يَغْفِرْ لَـكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْـكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Saf Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
O sizin günahlarınızı bağışlar. Yani o ticareti yapmakla Allah sizi bağışlayacaktır. Sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. Cenâb-ı Hak bu âyette terkini emrettiği şeyleri terk etmeye müminleri Özendirmesi muhtemeldir. Allah onlara meskenlerini terk etmeyi, mallarını infak etmeyi ve canlarıyla cihat etmeyi emretmektedir. Sonra da bunları yaptıkları takdirde onlara, kaybettikleri şeylerden daha hayırlısını vereceğini haber vermektedir. Meskenlerini terk etmelerinin karşılığında Adn cennetlerindeki güzel meskenleri, infak ettikleri mallarına karşılık ebedî nimetleri, hayatlarından ve canlarından kaybettiklerine karşılık da baki ve ebedî bir hayatı vereceğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir, işte büyük kurtuluş budur. Yani her dem sürecek olan sevap, İşte o büyük kurtuluştur.
Yorumu Yorumla
-
Yeğfir (يَغْفِرْ)
İbn Fâris, g-f-r kökünün temel anlamının örtmek ve korumak (sitr ve kınâ) olduğunu belirtir; "miğfer" kelimesinin başı koruması gibi, Allah'ın kulun günahlarını örtüp onu cezadan korumasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, mağfiretin Allah'ın kulu azaptan koruyacak şekilde günahını örtmesi olduğunu, bunun da ancak ilahi bir lütuf ile gerçekleştiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Allah'ın "Gafûr" sıfatıyla ilişkili olarak kulun hatalarını yok sayması değil, onları ilahi merhamet perdesiyle gizlemesi ve hukuki/ahlaki sonuçlarından kulu muaf tutması anlamına geldiğini analiz eder.
Zunûbeküm (ذُنُوبَكُمْ)
İbn Fâris, z-n-b kökünün temel anlamının bir şeyin sonu, kuyruğu (zeneb) ve ardından gelen sonuç olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zenb" kelimesinin, sonucunun kötülüğünden korkulan her türlü eylem için kullanıldığını; günahın kişiyi bir kuyruk gibi takip etmesi ve peşini bırakmaması sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki kullanımında, genellikle kişinin sorumluluğunu ve peşinden gelecek cezayı (tâbi) hissettiren bir suçluluk durumuna işaret ettiğini detaylandırır.
Yudhilküm (يُدْخِلْكُمْ)
İbn Fâris, d-h-l kökünün "hurûc" (çıkmak) kelimesinin zıddı olduğunu, bir şeyin içine girmeyi ve orada yer tutmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, idhâl eyleminin birini bir mekâna veya bir duruma dahil etmek olduğunu; ayette ise müminlerin korku ve azap halinden çıkarılıp ebedi bir güven ve saadet mekanına yerleştirilmelerini temsil ettiğini açıklar.
Cennâtin (جَنَّاتٍ)
İbn Fâris, c-n-n kökünün temel anlamının "örtmek ve gizlemek" olduğunu; cennetin, içindeki sık ağaçların toprağı örtmesi sebebiyle bu adı aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem dünyadaki meyve bahçeleri hem de ahiretteki ebedi ödül yurdu için kullanıldığını, özünde ise "insan duyularından gizlenmiş güzellikler" manasını taşıdığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, dini terim olarak Aramice "gannethâ" ve İbranice "gan" (bahçe) kelimeleriyle tarihsel bir bağı olduğunu, özellikle Yahudi-Hristiyan eskatolojisindeki cennet tasavvurunun bu terimle Arapçaya taşındığını analiz eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanicedeki "gannatâ" formuyla ilişkisini vurgulayarak, semantik derinliğinde korunaklı ve bereketli bir yerleşim yeri imgesinin yattığını belirtir.
Tecrî (تَجْرِي)
İbn Fâris, c-r-y kökünün suyun akması veya bir canlının hızla hareket etmesi (koşması) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, akışkanlığın hem fiziksel sular hem de zaman veya olayların sürekliliği için kullanıldığını; ayette cennet nehirlerinin kesintisizliğini ve canlılığını simgelediğini açıklar.
El-Enhâru (الْأَنْهَارُ)
İbn Fâris, n-h-r kökünün bir şeyi yarmak ve genişletmek anlamına geldiğini; nehrin yatağını yararak geniş bir alanda akması sebebiyle bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, nehrin bol ve sürekli akan su yatağı olduğunu, ahiret bağlamında ise bu akışın tükenmez bir rızık ve serinlik kaynağı olduğunu belirtir.
Mesâkine (مَسَاكِنَ)
İbn Fâris, s-k-n kökünün hareketin zıddı olan "durmak ve sükunete ermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, meskenin kişinin içinde huzur bulduğu, korkulardan emin bir şekilde yerleştiği yer anlamına geldiğini; ayette ise cennetteki konakların geçici bir barınak değil, tam bir mutmainlik mekanı olduğunu ifade eder.
Tayyibeten (طَيِّبَةً)
İbn Fâris, t-y-b kökünün her türlü kirden arınmışlık, temizlik ve hoşnutluk anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tayyib" kelimesinin hem duyusal (güzel koku, lezzet) hem de akli/manevi (helal, temiz ruh) güzellikleri kapsadığını; cennetteki meskenlerin hiçbir noksanlık ve rahatsızlık barındırmayan kusursuz yapısını nitelediğini açıklar.
Cennâti (جَنَّاتِ)
İbn Fâris, c-n-n kökünden türeyen bu kelimenin, bir şeyi örten ve içinde barındıran yapısına dikkat çekerek, burada "Adn" ile birleştiğinde belirli ve kalıcı bir saadet mekanını işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu özel kullanımında, müminler için hazırlanan ve her türlü dünyevi kederden gizlenmiş ilahi huzur bahçelerini temsil ettiğini vurgular.
Adnin (عَدْنٍ)
İbn Fâris, a-d-n kökünün bir yerde ikamet etmek, ayrılmamak ve yerleşmek (ikame) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Adn Cennetleri" ifadesinin, oraya girenlerin bir daha asla çıkmayacağı ve oranın ebedi bir istikrar yurdu olduğu anlamını taşıdığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Eden" (haz, zevk) kelimesiyle akraba olduğunu, ancak Arapça kullanımda "yerleşmek" (Akkadca adannu/edinu) anlamının ön plana çıktığını ve Mezopotamya kökenli bu coğrafi/dini terimin Kur'an'da ebedi kalış yeri olarak yerleştiğini analiz eder.
El-Fevzu (الْفَوْزُ)
İbn Fâris, f-v-z kökünün iki temel anlamı olduğunu; birinin "kurtuluş/zafer", diğerinin ise "helak" olduğunu (zıt anlamlılık/ezdâd) belirtir; ancak Kur'an'da her zaman bir tehlikeden kurtulup istenen şeye ulaşmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, fevzin hayır ve menfaat olan şeyi elde ederek selâmete çıkmak olduğunu; bunun dünyevi kazançlardan ziyade uhrevi kurtuluş için en yüksek mertebe olduğunu açıklar.
El-Azîmu (الْعَظِيمُ)
İbn Fâris, a-z-m kökünün "kemik" (azm) kelimesinden hareketle, bir şeyin aslı, sertliği ve büyük yapısı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem fiziksel büyüklük hem de kadr ve şeref yönünden yücelik ifade ettiğini; ayetteki kurtuluşun (fevz) insan tasavvurunu aşan bir azamet ve değerde olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla