Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Saf Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Saf Sûresi, 8. Ayet

    يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْـكَافِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İsterler ki Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkarcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!

      Allah’ın nuru. Yani Allah’ın kitabı veya Allah’ın resûlleri kastedilmektedir. Ağızlarıyla. Yani ağızlarıyla bu sihirdir demekten başka onların hiçbir delili yoktur, bu nura karşı ileri sürdükleri şeylerin de anlamı yoktur.

      Allah’ın Nuru

      Allah nurunu muhakkak tamamlayacak. Bu İlâhî beyan çeşitli şekillerde açıklanabilir: Birincisi delillerle ve belgelerle tamamlayacak. İkincisi bu dinin mensuplarına yardım etmek ve onları galip getirmek suretiyle tamamlayacak. Üçüncüsü de her yerde yayıp göstermek suretiyle tamamlayacaktır. Şayet yardım ve galibiyet anlamını verecek olursak, tarihte bu durum gerçekleşmiştir. Öyle ki müşrikler korku içinde, müslümanlar ise güven içinde olmuştur. Cenâb-ı Hakk’ın, “Allah’ın vâdi gelinceye kadar yaptıklarından dolayı inkâr edenler, ya kendileri felâkete uğrayıp duracaklar veya felâket onların yurtlarının yakınına inecektir” mealindeki âyete ve Hz. Peygamberden rivayet edilen hadise bakmaz mısın? “Bana iki aylık mesafeden düşmana korku salmakla yardım edildi”. Şayet Cenâb-ı Hakk’ın, nurunu deliller ve belgelerle tamamlayacağı düşünülürse bu da gerçekleşmiştir. Çünkü insanlar, onun gibi bir şeyi vücuda getirmeleri bir tarafa, ona benzer bir şey yapmaktan da âciz kalmıştır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, nurunu yardım ve galibiyetle olduğu gibi deliller ve belgelerle de tamamlamıştır. Şayet maksat, İslâm’ın bütün dünyaya hâkim olması ise, bunun gerçekleşmesi de umulur. Rivayet edildiğine göre Hz. İsâ (s.a.) nüzûl edince, yeryüzünde İslâm’dan başka bir din kalmayacaktır. Sonra, Allah nurunu tamamlayacaktır mealindeki beyan, sanki onda bir miktar bulanıklık vardı da Allah onu temizleyip parlattı anlamında değil, önce söylediğimiz mânadadır. Buna göre “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim” mealindeki âyetin, daha önce eksikti de dinî hükümler koyarak onu kemâle erdirdi şeklinde anlaşılması gerekmez. Bunu ve yukarıda “Allah nurunu tamamlayacaktır” mealindeki âyeti açıklarken söylediğimiz şekilde, koyduğu hükümlerle dinî galip kıldı, diye anlamak gerekir. En doğrusunu Allah bilir.

      İnkarcılar hoşlanmasa da. Cenâb-ı Hak dinin üstünlüğünden söz edince “müşrikler istemese de” diye buyurdu. Onlar, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve nimetleri olan Hz. Peygamber ile kitabı inkâr etmişlerdi; Allah Teâlâ da inkarcılar hoşlanmasa da, diye buyurdu. Tevhidi reddeden müşrikler için de; müşrikler istemeseler de, diye buyurdu. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yurîdûne (يُرِيدُونَ)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün temel anlamının bir şeyi aramak amacıyla gidip gelmek, bir yeri dolaşmak olduğunu belirtir; "irade" kelimesinin bu kökten gelmesinin sebebinin, kalbin bir şeyi arzu ederek ona yönelmesi ve o amaç üzerinde yoğunlaşması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, iradenin nefiste meydana gelen ve kişiyi belli bir eyleme sevk eden güç olduğunu; ayette ise inkarcıların İslam'ın yayılmasını durdurmak için besledikleri sürekli ve ısrarlı niyetlerini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında iradenin hem beşeri hem de ilahi boyutuyla merkezi bir yer tuttuğunu, buradaki kullanımın insan iradesinin ilahi takdire karşı sergilediği beyhude bir direnç çabasını simgelediğini analiz eder.

        Yutfiû (يُطْفِئُوا)

        İbn Fâris, t-f-e kökünün temel anlamının sönmek, ateşi veya ışığı söndürmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir ateşi söndürmek için kullanıldığı gibi, mecazi olarak bir gerçeği ortadan kaldırmak veya bir durumu bastırmak anlamında da kullanıldığını; ayette ise ilahi hakikatin ışığını söndürmeye çalışanların çabasını dille (üfleyerek) yapılan nafile bir eylem olarak tasvir ettiğini açıklar.

        Nûra (نُورَ)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün ışık, parlaklık ve bir şeyi görünür kılmak anlamlarına geldiğini, zıddının ise karanlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nurun iki çeşidi olduğunu; birinin gözle görülen fiziksel ışık, diğerinin ise akıl ve vahiy yoluyla kavranan manevi ışık (hidayet) olduğunu, ayette Allah'ın nurunun İslam ve Kur'an'ın rehberliğini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "nur" ve "zulmet" (karanlık) karşıtlığının varoluşsal bir çatışmayı simgelediğini, nurun Allah'tan gelen mutlak hakikati temsil ettiğini analiz eder. Arthur Jeffery, "nur" kelimesinin Arapça kökenli olmakla birlikte, dini literatürde Süryanice "nuhra" ve İbranice "nor" kelimeleriyle eş anlamlı olarak monoteist bir terminoloji çerçevesinde kullanıldığını belirtir.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h köküne dayanan bu lafzın, mahlukatın kendisine ibadetle yöneldiği, şanına layık olmayan her şeyden münezzeh yüce yaratıcıyı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının hem isim hem de sıfatları kapsayan cami bir isim olduğunu, ayetteki bağlamın ise nurun kaynağı ve bu nuru tamamlayacak olan mutlak güç olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça "ilah"tan türemiş olabileceği gibi, bölgedeki Aramice/Süryanice "Alaha" formundan dini bir terim olarak dile yerleşmiş olabileceğini savunur.

        Efvâhihim (أَفْوَاهِهِمْ)

        İbn Fâris, f-v-h kökünün "ağız" ve bir şeyin açılan kısmı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel organ olan ağzı ifade etmesinin yanı sıra, burada ağızdan çıkan boş sözler, yalanlar ve asılsız iddialar (üfleme metaforuyla birleşerek) anlamında kullanıldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin çoğul formda kullanılmasının, gerçeği karartmak için birleşen çok sayıda sesin ve sözlü propagandanın niteliğini simgelediğini analiz eder.

        Mutimmu (مُتِمُّ)

        İbn Fâris, t-m-m kökünün bir şeyin bütün parçalarıyla tamam olması, eksiksizliğe ulaşması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itman" eyleminin bir şeyi kemale erdirmek, gelişimini son noktasına ulaştırmak olduğunu; Allah'ın nurunu tamamlamasının, İslam'ın zaferini ve hidayet mesajının tüm dünyaya yayılmasını garanti altına alması anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin ilahi iradenin tarihsel süreçteki nihai başarısını ve hakikatin üstün gelme zaruretini ifade eden bir vaat niteliği taşıdığını belirtir.

        Kerihe (كَرِهَ)

        İbn Fâris, k-r-h kökünün temel anlamının bir şeyden hoşlanmamak, nefret etmek ve onu ağır bulmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın doğasına aykırı gelen veya zoruna giden durumlar için kullanıldığını; ayette ise hakikatin üstün gelmesinin inkarcıların nefislerine ağır gelmesini ve bu durumdan duydukları derin hoşnutsuzluğu ifade ettiğini açıklar.

        El-Kâfirûne (الْكَافِرُونَ)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının bir şeyi "örtmek" olduğunu; toprağı tohumun üzerine örttüğü için çiftçiye de "kâfir" dendiğini belirtir. Dini terim olarak ise gerçeği bile isteye örtüp gizleyen kişi anlamını taşır. Râgıb el-İsfahânî, küfrün iman ve şükrün zıddı olduğunu, hem Allah'ın nimetlerini inkar etmeyi hem de O'nun ayetlerini kasten örtmeyi kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "kâfir" kavramının Kur'an'da "mümin" ve "şakir" (şükreden) kavramlarının tam zıddı olarak, nankörlük ve inatçı bir inkar tutumunu temsil eden en önemli anahtar terimlerden biri olduğunu analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça "örtmek" kökünden ziyade, Süryanice "kfar" (inkar etmek) ve Aramice köklerle teolojik bir bağ taşıdığını, bir inancı reddetme anlamının bu diller üzerinden Arapçaya yerleşmiş olabileceğini savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin Aramice kökenlerine dayanarak, "hakikate karşı nankörlük" ve "yüz çevirme" anlamlarının kelimenin erken dönem semantik katmanlarında belirleyici olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X