Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Saf Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Saf Sûresi, 9. Ayet

    هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Huve-lleżî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Müşrikler istemese de, bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye resûlünü, doğru yol rehberi ve hak din ile gönderen O’dur.

      Hak Din

      Resûlünü, doğru yol rehberi olarak gönderen. Yani insanlar peygambere uysalardı doğru yolu bulurlardı. Hak din ile meâlindeki beyan üç şekilde anlaşılabilir: Birincisi, buradaki hak kelimesi Cenâb-ı Hak’tan kinayedir, sanki O, “Allah’ın dini” demektedir. İkincisi, tefsiri yapacak kişinin, hak kelimesini dinin sıfatı yerine koymasıdır, sanki diğer dinler arasında hak olan yegâne din, demektedir. Üçüncüsü de herkesin kabul etmesini ve boyun eğmesini hak eden din, demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye. Bu beyan iki şekilde izah edilebilir. Biri, bu dine ihtiyaç duyulan her olayda resûlünü üstün kılması için. Buna göre söz konusu olaylar hakkında, ondan gelen açıklamaların vahiy olduğunu ve Cenâb-ı Hakk’ın, onu üstün kılmak için gönderdiğini beyan etmektedir. Diğeri de bu dinî bütün mekânlarda üstün kılmak için göndermiş olması İhtimalidir. “Din” Cenâb-ı Hakk’a teslim olmak ve boyun eğmek demektir. Dolayısıyla dinin hakikati, bütün varlıkların kendisine teslim olmasıdır.

      Kullara Ait Fiiller

      Müşrikler istemeseler de. Bu beyan, “Mûtezile istemese de” demeyi de gerektirir. Çünkü O nun nurunun tamamlanması delillerle, zafer ve galibiyetle veya onu bütün mekânlarda üstün kılmakla gerçekleşecekse, bu ancak kulların fiilleriyle olur. Sonra Allah onu kendi zatına nispet etmiştir. Bu da kulların fiilleri konusunda Cenâb-ı Hakkm etkisi ve yaratması bulunduğunu kanıtlar. Kulların bütün fiilleri Allah tarafından yaratılmıştır; hiçbir şey O nun tedbiri ve dilemesinin dışına çıkamaz. Yardım istenecek olan sadece Allah’tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ersele (أَرْسَلَ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün temel anlamının bir şeyi yumuşaklıkla salıvermek, serbest bırakmak veya yaymak olduğunu ifade eder; bu bağlamda "risâlet" kavramının, bir mesajın veya görevlinin engellenmeden muhatabına ulaştırılmasını simgelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, irsâl eyleminin birini belli bir amaçla ve yetkiyle bir yöne göndermek olduğunu, Allah'ın elçisini göndermesinin ise beşeriyete yönelik ilahi bir inayet ve yönlendirme eylemi olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, r-s-l kökünün Arapça lügatinde mevcut olduğunu ancak "bir mesajla gönderilen elçi" (mursel/resûl) şeklindeki teknik kullanımının, Güney Arapçası ve Süryanice gibi diğer Sami dillerindeki benzer yapılarla paralel gelişim gösterdiğini analiz eder.

        Resûlehu (رَسُولَهُ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünden türeyen bu kelimenin, kendisiyle gönderilen mesajı veya emri taşıyan kişi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, resûlün hem gönderen makamı (Allah) hem de gönderilen mesajı (vahy) temsil eden bir köprü vazifesi gördüğünü ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin "elçi" anlamındaki kullanımının İslam öncesi dönemde mevcut olduğunu, ancak teolojik bir terim olarak "Allah'ın elçisi" formunun Süryanice "şliha" kavramının işlevsel bir karşılığı olarak Kur'an'da kurumsallaştığını belirtir. Toshihiko Izutsu, resûl kavramının Kur'an'ın iletişimsel yapısındaki en kritik terimlerden biri olduğunu; Allah ile insan arasındaki dikey iletişimi yatay düzleme taşıyan yegâne meşru otoriteyi temsil ettiğini detaylandırır.

        Hüdâ (الْهُدَى)

        İbn Fâris, h-d-y kökünün temel anlamının rehberlik etmek, yol göstermek ve bir şeyi bir yere ulaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüdâ" kelimesinin özellikle hedefe ulaştıran, doğru ve şüphe barındırmayan rehberlik için kullanıldığını; bu ayette ilahi mesajın içeriğindeki aydınlatıcı ve yol gösterici niteliği vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, hidayetin Kur'an'da "dalalet" (sapıklık) kavramının zıddı olarak konumlandığını ve insanın dünya hayatındaki rotasını ilahi iradeye göre belirlemesini sağlayan ontolojik bir ışık olduğunu analiz eder.

