اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفاً مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
“Kendilerini her yönden kuşatan göğe ve yere bakıp düşünmezler mi? Dilesek onları yerin dibine geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Kuşkusuz bütün bunlarda Allah’a yönelen her kul için alınacak bir ders vardır."
Kendilerini her yönden kuşatan göğe ve yere bakıp düşünmezler mi? Daha önce görmezler mi, görmediniz mi ve benzeri İlâhî beyanların iki mânaya gelebileceğini açıklamıştık. Bunlardan biri şudur: Yani onlar görmüşlerdir. Yani bu beyan haber mânasındadır. İkincisi bu beyanın emir mânasında olmasıdır. Yani bakınız. Ayrıca bazıları şöyle demektedir: İnsan nereye giderse gitsin arkasında bıraktığı mekânlarda gördüğü gibi önünde de göğü görür. Aynı durum yerküre için de söz konusudur. Katâde şöyle demektedir: Yer ve göğün onları nasıl kuşattığına baksınlar. Bu yorum aynı mânadadır.
Dilesek onları yerin dibine geçiririz. Tıpkı onlardan öncekileri yerin dibine geçirdiğimiz gibi. Veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Yani gökten azap indiririz. İnkâr ve inat etmeleri sebebiyle kendilerinden öncekilere indirdiğimiz gibi. Cenâb-ı Hak bu beyanı onların “Allah hakkında yalan mı uyduruyor, yoksa aklını mı yitirmiş bu?” sözlerinin akabinde bildirmiştir. Yani önlerindeki ve arkalarındaki yer ve göğe baksınlar ki onun Allah’ın peygamberi olduğunu, onun ve “ölümden sonra yeniden dirilme vardır ve azap inecektir” sözlerinin doğru olduğunu bilsinler. Yine bilsinler ki o, bu sözleri aklını yitirmiş bir halde değil, aksine bir bilgi, aklî bir ilke ve kaynağa dayanarak söylemektedir. Çünkü bütün genişliğine, büyüklüğüne ve şiddetine rağmen göğü ve aynı şekilde yeri yaratmaya güç yetiren, elbette yeniden diriltmeye güç yetirir. Yine dilediğini yerin dibine geçirmeye ve dilediğinin başına göğü indirmeye güç yetirir. Veya O şöyle buyurmaktadır: Eğer bakarlarsa O’nun özellikleri anılan göğü ve yeri boşuna yaratmadığını, aksine bu ikisini bir hikmete dayanarak yarattığını bilirler. Bu ikisinin yaratılması, ancak ölümden sonra yeniden dirilmeyle hikmetli bir iş olur. Yoksa sadece yok olmak üzere yaratılmaları hikmetli bir iş olmaz. Bununla ne kastettiğini en iyi Allah bilir.
Kuşkusuz bütün bunlarda Allah’a yönelen her kul için alınacak bir ders vardır. “Munîb”. Denildi ki: O, Allah’a itaat eden kimsedir. Denildi ki: O, Allah’ın emrine yönelen kimsedir. “Münîb” burada sanki mümin demektir. Çünkü o, âyetlere iman eden kimsedir. Dolayısıyla mümin âyetlere iman eden kişi olduğuna göre o, aynı zamanda bundan yararlanan kimsedir. Böylelikle âyet, onun hakkında inmiş olur. Âyetleri inkâr edene gelince o, bu âyetlerden yararlanmaz, dolayısıyla gerçekte âyet onun için inmiş bir âyet olmaz.
Yorumu Yorumla
-
efelem yerav (أَفَلَمْ يَرَوْا)
Kök harfleri: r-e-y
İbn Fâris, r-e-y kökünün "gözle görmek, bakmak ve akılla idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kelimenin sadece fizyolojik bir duyumu değil, aynı zamanda kalbin ve zihnin gerçeği fark etme sürecini de kapsadığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramını incelerken bu ayetteki kullanımın sıradan bir bakış (basar) değil; bakılan şeyden ibret (ders) çıkarmayı, evrendeki düzeni tefekkür ederek ontolojik bir kavrayışa ulaşmayı hedefleyen derinlikli bir görme eylemi olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi teorisinde (epistemoloji) "görme" eyleminin merkezi bir rol oynadığını vurgular. İzutsu'ya göre ayetteki bu uyarı (Görmezler mi?), inkar edenlerin içine düştükleri epistemolojik körlüğü kırma girişimidir; muhatabı, fiziksel dünyanın (afak) sunduğu verilerden hareketle Yaratıcı'nın mutlak kudretini içsel olarak fark etmeye çağıran aktif bir idrak tetikleyicisidir.
beyne eydîhim (بَيْنَ أَيْدِيهِمْ)
Kök harfleri: y-d-y
Sözlükte "iki ellerinin arası" anlamına gelen bu ifade, Arapçada yerleşik bir deyimdir. İbn Fâris, y-d-y kökünün insan elini ifade ettiğini, gücün ve eylemin merkezi olduğu için mecazi anlamlar kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu terkibin insanın doğrudan önünde bulunan, açıkça görebildiği, kontrolü altında olduğunu düşündüğü yakın mekansal veya zamansal alanı (geleceği) temsil ettiğini kaydeder. Dücane Cündioğlu, Kur'an'ın dilsel yapısındaki bu tür antropomorfik (insan biçimci) ve bedensel metaforların çevirisindeki zorluklara dikkat çeker. "Ellerinin arası" ifadesinin Türkçeye lafzen çevrilmesinin kelimenin barındırdığı asıl vurguyu zedelediğini; burada kastedilenin inkar edenlerin "gözlerinin önündeki, yüzleştikleri ve inkarı kabil olmayan apaçık kozmik ve coğrafi gerçeklik" olduğunu savunur.
halfahum (خَلْفَهُمْ)
Kök harfleri: h-l-f
İbn Fâris, h-l-f kökünün "ön ve başlangıç" anlamlarına gelen kelimelerin zıddı olduğunu; bir şeyin arkasında kalmayı, ardında olmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin mekansal olarak arka tarafı, zamansal olarak ise geçmişi anlattığını söyler. Ayette "beyne eydîhim" (önlerindeki) ifadesiyle birlikte zıtlık (tıbak) sanatı oluşturarak kullanılması, insanın yeryüzündeki ontolojik kuşatılmışlığını simgeler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir literatürüne dayanarak, ön ve arka kelimelerinin bir araya gelmesinin "her yönü, tüm boyutlarıyla evreni" ifade eden bir mecaz-ı mürsel olduğunu; insanın nereye dönerse dönsün gök ve yer tarafından çepeçevre sarıldığını, kaçacak hiçbir mekanının olmadığını vurguladığını belirtir.
es-semâi (السَّمَاءِ)
Kök harfleri: s-m-v
İbn Fâris, s-m-v kökünün temelinde "yüksek olmak, yücelmek ve üstte bulunmak" anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yeryüzünün üzerinde bulunan ve onu bir çadır gibi kaplayan fiziksel kozmik tavana işaret ettiğini kaydeder. Bu ayet bağlamında gökyüzü, sadece yıldızların bulunduğu durağan bir boşluk değil; ilahi emre amade, gerektiğinde azap ve yıkım indirebilecek potansiyel bir güç merkezi olarak resmedilir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi vaazlarındaki kozmolojik unsurları analiz ederken, gökyüzünün (sema) genellikle ilahi korumanın ve rahmetin bir sembolü (güvenli bir tavan) olarak sunulduğunu; ancak bu tür tehdit ayetlerinde gökyüzünün aniden o güvenilir yapısını yitirerek, müşrikleri her an ezebilecek parçalara (kisef) ayrılma potansiyeli taşıyan bir kırılganlık metaforuna dönüştüğünü vurgular.
el-ardi (الْأَرْضِ)
Kök harfleri: e-r-d
İbn Fâris, bu kökün "zemin, alt kısım, aşağıda olan" anlamına geldiğini ve gökyüzünün (sema) karşıtı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, üzerinde yaşanılan, ayak basılan ve güven duyulan yerküreyi tanımladığını söyler. Arthur Jeffery, bu kelimenin tüm Sami dillerinde (İbranice "eretz", Aramice "ar'a") değişmeden kalan ve arkaik dönemlerden beri "yaşanılan katı zemin" anlamına gelen ortak bir kültürel kod olduğunu doğrular. Bu ayetteki bağlamında yeryüzü, müşriklerin üzerinde kibirle yürüdükleri, sarsılmaz zannettikleri ancak ilahi bir irade (neşe') ile her an içine çöküp (hasf) onları yutabilecek tehlikeli ve kaygan bir zemin olarak yeniden tanımlanmaktadır.
neşe' (نَشَأْ)
Kök harfleri: ş-y-e
İbn Fâris, ş-y-e kökünün "istemek, irade etmek, bir şeyin olmasını dilemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" kavramının mutlak bir irade ve yönelimi ifade ettiğini; Allah'a nispet edildiğinde (İn neşe' / Eğer dilersek) O'nun dilediği an varlık alemine müdahale etme kudretini, evrendeki hiçbir yasanın O'nun mutlak iradesini bağlayamayacağını anlattığını söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin kelam (teoloji) ilmindeki yerine dikkat çekerek, ilahi meşîetin determinist (kaderci ve değişmez) bir doğa yasası algısını yıktığını, evrenin işleyişinin mekanik değil, her an Allah'ın "dilemesine" bağlı olarak devam eden dinamik bir süreç olduğunu vurgular.
