Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rûm Sûresi, 51. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rûm Sûresi, 51. Ayet

    وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحاً فَرَاَوْهُ مُصْفَراًّ لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vele-in erselnâ rîhan feraevhu musferran lezallû min ba’dihi yekfurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler, hemen nankörlük etmeye başlarlar.”

      Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler. Yani yağmurla yerden biten bitkiler ve ekin görseler. Bazıları şöyle demiştir: Serin rüzgârın isabet etmesi sonucu, onu kuru olarak görseler. Hemen nankörlük etmeye başlarlar. Yani Cenâb-ı Hakkın bildirmiş olduğu bu durumlar başlarına geldiğinde inkarcılıklarına devam ederler. Bu, şu İlâhî beyanda belirtilen husus gibidir: İnsanlara bir nimet tattırdığımızda buna sevinirler; fakat kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir belâ gelse hemen ümitsizliğe düşerler. Buna göre hemen nankörlük etmeye başlarlar mealindeki İlâhî beyan bu mânadadır. Yani O nun rahmetinden ümit keserler. En doğrusunu Allah bilir.

      Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler. Yani bu ekini ve bitkileri sararmış görseler. Yani rüzgârın ve soğuğun isabet etmesi neticesinde kurumuş halde görseler. Hemen nankörlük etmeye başlarlar. Denildi ki: Nankörlük yaparlar. Denildi ki: Nankör olurlar. Denildi ki: Nankörlüğe yönelirler. Bütün bunlar tek bir mânayı ifade eder. O da bu kelimenin daha önce geçtiği üzere ümitsizlikten gelmiş olmasıyla irtibatlıdır. Yani O’nun rahmetinden ümitsizliğe düşerler ve bu nimetlerin Rabb’ini inkâr ederler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lein (وَلَئِنْ)

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luğa adlı eserinde bu kelimenin başındaki "lam" ve "in" harflerinin birleşiminden oluşan yapının, Arap dilinde mutlak bir kesinlik, yemin ve pekiştirme (tekit) ifade ettiğini belirtir. Etimolojik olarak, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir durumun veya bir varsayımın sonucuna dair sarsılmaz bir vurgu içerir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın Kur'an'daki retorik işlevini tahlil eder. İsfahânî'ye göre "lein" (andolsun ki eğer...), muhatabı bekleyen psikolojik ve teolojik bir testin ilanıdır. Bu ifade, birazdan anlatılacak olan eylemin (rüzgarın/zararın) tesadüfi olmadığını, ilahi bir iradenin denetimi altında gerçekleşen kesin bir sınav olduğunu mühürler.

        Arselnâ (أَرْسَلْنَا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "ra, sin, lam" kökünün temel anlamının "bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek, yollamak ve kendi akışına bırakmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "irsal", başıboş bir fırlatma değil; bir gücü veya nesneyi (rüzgarı) belirli bir görevle ve belirli bir yöne doğru sistemli bir şekilde harekete geçirme fiilidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında bu fiilin nesnesine (rüzgara) dikkat çeker. Izutsu'ya göre "arselnâ" (gönderdik) fiili, doğa olaylarının otonom (bağımsız) olmadığını gösterir. Bir önceki ayette rahmet taşıyan rüzgarlar gönderilmişken, bu ayette farklı mahiyette bir rüzgar gönderilir. Her iki durumda da eylemin faili Allah'tır; bu da doğanın her türlü halinin (lütuf veya kahır) tek bir irade merkezinden yönetildiğini kanıtlar.

        Rîhan (رِيحًا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "ra, vav, ha" kökünden türediğini ve temel anlamının "esmek, hareket eden hava, koku ve ferahlık" olduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın rüzgar terminolojisindeki o muazzam ayrımı burada da vurgular. Bintü'ş-Şâtı'ya göre 46. ve 48. ayetlerde geçen "riyâh" (çoğul rüzgarlar) kelimesi daima rahmeti ve müjdeyi temsil ederken; bu ayetteki "rîh" (tekil rüzgar) kullanımı, etimolojik ve Kur'ani bir kural olarak azabı, kuraklığı, yıkımı ve ekinleri sarartıp yok eden o şiddetli "kısır rüzgarı" ifade eder. Tekil form, rüzgarın o çok yönlü ve dölleyici rahmet özelliğini yitirip, sadece tek bir yönden gelen öldürücü bir afete dönüştüğünü gösteren dilbilimsel bir mühürdür.

        Raevhu (فَرَأَوْهُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "ra, hemze, ye" (rü'yet) kökünün temel anlamının "gözle bakmak, görmek, bilmek ve idrak etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "raevhu" (onu gördüklerinde) fiilindeki "hu" (o) zamirinin neye raci olduğu üzerine tahlil yapar. İsfahânî'ye göre insanlar, gönderilen o sert rüzgarın (rîh) sonucunda ekinlerini veya bitkilerini "gördüklerinde", eylemin fiziksel sonucuyla yüz yüze gelirler. Görmek, burada sadece optik bir eylem değil; beklentinin (yağmurun/rahmetin) tam tersiyle karşılaşmanın verdiği şoke edici bir yüzleşmedir.

        Musferran (مُصْفَرًّا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "sad, fe, ra" (sufr/sarı) kökünden türediğini ve temel anlamının "bir şeyin renginin sarıya dönmesi, boşalmak, açlık ve bir şeyin özünün/canlılığının gitmesi" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "safra" veya "sıfır" kelimeleriyle akraba olan bu kök; hayatın, suyun ve yeşilliğin çekilip yerini solgunluğa, kurumuşluğa ve hiçliğe bırakmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "musferran" (sararmış) kavramını bitkisel bir ölüm tasviri olarak tahlil eder. İsfahânî'ye göre yeşil, hayatın ve rahmetin rengiyken; sarı, suyun kesilmesi ve sıcak rüzgarın (rîh) ekinin canını alması sonucu ortaya çıkan "solgunluğun ve çürümenin" rengidir. Bu kelime, büyük bir umutla beklenen ekinin, bir anda işe yaramaz bir saman yığınına dönüşmesinin etimolojik resmidir.

        Le-zallû (لَظَلُّوا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "zı, lam, lam" kökünün temel anlamının "gündüz vakti bir işe devam etmek, bir halde sürmek ve gölgede kalmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "zalle", bir eylemin veya psikolojik durumun geçici bir an değil, gün boyu ve süreklilik arz eden bir baskın karakter haline gelmesini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içindeki işlevini tahlil eder. Öztürk'e göre "le-zallû" (kesinlikle başlarlar/devam ederler) fiili, insan doğasındaki o ani ve kalıcı "ruh hali değişimini" (sarkaç hareketini) gösterir. Az önce yağmur beklentisiyle "yestebşirûn" (müjdelenip sevinen) olan kitle; ekinlerinin sarardığını gördüğü anda, bu yeni bedbinlik haline (küfre) saplanıp kalırlar.

        Min ba'dihî (مِن بَعْدِهِ)

        İbn Fâris, "be, ayın, dal" kökünden gelen bu kelimenin "bir şeyin ardı, sonrası ve takip eden zaman" anlamına geldiğini belirtir. Etimolojik olarak zamansal bir kırılmayı ifade eder. Burada, ekinin sararmasını takip eden o trajik ve nankör süreci tanımlar.

        Yekfurûn (يَكْفُرُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "kef, fe, ra" harflerine dayandırır. Kökün temel ve fiziksel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, saklamak ve perdelemek" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "küfür", kendisine daha önce verilmiş olan tüm nimetlerin ve gördüğü tüm ilahi ayetlerin üzerini, o an yaşadığı bir sıkıntı (sararma) yüzünden kasten ve inatla "örtmek" demektir.

        Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramının buradaki "nankörlük" (küfrân-ı nimet) boyutuna dikkat çeker. İsfahânî'ye göre insanların ekinleri sararınca "nankörlüğe başlamaları" (yekfurûn); onların Allah ile olan ilişkilerinin sadece maddi menfaate dayalı olduğunu kanıtlar. Nimet varken şımaran, nimet kesilince hemen tüm geçmiş iyilikleri ve ilahi otoriteyi inkar eden (örten) bu tavır, olgunlaşmamış bir inanç karakterinin (müşrik psikolojisinin) en belirgin özelliğidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında "küfür" kelimesinin bu ayetteki psikolojik konumunu tahlil eder. Izutsu'ya göre "yekfurûn" (nankörlük ederler/inkar ederler), insanın zorluk karşısında fıtratından nasıl hızla saptığını gösterir. Az önce rüzgarların müjdesiyle sevinen insan, rüzgar ters esip ekinini sarartınca, sanki o rüzgarı gönderen aynı Allah değilmiş gibi, hemen isyana ve nankörlüğe savrulur. Küfür, burada ilahi iradenin hikmetini kavramaktan aciz olan "bencil ve nankör zihnin" o andaki karanlık örtüsüdür.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin genel ahlaki mesajını özetler. Kılıç'a göre ayet, insanın "iyi günde dindar, kötü günde nankör" olan o pragmatik ve sığ dindarlık anlayışını deşifre eder. "Yekfurûn" fiili, insanın sadece karnı doyduğunda veya ekini yeşerdiğinde Allah'ı hatırlamasını; çıkarı zedelendiğinde ise hemen o ilahi bağın üzerini örtüp (küfre sapıp) isyan etmesini mahkum eden sarsıcı bir ahlaki tespittir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X