        Dîn (دِينِ)

        İbn Fâris, d-y-n kökünün temel anlamının boyun eğmek, itaat etmek ve yapılan bir eylemin karşılığını (ceza/mükafat) almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dinin hem kulun yaratıcıya karşı gösterdiği teslimiyet ve itaat biçimi hem de Allah'ın koyduğu şeriat ve kanunlar bütünü olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli "borç/karşılık" anlamının yanı sıra, özellikle "inanç sistemi" anlamındaki kullanımında Orta Farsça "den" (din/vicdan) ve Aramice "dina" (hukuk/hüküm) kelimelerinin etkisinin olabileceğini detaylıca analiz eder. Toshihiko Izutsu, dinin başlangıçta bir "borçlu-alacaklı" ilişkisi gibi algılanan sorumluluk bilincinden, zamanla hayatın her alanını kapsayan totaliter bir itaat ve yaşam biçimine evrildiğini belirtir.

        Hakk (الْحَقِّ)

        İbn Fâris, h-k-k kökünün temel anlamının sağlamlık, değişmezlik ve bir şeyin yerli yerinde olması (vucûb) olduğunu belirtir; batılın zıddı olarak gerçeğin ta kendisini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kelimesinin hem varlığı kesin olan gerçeği hem de adaletle örtüşen söz ve eylemi temsil ettiğini; din ile birleştiğinde (dîni'l-hakk) bu inancın değişmez, sarsılmaz ve mutlak gerçekliğe dayalı niteliğini vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, hakkın Kur'an'da ontolojik bir gerçeklik olarak Allah'ın zatı ve kelamıyla özdeşleştiğini, dolayısıyla bu dinin insan icadı değil, evrensel gerçeğin bir yansıması olduğunu analiz eder.

        Yuzhirahu (يُظْهِرَهُ)

        İbn Fâris, z-h-r kökünün temel anlamının bir şeyin arkası, sırtı veya bir şeyin belirginleşip ortaya çıkması olduğunu belirtir. Kelimenin bu formunun (izhar), bir şeyi diğerlerinin üzerine çıkarmak, galip kılmak ve görünür hale getirmek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, buradaki izharın hem delil ve kanıt yönüyle üstün gelmek hem de fiili olarak güç ve iktidar kazanarak diğer inanç sistemlerine galip gelmek anlamlarını kapsadığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisinde İslam'ın diğer din ve ideolojilere karşı entelektüel ve toplumsal düzeydeki nihai üstünlüğünü simgelediğini belirtir.

        Külli (كُلِّهِ)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün kuşatmak, bütünlemek ve bir şeyin tamamını içine almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin parçaların toplamını ifade ettiğini; ayetteki "dinin tamamı" ifadesinin, hiçbir istisna bırakmaksızın İslam'ın her türlü batıl inancın yerini alacak kapsamlı bir zaferini işaret ettiğini açıklar.

        Kerihe (كَرِهَ)

        İbn Fâris, k-r-h kökünün temel anlamının nefsin bir şeyden şiddetle kaçınması, onu ağır ve çirkin bulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kerh" kelimesinin bazen dışarıdan gelen bir zorlamayı, bazen de içsel bir hoşnutsuzluğu ifade ettiğini; burada müşriklerin İslam'ın üstünlüğünden duydukları ontolojik nefret ve tahammülsüzlüğü temsil ettiğini açıklar.

        Müşrikûn (الْمُشْرِكُونَ)

        İbn Fâris, ş-r-k kökünün bir mülkte veya işte birden fazla kişinin pay sahibi olması, ortaklık kurması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şirkin teolojik bağlamda Allah'ın zatında, sıfatlarında veya otoritesinde başkalarını O'na denk tutmak olduğunu; müşrikin ise bu bölünmüş iradeye inanan kişi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, müşrik kavramının Kur'an'ın merkezi kavramı olan "Tevhid"in tam karşıtı olduğunu; bunun sadece putlara tapınmak değil, Allah'ın mutlak ve eşsiz otoritesini parçalayan her türlü zihniyetin genel adı olduğunu detaylıca analiz eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'daki müşrik nitelemesinin, monoteist geleneklerin içindeki sapmaları veya ilahi otoriteye ortak koşan bölgesel inançları hedef alan polemiksel bir kimlik inşası olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X