeki tartışmaları aktarırken, demirin işlenmesinin antik Ortadoğu kültüründe bir medeniyet sıçraması olduğunu, Kur'an'ın bu unsuru Davud peygambere verilen bir "mucize" ve "teknolojik lütuf" olarak sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, demirin yumuşatılmasının (ilâne), Davud'un sadece bir zahit veya müzisyen değil, aynı zamanda demir işleme teknolojisine (zırh yapımı) sahip bir askeri ve siyasi deha olduğuna dair Kur'ani vurgunun altını çizer.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla