Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 2. Ayet

    يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ya’lemu mâ yelicu fî-l-ardi vemâ yaḣrucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâ-i vemâ ya’rucu fîhâ(c) vehuve-rrahîmu-lġafûr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O, yere giren ve ondan çıkan, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, engin merhamet sahibidir, bağışlaması boldur.

      O, yere giren ve ondan çıkan, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. Cenâb-ı Hak bildirmektedir ki: Bütün kalınlığına ve yoğunluğuna rağmen yere giren ve ondan çıkan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Aynı şekilde bütün sertliğine ve şiddetine rağmen gökte de hiçbir şey, yaratılmışlara gizli kaldığı gibi Allah’a gizli kalmaz. Veya O bildirmektedir ki: Yere giren ve ondan çıkan şeylerin çokluğu ve kalabalığı, yine gökten inen yağmurlar ve ona yükselen dualar ve melekler O’nu meşgul etmez. Yani yaratılmış varlıkları engellediği gibi, birini bilmesi diğerini bilmekten O’nu engellemez. Çünkü O, vasıta olmaksızın zatıyla bilendir. İnsanlar ise vasıtalarla bilmektedir. Dolayısıyla onların bir vasıtayla bir şey bilmeleri, onları başka vasıtalardan alıkoyan Allah Teâlâ ise bir şeyin O’nu alıkoymasından veya bir şeyin O’na gizli kalmasından münezzehtir. O, engin merhamet sahibidir, bağışlaması boldur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ya'lemu (يَعْلَمُ)

        Kök harfleri: a-l-m

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin izini, nişanını ve alâmetini bilmek, onu diğerlerinden ayırt edecek şekilde kavramak" anlamına geldiğini belirtir. Ona göre ilim, cehaletin zıddı olup, bir nesnenin veya durumun mahiyetine dair kesin, şüphe barındırmayan idraki ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kelimesini bir şeyin hakikatini tam anlamıyla idrak etmek olarak tanımlar ve bunun iki boyutu olduğunu söyler: Birincisi nesnenin zatını (kendisinin ne olduğunu) bilmek, ikincisi ise o nesnede bulunan özellikleri kavramaktır. Bu ayetteki kullanımı bağlamında Allah'ın ilmi, var olan her şeyin mutlak surette idrak edilmesidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal yapısında "ilim" kavramını incelerken, bu kelimenin Allah'a nispet edildiğinde insan bilgisinden tamamen farklı, her şeyi kuşatan, sınırları ve sonu olmayan mutlak bir biliş haline geldiğini vurgular. İzutsu'ya göre ayetteki "ya'lemu" fiili, yer ve gök arasındaki sürekli ve dinamik hareketlerin (girme, çıkma, inme, yükselme) Allah'ın ontolojik bilgisi dahilinde olduğunu gösteren sürekli bir eylemi, aktif bir farkındalığı ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ilim sıfatının Allah'a nispetinde, O'nun gizli ve aşikar, geçmiş ve gelecek her şeyi, külli ve cüzi tüm detaylarıyla anbean bilmesi gerçeğini vurgular.

        yelicu (يَلِجُ)

        Kök harfleri: v-l-c

        İbn Fâris, v-l-c kökünün temel olarak "bir şeyin başka bir şeyin içine girmesi, dahil olması ve derununa nüfuz etmesi" anlamını taşıdığını belirtir. Gece ile gündüzün birbirine girmesini (kısalıp uzamasını) ifade eden "îlâc" kelimesinin de bu kökten türediğini ifade ederek, dışarıdan içeriye doğru gerçekleşen bir hareketi betimlediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "vülûc" kelimesini dar bir yere veya bir şeyin derununa girmek olarak açıklar. Bu kelimenin bağlam içinde yeryüzüne giren şeylerin (yağmur suları, tohumlar, ölüler, hazineler ve yer altı kaynakları) toprağın altına nüfuz etme ve orada kaybolma sürecini kapsadığını belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir literatürüne dayanarak bu kelimenin yeryüzünün fiziki katmanlarına dahil olan her türlü maddî unsur ile birlikte, ilahi takdirin yeryüzündeki tecellilerini kapsayan geniş bir anlamsal çerçeveye sahip olduğunu kaydeder.

        yahrucu (يَخْرُجُ)

        Kök harfleri: h-r-c

        İbn Fâris, h-r-c kökünün "bir yerden ayrılmak, içeriden dışarıya çıkmak, gizliyken zuhur etmek" anlamına geldiğini ve "vülûc" (içeri girmek) veya "duhul" kelimelerinin tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, huruç kavramının bir mekandan, durumdan veya kapalı bir alandan dışarıya doğru ayrılmayı ifade ettiğini söyler. Yeryüzüne "giren" şeylerin karşılığında yeryüzünden "çıkan" şeyleri (bitkiler, ekinler, pınarlar, madenler, haşir günü dirilen insanlar) anlattığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'daki zıtlıklar (tıbak) ve edebi sanatlar üzerine yaptığı analizlerde, "yelicu" (giren) ve "yahrucu" (çıkan) fiillerinin peş peşe kullanımının, yeryüzündeki yaşamın diyalektik ve döngüsel yapısını (ölüm ve diriliş, ekim ve hasat, suyun emilmesi ve pınar olarak kaynaması) muazzam bir ritimle vurguladığını belirtir.

        yenzilu (يَنْزِلُ)

        Kök harfleri: n-z-l

        İbn Fâris, n-z-l kökünün "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere yerleşmek, konaklamak" anlamlarını barındırdığını ifade eder. Misafir için hazırlanan yere veya yiyeceğe "nüzl" denmesinin de bu iniş ve konaklama eyleminden kaynaklandığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, nüzul kavramını yüksek bir mertebeden veya mekandan daha alçak bir seviyeye doğru gerçekleşen hareket olarak tanımlar. Bağlam dahilinde gökten inenlerin yağmur, kar gibi fiziksel unsurların yanı sıra melekler, ilahi hükümler, vahiy ve manevi rızık gibi çok çeşitli varlıkları ve kavramları kapsadığını belirtir. Angelika Neuwirth, Kur'an'daki kozmolojik tasvirleri incelerken, gökten inme (nüzul) ve göğe çıkma (uruç) eylemlerinin, ilahi alan (aşkın) ile dünyevi alan (içkin) arasındaki sürekli iletişimi, dikey eksendeki dinamik ve kesintisiz ilişkiyi sembolize ettiğini vurgular.

        ya'rucu (يَعْرُجُ)

        Kök harfleri: a-r-c

        İbn Fâris, a-r-c kökünün temelinde "meyletmek, yukarı doğru çıkmak, bir şeye yaslanarak veya basamakları kullanarak yükselmek" anlamı bulunduğunu belirtir. Merdiven anlamına gelen "mi'rac" kelimesinin de bu kökten türediğini ve birdenbire değil, kademeli bir yükselişi ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, uruç kelimesini aşağıdan yukarıya doğru aşamalı ve belirli bir hedefe yönelik olarak gerçekleşen çıkış eylemi olarak açıklar. Göğe yükselenlerin melekler, insanların amelleri, dualar ve ruhlar gibi fiziksel ötesi gerçeklikleri kapsadığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni bağlamında "mi'rac" sözcüğünün Etiyopyaca (Ge'ez) "ma'reg" (merdiven, basamak) kelimesiyle benzerliğine dikkat çeken şarkiyatçı görüşleri aktarır; ancak a-r-c kökünün Arapçada "yükselmek" anlamında tamamen yerleşik ve asil bir Sami kökü olduğunu, doğrudan dışarıdan alınmış bir alıntı kelime (loanword) sayılamayacağını doğrular.

        er-Rahîmu (الرَّح۪يمُ)

        Kök harfleri: r-h-m

        İbn Fâris, r-h-m kökünün "acımak, şefkat göstermek, kalpteki rikkat ve incelik" anlamlarına geldiğini belirtir. Akrabalık bağının temeli olan "rahim" (ana rahmi) kelimesinin de bu kökten türediğini ve aralarındaki anlamsal bağın merhamet, sarmalama ve koruyuculuk olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, merhamet kavramını "iyilik etmeyi ve lütufta bulunmayı gerektiren şefkat duygusu" olarak tanımlar. Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında psikolojik bir etkilenmeden (üzülme, acı çekme) ziyade, iradi bir lütuf ve ihsan eylemini ifade ettiğini vurgular. "Rahman" isminin yaratılıştaki genel merhameti, "Rahim" isminin ise iman edenlere yönelik özel, kalıcı ve ahirete uzanan merhameti temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, Batı akademisindeki etimolojik tartışmaları özetleyerek, bu kökün Güney Arabistan yazıtlarında ve Süryanicede (Rahmana) en yüce tanrıyı ifade eden bir sıfat olarak yaygın kullanıldığını, Kur'an'ın bu yerleşik Sami geleneğini alarak kendi teolojik çerçevesine kusursuzca yerleştirdiğini aktarır.

        el-Gafûru (الْغَفُورُ)

        Kök harfleri: g-f-r

        İbn Fâris, g-f-r kökünün temel olarak "bir şeyi örtmek, gizlemek, kirden ve zarardan korumak" anlamını taşıdığını belirtir. Savaşçının başını koruyan zırha "miğfer" denmesinin sebebinin de başı örtmesi ve dışarıdan gelecek darbelerden koruması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Allah'a nispet edilen "mağfiret" (bağışlama) kavramının, O'nun kulunun günahlarını örtmesi ve onu bu günahların sebep olacağı ilahi azaptan koruması anlamına geldiğini söyler. El-Gafûr ismi, bu örtme ve koruma eyleminin sınırsızca, çokça ve sürekli yapıldığını gösteren mübalağa (abartı/yoğunluk) formundadır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an bağlamında bağışlama kavramını incelerken, ayetin sonundaki ilahi isimlerin dizilişindeki anlamsal kurguya dikkat çeker. Yere giren, çıkan, gökten inen ve çıkan her şeyi bilen mutlak bir bilincin ardından "er-Rahîm" ve "el-Gafûr" isimlerinin gelmesinin, Allah'ın mutlak bilgisinin (her gizliyi bilmesinin) insanı ezen, korkutucu bir despotizme dönüşmediğini; aksine merhamet ve günahları örtme vasıflarıyla insanın ontolojik kusurluluğuna ve zayıflığına yaşama, hata yapma ve tövbe etme alanı açtığını analiz eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, istiğfar ve mağfiret kavramlarının teolojik çerçevesini çizerken, el-Gafûr isminin kulun mahcubiyetini gidermek üzere günahın izlerini silme eylemini vurguladığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X