nahsif (نَخْسِفْ)
Kök harfleri: h-s-f
İbn Fâris, h-s-f kökünün "bir şeyin batması, yere gömülmesi, çökmesi ve ışığının kaybolması" anlamlarına geldiğini belirtir. Ay tutulmasına "hüsuf" denmesinin de ayın ışığının batıp kaybolmasından kaynaklandığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin özellikle yeryüzünün altındaki boşluklara doğru aniden çökmesi ve üzerindekileri yutması (yerin dibine geçirme) şeklindeki korkunç bir ilahi cezayı ifade etmek için kullanıldığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki psikolojik etkisini analiz eder; sağlam, katı ve güvenilir olarak algılanan yeryüzünün (ard) aniden yarılarak insanı içine çekmesi (hasf) tehdidi, muhatabın dünyevi güvenlik algısını kökünden sarsan, kibrini yerle bir eden son derece şiddetli ve görsel bir eskatolojik dehşet tablosudur.
nuskıt (نُسْقِطْ)
Kök harfleri: s-k-t
İbn Fâris, s-k-t kökünün "bir şeyin yüksek bir yerden aşağıya doğru düşmesi, değerini yitirmesi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sukût" eyleminin yukarıdan aşağıya istemsizce inmek olduğunu, ayetteki "iskat" (nuskıt) formunun ise bir failin (Allah'ın) gökyüzündeki kütleleri bilinçli olarak ve bir ceza maksadıyla aşağıya, müşriklerin üzerine düşürmesi eylemini anlattığını ifade eder.
kisefen (كِسَفًا)
Kök harfleri: k-s-f
İbn Fâris, k-s-f kökünün "bir şeyi kesmek, kırmak, parçalara ayırmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kisfet" kelimesinin çoğulu olan kisef'in, büyük bir bütünden kopmuş ağır parçalar, kütleler veya bulut kümeleri anlamına geldiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kelime seçimiyle kurduğu edebi atmosfere dikkat çeker; alttan yeryüzünün çökmesi (hasf) ile üstten gökyüzünün sert ve ezici kütleler (kisef) halinde başlarına yıkılması tehdidi birleşerek, inkar edenin evren içinde ne kadar çaresiz, savunmasız ve her yönden kıskıvrak yakalanmış olduğunu muazzam bir şiirsel simetriyle anlatır.
âyeten (لَآيَةً)
Kök harfleri: e-y-y
İbn Fâris, bu kökün "bir şeye işaret eden alamet, iz, nişan ve apaçık kanıt" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin duyularla idrak edilen ve kişiyi duyuların ötesindeki görünmeyen (gaybî) hakikate ulaştıran araç olduğunu söyler. Bu bağlamda yerin ve göğün muazzam yapısı, onların çökme veya düşme potansiyeli taşıması ilahi kudretin en büyük nişanesidir (ayettir). Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "âthâ" sözcüğüyle bağını doğrulamakla birlikte, Kur'an'ın bu kelimeyi doğadaki fiziksel fenomenleri ilahi birer mesaj olarak okuma pratiği (doğa teolojisi) geliştirmek üzere eşsiz bir biçimde kavramsallaştırdığını aktarır.
abdin (عَبْدٍ)
Kök harfleri: a-b-d
İbn Fâris, a-b-d kökünün temelinde "boyun eğmek, uysallaşmak, ezilmek ve itaat etmek" anlamının yattığını belirtir. Çok yürünmekten dolayı düzleşmiş ve belirginleşmiş yola "tarîkun muabbad" dendiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "abd" kelimesinin aklını ve iradesini kullanarak Allah'ın mutlak otoritesi karşısında kendi acziyetini kabul eden, O'na kulluk eden insan anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rabb (sahip/terbiye eden) ve Abd (kul) ilişkisinin Kur'an'ın anlamsal evrenindeki en temel ontolojik hiyerarşi olduğunu belirtir. İzutsu'ya göre "abd" olmak bir aşağılanma değil, evrendeki hakiki yerini (yaratılmışlığını) idrak ederek özgürleşme halidir.
munîbin (مُنِيبٍ)
Kök harfleri: n-v-b
İbn Fâris, n-v-b kökünün "bir şeye veya bir yere tekrar tekrar dönmek, gidip gelmek, yönelmek" anlamına geldiğini belirtir. Arıların bal yapmak için kovanlarına sürekli geri dönmesi eylemine bu kökten türeyen kelimelerin kullanıldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "inabe" kavramını, kişinin içtenlikle, pişmanlık duyarak (tövbe ederek) ve iyi ameller işleyerek sürekli olarak Allah'a dönmesi ve yönelmesi olarak açıklar. Munîb, bu eylemi karakter haline getirmiş kişidir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, inabe kavramının sıradan bir tövbeden farklı olduğunu; tövbenin geçmişteki bir günahtan vazgeçmek iken, inabenin (munîb olmanın) kalbin dünyevi cazibelerden yüz çevirip kesintisiz ve ritmik bir şekilde, adeta varoluşsal bir pusula gibi daima Yaratıcı'sına dönme çabasını anlattığını vurgular. Göğün ve yerin âyetleri (işaretleri) ancak böyle uyanık ve kalbi sürekli Allah'a dönük (munîb) bir kul tarafından okunabilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla