Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 7. Ayet

    وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۙ اِنَّكُمْ لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekâle-lleżîne keferû hel nedullukum ‘alâ raculin yunebbi-ukum iżâ muzziktum kulle mumezzekin innekum lefî ḣalkin cedîd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "'İnkârcılar şöyle dediler: Çürüyüp paramparça olduğunuzda yeni bir yaratılışa konu olacağınızı iddia eden bir adam gösterelim mi size?'

      İnkârcılar şöyle dediler: Size haber veren bir adam gösterelim mi? Onların bir kısmı diğerlerine şöyle diyordu: “Çürüyüp paramparça olduğunuzda yeni bir yaratılışa konu olacağınızı iddia eden bir adam gösterelim mi size?” Paramparça olduğunuzda. Şöyle demiş olabilirler: O diyor ki: Organlarınız birbirinden ayrılıp parçalandığında yeni bir yaratılışa konu olacaksınız. Eğer söz konusu İlâhî beyan bu mânada ise -en doğrusunu Allah bilir ya- bu, sanki âlemin ezeliliğini savunan materyalistlerin (ehl-i dehr) sözüdür. Çünkü onlar âlemin kadîm olduğu ve son bulmayacağı görüşünü benimsemişlerdir. Çünkü Mekke ehli iki gruptu. Bir kesim materyalistlerin görüşünü benimsemekteydi. Bir kesim ise âlemin hâdis olduğunu savunuyor ve son bulacağını kabul ediyorlardı. Fakat bunlar son bulduktan sonra yeniden dirilişi inkâr ediyorlardı. Eğer bu söz bu kimselerin sözüyse bu durumda söz konusu beyan şu mânaya gelir: Çürüyüp paramparça olduğunuzda, yani bedenleriniz ortadan kalktığında, etleriniz ve kemikleriniz yok olduğunda ve sizler paramparça olup kül haline geldiğinizde, yeni bir yaratılışa konu olacağınızı haber veren. Yani sizler yeni bir yaratılışa sahip olacaksınız. Onların bu sözü iki şekilde anlaşılır: Ya böyle bir şeyi aklen uzak görmeleri mânasındadır. Yani böyle bir şey asla gerçekleşmeyecektir. Veya böyle bir şeyin nasıl olacağına şaşırma mânasındadır. Bu durumda Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiği üzere şöyle dediler: (Sebe, 8​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kâle (قَالَ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak, belirli bir anlam ve maksat taşıyan, organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Bu ayetteki bağlamında, inkar edenlerin kıyamet gerçeğiyle alay etmek ve peygamberi itibarsızlaştırmak amacıyla ürettikleri planlı ve kasıtlı söylemi, aralarındaki dedikodu ve propagandayı yansıtır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da bu fiilin inanç karşıtlarının örgütlü itirazlarını ve psikolojik savaş niteliğindeki iddialarını aktarırken sıklıkla kullanıldığını kaydeder.

        nedullukum (نَدُلُّكُمْ)

        Kök harfleri: d-l-l

        İbn Fâris, d-l-l kökünün "birine yol göstermek, gizli veya aranan bir şeye doğru rehberlik etmek, işaret etmek" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "delâlet" kavramının bir kimseyi talep ettiği hedefe ulaştıracak bilgi ve yönlendirmeyi sağlamak olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı ise son derece ironiktir; inkarcılar bu kelimeyi kullanarak alaycı bir tavırla birbirlerine "Size tuhaf birini gösterelim mi, rehberlik edelim mi?" diyerek peygamberin tebliğini adeta izlenmesi gereken absürt bir temaşa, bir eğlence konusu gibi sunarlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu retorik stratejiye dikkat çeker. Müşriklerin "nedullukum" (size gösterelim mi/kılavuzluk edelim mi) şeklindeki kullanımları, peygamberin son derece ciddi olan eskatolojik (ahirete dair) uyarısını marjinalleştirme, onu ciddiye alınmaması gereken komik bir iddia sahibi olarak topluma lanse etme çabasının dildeki yansımasıdır.

        raculin (رَجُلٍ)

        Kök harfleri: r-c-l

        İbn Fâris, r-c-l kökünün "yaya yürümek, ayakları üzerinde sağlam durmak" anlamlarından türediğini ve bağımsız hareket edebilen yetişkin erkek insanı (racul) ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel olgunluğa erişmiş erkek anlamına geldiğini kaydeder. Bu ayette müşriklerin peygamberden bahsederken onun ismini veya unvanını kullanmak yerine belirsiz (nekra) formda "bir adam" (raculin) kelimesini seçmeleri, dilsel bir küçümseme taktiğidir. Onu isimsiz, sıradan ve önemsiz biri seviyesine indirmeyi amaçlarlar. Dücane Cündioğlu, kelimenin bu spesifik bağlamdaki tahfif (hafifseme) işlevini analiz eder. Müşriklerin "racul" kelimesiyle oluşturdukları mesafe, Kur'an'ın devrimci mesajını "sokaktaki herhangi bir adamın" hezeyanları gibi gösterme çabasıdır; böylece hem peygamberin otoritesini sarsmayı hem de muhatap kitlenin zihnindeki ciddiyet algısını yıkmayı hedeflerler.

        yunebbiukum (يُنَبِّئُكُمْ)

        Kök harfleri: n-b-e

        İbn Fâris, n-b-e kökünün "önemli, büyük ve değeri olan bir haberi bildirmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kavramını sıradan bir haberden (haber) kesin çizgilerle ayırır. Nebe, içinde yalan barındırmayan, insanın inancını veya eylemlerini değiştirmesini gerektiren çok büyük ve sarsıcı bir bilgidir. Ayetteki inkar edenlerin bu fiili ("size mühim haberler veren") kullanması alaycı bir tezat oluşturur; peygamberin diriliş hakkındaki uyarısını, kendi aralarında "bakın size ne büyük sırlar veriyor" diyerek bir deli saçması gibi karikatürize ederler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice 'nabi', Aramice 'nebiya') ortak kökenine dikkat çekerek, bu kökün her zaman ilahi veya doğaüstü bir mesajın sözcülüğünü yapmakla ilgili olduğunu vurgular. Kur'an, müşriklerin alaycı dilini aktarırken bile kelimenin bu teolojik ağırlığını (peygamberane haber verme eylemini) korur.

        muzziktum (مُزِّقْتُمْ) / mumazzakin (مُمَزَّقٍ)

        Kök harfleri: m-z-k

        İbn Fâris, m-z-k kökünün "bir şeyi şiddetle yırtmak, parçalamak, bütünlüğünü bozup dağıtmak" anlamına geldiğini belirtir. Kumaşın veya bedenin lime lime edilmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "temzîk" kelimesinin bir yapıyı bozup unsurlarına ayırmak olduğunu söyler. Bu ayette, ölümden sonra bedenin çürümesi, etin kemikten ayrılması, toprağa karışıp toz zerreleri halinde (kulle mumazzakin - paramparça, zerre miskal dağılmış halde) yeryüzüne dağılması sürecini betimleyen son derece görsel ve şiddetli bir kelimedir. Gabriel Said Reynolds, müşriklerin bu kelimeyi seçmesindeki aşırı biyolojik realizme dikkat çeker. "Muzziktum kulle mumazzakin" (tamamen paramparça olduğunuzda) şeklindeki vurgulu tekrar, Mekkeli inkarcıların materyalist şüpheciliğini yansıtır. Onlar, bedenin geçirdiği bu mutlak fiziksel parçalanmayı ve ufalanmayı öne sürerek, yeniden dirilişin aklen ve matematiksel olarak imkansız olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

        halkin (خَلْقٍ)

        Kök harfleri: h-l-k

        İbn Fâris, h-l-k kökünün "bir şeyi belirli bir ölçüye, hesaba ve modele göre tasarlamak, yoktan var etmek veya bir halden başka bir hale dönüştürmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, halk kavramının yokluktan (adem) varlığa çıkarma işlevi kadar, mevcut bir maddeden yepyeni bir form ve yapı inşa etmeyi de kapsadığını ifade eder. Ayetteki bağlamında bedenin çürüyüp dağılmasından sonra gerçekleştirilecek olan ahiretteki yepyeni ontolojik varoluşu (ba's/diriliş) simgeler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın yaratılış felsefesinde "halk" eyleminin sadece evrenin başlangıcındaki statik bir olay olmadığını, ilahi kudretin anlık ve sürekli müdahalesi olduğunu vurgular. Müşriklerin bu kavrama itirazı, onların Allah'ın yaratma gücünü sadece ilk doğuma hasretmelerinden ve paramparça olmuş bir materyalden (muzziktum) "yeni bir yaratılış" çıkarabilecek aşkın (transandantal) bir kudreti zihinlerinde kavrayamamalarından kaynaklanmaktadır.

        cedîdin (جَدِيدٍ)

        Kök harfleri: c-d-d

        İbn Fâris, c-d-d kökünün "kesmek, ayırmak, eskiden tamamen kopmuş taze ve yeni olan" anlamına geldiğini belirtir. Önceden var olanın yıpranmışlığından bütünüyle sıyrılmış, henüz zamanın aşındırmadığı şeye "cedîd" denir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "eski" (kadîm/bâlî) kelimesinin zıddı olduğunu, diriliş gününde insanın kavuşacağı bozulmaz ve yepyeni bedensel/ruhsal formu tanımlamak için kullanıldığını kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, "halkin cedîd" (yeni bir yaratılış) tamlamasının Kur'an'da ahiret inancının temel yapı taşlarından biri olduğunu belirtir. Ayette, müşriklerin bedenin mutlak parçalanmışlığı (temzîk) ile bu kusursuz "yeni form" (cedîd) arasındaki zıtlığı vurgulayarak, peygamberin diriliş vaadini akıl dışı bir iddia olarak sunma çabaları aktarılmaktadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X