وَالَّذ۪ينَ سَعَوْ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌۗ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Âyetlerimizi boşa çıkarmak için çaba harcayanlara ise en kötüsünden elem verici bir azap vardır.
Âyetlerimizi boşa çıkarmak için çaba harcayanlar. Bu beyanın hakikat mânasıyla Allah’ın âyetleri konusunda belirtilen işe çaba harcama anlamına gelmesi mümkündür. Tıpkı şu İlâhî beyan gibi: “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu delillerden yüz çevirerek geçip giderler”. Cenâb-ı Hak onların geçip gittiklerini ve bunlardan yüz çevirdiklerini bildirmiştir. Bu, çaba harcamaktır. Bu beyanın benzetme mânasında olması da mümkündür. Yani inkâr etmek, reddetmek ve inat etmek için âyetleri boşa çıkaran kimsenin yaptığı gibi davranıyorlar. Buradaki “el-mu‘âciz” kelimesi yarışan ve öne geçen demektir. Siz, yeryüzünde O’nu aciz bırakacak değilsiniz. Yani benimle yarışamadınız. Yani beni aciz bırakamazsınız ve benden öne geçip gidemezsiniz. Bunlara en kötüsünden elem verici bir azap vardır. Buradaki “ricz” kelimesi, elem verici azaptır. Yani acı verici. Bu kullanım, dil bakımından mümkündür. Ebû Avsece şöyle demiştir: “el-Mu‘âcizü”, kaçıp giden demektir. Aciz bırakmak için kaçıp gider.
Yorumu Yorumla
-
sa'av (سَعَوْا)
Kök harfleri: s-a-y
İbn Fâris, s-a-y kökünün "hızlıca yürümek, koşmak, bir amaç uğruna çaba sarf etmek ve çalışmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kelime, sıradan bir yürüme eyleminden ziyade, içinde kasıt ve yoğun bir niyet barındıran eylemleri ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sa'y" kavramını, bedensel bir hareketlilikten öte, insanın övülecek veya yerilecek bir hedefe ulaşmak için gösterdiği yoğun gayret olarak tanımlar. Ayetteki bağlamında, vahyi inkar edenlerin sadece pasif bir inançsızlık içinde olmadıklarını; aksine ilahi mesajı etkisiz kılmak, peygamberin davasını boşa çıkarmak için organize ve aktif bir mücadele (sa'y) içine girdiklerini ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da sa'y kelimesinin insanın dünyevi veya uhrevi hedefleri için ortaya koyduğu bilinçli ve ısrarlı eylem planını simgelediğini, bu ayette ise küfrün militan ve saldırgan yüzünü temsil ettiğini vurgular.
âyâtinâ (اٰيَاتِنَا)
Kök harfleri: e-y-y
İbn Fâris, bu kökün "bir şeye işaret eden alamet, iz, nişan ve ibret" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin duyularla veya akılla algılanabilen, kendisi aracılığıyla başka bir şeyin (görünmeyenin) varlığına ve doğruluğuna ulaşılan açık kanıt olduğunu söyler. Bu bağlamda Kur'an ayetleri, Allah'ın varlığını, birliğini ve elçisinin doğruluğunu gösteren en güçlü işaretlerdir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeni üzerinde durarak, kelimenin Süryanice veya Aramice "âthâ" (işaret, mucize) sözcüğüyle olan güçlü bağına dikkat çeker. Ancak bu kelimenin İslam öncesi Arapçada da ilahi veya doğaüstü bir işareti tanımlamak için yerleşik olarak kullanıldığını, Kur'an'ın bu kavramı alıp kendi vahyini tanımlayan temel bir terim haline getirdiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesinde (epistemoloji) "âyet" kavramının merkezi bir rol oynadığını savunur. İzutsu'ya göre âyet, salt okunacak bir metin değil; muhatabın zihninde Allah'ın kudretini tetikleyen, evrendeki (afakî) ve içsel (enfüsî) gerçeklikleri ilahi bir perspektifle okumaya çağıran ontolojik bir semboldür.
mu'âcizîne (مُعَاجِز۪ينَ)
Kök harfleri: a-c-z
İbn Fâris, a-c-z kökünün "güç yetirememek, zayıf kalmak, bir şeyin gerisinde kalmak ve kudretin zıddı" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "acz" kelimesinin insanın bir işi başarmadaki yetersizliğini anlattığını belirtir. Kelimenin ayette geçen "mu'âceze" (müfaale) formu, karşılıklı bir güç mücadelesini, iki tarafın birbirini aciz bırakma yarışını ifade eder. Ayet bağlamında müşriklerin, Allah'ın ayetlerini boşa çıkarabileceklerini, ilahi planı sekteye uğratıp peygamberi çaresiz (aciz) bırakabileceklerini zannederek giriştikleri beyhude rekabeti tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanımını psikolojik ve sosyolojik bir zeminde analiz eder. Müşriklerin Kur'an'a karşı yürüttükleri mücadelenin basit bir fikir ayrılığı değil; vahyin toplumsal etkisini kırmaya, Allah'ın iradesini atlatmaya (mu'âceze) yönelik haddini bilmez bir iktidar ve güç savaşı olduğunu vurgular.
'azâbun (عَذَابٌ)
Kök harfleri: a-z-b
İbn Fâris, a-z-b kökünün temelinde "alıkoymak, engellemek, men etmek" anlamının yattığını söyler. Kişiyi uykudan, huzurdan ve yaşama sevincinden alıkoyduğu için şiddetli acı ve cezaya "azap" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, azap kavramını insanın fıtratına aykırı olan, ona bedensel veya ruhsal olarak şiddetli elem veren her türlü ceza ve ıstırap olarak tanımlar. Dücane Cündioğlu, kelimenin etimolojisindeki zıtlık (eydad) sanatına ve anlamsal derinliğe dikkat çeker. Tatlı ve içimi güzel suya "azb" (mâ-i azb) denildiğini hatırlatan Cündioğlu, "azap" kelimesinin köken itibarıyla insanı hayata bağlayan o varoluşsal "tatlılıktan, lezzetten ve ferahlıktan mahrum bırakılma" halini anlattığını savunur. Bu bağlamda ahiret azabı, insanın ilahi rahmetin serinliğinden sonsuza dek koparılmasının ontolojik acısıdır.
riczin (رِجْزٍ)
Kök harfleri: r-c-z
İbn Fâris, r-c-z kökünün "titremek, sarsılmak, peş peşe gelen hareketler" anlamını taşıdığını belirtir. Arap şiirinde ritmik ve kesik kesik söylenen bahrine "recez" denmesinin, devenin yürürken titremesiyle veya hastalanıp sarsılmasıyla bağlantılı olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ricz kelimesinin insanı sarsan, dehşete düşüren, pislik ve iğrençlik barındıran en şiddetli azap türü olduğunu ifade eder. Kelimenin hem fizyolojik bir titremeyi (hastalık, veba) hem de psikolojik bir sarsıntıyı (korku, dehşet) kapsadığını belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da ricz kelimesinin genellikle ilahi yasalara karşı ısrarla isyan eden, vahyi etkisiz kılmaya çalışan azılı topluluklara gönderilen, insanı kökünden sarsıp alçaltan yıkıcı ve aşağılayıcı bir cezayı tanımlamak için kullanıldığını kaydeder.
elîmun (اَل۪يمٌ)
Kök harfleri: e-l-m
İbn Fâris, e-l-m kökünün "acı çekmek, sızlamak, bedensel veya ruhsal olarak ıstırap duymak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin şiddetli ve nüfuz edici bir acıyı anlattığını, "elîm" sıfatının mübalağa formunda (fa'îl vezninde) gelerek bu acının sıradan bir sızı olmadığını, kişinin tüm hücrelerine ve ruhuna işleyen, kesintisiz ve son derece yakıcı bir ıstırap olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın eskatolojik (ahirete dair) dilini incelerken, ayet sonlarındaki "elîm", "azîm", "şedîd" gibi sıfatların ritmik bir şekilde tekrarlanmasının önemine değinir. Ona göre bu tür sıfatlar, dinleyicinin zihninde azabın (riczin) niteliğini somutlaştırarak dehşet hissini artıran ve ilahi uyarının Geç Antik Çağ muhatabının ruhunda yankılanmasını sağlayan güçlü edebi ve teolojik araçlardır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla