Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rûm Sûresi, 49. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rûm Sûresi, 49. Ayet

    وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in kânû min kabli en yunezzele ‘aleyhim min kablihi lemublisîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      48. ‘‘Bulutları harekete geçirsin diye rüzgârları gönderen Allah’tır. Derken O, bulutları gökyüzünde dilediği gibi yayar, bazan da parçalara ayırır; nihayet içinden yağmurun çıktığını görürsün. Onu dilediği kullarının üzerine yağdırınca da o kullar sevince boğulurlar.”

      49. “Oysa onlar yağmurun yağdırılmasından az önce bütün ümitlerini iyice yitirmiş ve şaşkın bir halde idiler.”

      Bulutları harekete geçirsin diye rüzgârları gönderen Allah’tır. Derken O, bulutları gökyüzünde dilediği gibi yayar, bazan da parçalara ayırır. Cenâb-ı Hak kudretini ve hükümranlığını bildirmektedir. Zira O, bulutları toplamak ve ayırmak üzere rüzgârları yaratmıştır. O, bulutları yayar, bazan parçalara ayırır. Bu bulutlar bazı yerlere yağmur yağdırır bazı yerlere de yağdırmaz. En doğrusunu Allah bilir ya, şöyle buyurmaktadır: Bulutların toplanması ve ayrışmasında rüzgârlara hâkim olan varlık, sizi cezalandırmak üzere rüzgârlara hâkim olmaya güç yetirir. Veya O, şöyle buyurmaktadır: İbadet edilmeyi hak eden gerçek mâbut, belirtilen sebeplerle rüzgârları ve yağmurları gönderen varlıktır. Sizin taptığınız putlar ibadete lâyık varlıklar değildir. Zira belirtilen fiillerden hiçbirine güç yetirmediklerini biliyorsunuz. Veya Cenâb-ı Hak, nimetlerin şükrünü eda etmeleri için onlara yönelik nimetlerini bildirmektedir. Veya Cenâb-ı Hak, iman etmelerinden ümitlerini kesmelerinden sonra onların bir kısmının imanlarına dair onlara umut vermektedir. Bu durum, daha önce kuraklık yaşadıktan ve yağmurun yağması konusunda ümitsizliğe düştükten sonra onlara yağmur ve bolluk ümidi vermesi gibidir. Görmez misin ki O şöyle buyurmaktadır; Onu dilediği kullarının üzerine yağdırınca da o kullar sevince boğulurlar. Oysa onlar yağmurun yağdırılmasından az önce bütün ümitlerini iyice yitirmiş ve şaşkın bir halde idiler.

      Ebû Avsece şöyle demiştir: Bulutları harekete geçirir. Yani onu kaldırır. Ebû Ubeyde şöyle demiştir: Onu bir araya getirir. Bu, bir kişinin ilmi bir araya getirip toplaması gibidir.

      Bazan da onu parçalara ayırır. Bazıları şöyle demiştir: Parça parça haline getirir. Bazıları şöyle demiştir: Bir kısmını diğer kısma ekler ve bunları birbiri üzerine koyar. Nihayet içinden yağmurun çıktığını görürsün. Yani bulutların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Buradaki “hilâl” (خلال) kelimesi arasından demektir. Bu kelime “min halelehî” (من خلله) şeklinde de okunmuştur. Bunun mânası onun deliğinden demektir. Ümitlerini iyice kaybetmiş. Yani ümitsiz. İblâs (الإبلاس) ümitsizlik demektir. Bundan dolayı İblis de bu isimle nitelendi. Çünkü o, Allah’ın rahmetinden ümitsiz kılındı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kabli (قَبْلِ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "kaf, be, lam" kökünün temel anlamının "ön taraf, bir şeye yönelmek, yüz yüze gelmek ve zaman veya mekan olarak önde olmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "sonra/arka" (ba'd) kavramının zıttıdır. Ayette zaman zarfı olarak eylemin öncesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kabl" kelimesinin ayetteki ardışık ve çift kullanımına (min kabli en yunezzele... min kablihî) dikkat çeker. İsfahânî'ye göre bu tekrarlı kullanım (pekiştirme/tekid), yağmur yağmadan önceki o uzun, kurak ve boğucu bekleme süresinin insan psikolojisinde yarattığı zaman algısını derinleştiren bir dilbilimsel inceliktir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu tekrarın (min kabli) gramatikal ve psikolojik işlevini tahlil eder. Aydar'a göre "üzerlerine yağmur indirilmeden önce, evet ondan hemen önce" şeklindeki bu vurgulu anlatım, kuraklığın en şiddetli anını, umudun tam anlamıyla tükendiği o son saniyeyi tasvir etmek için kurgulanmış muazzam bir edebi gerilim hattıdır. O "önceki" an, çaresizliğin zirvesidir.

        Yunezzele (يُنَزَّلَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "nun, ze, lam" kökünden türediğini ve temel anlamının "yukarıdan aşağıya inmek, yüksek bir yerden daha alçak bir konuma geçmek ve konaklamak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak dikey bir hareket yönünü, gökten yere doğru uzanan fiziksel veya ontolojik bir intikali temsil eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "nüzul" kavramının tef'il babında (tenzîl/yunezzele) kullanılmasının anlambilimsel farkını ortaya koyar. İsfahânî'ye göre "yunezzele" fiili, suyun (yağmurun) gökten aniden ve yıkıcı bir sel kütlesi olarak değil; azar azar, belli bir ölçüye göre, ihtiyaca binaen ve aşama aşama, bir plan dahilinde indirilmesini anlatır. Yağmur rastgele düşen bir kütle değil, "tenzil" edilen bilinçli bir rızıktır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın uzamsal (mekansal) hiyerarşisinde bu kelimenin rolünü inceler. Izutsu'ya göre "yunezzele" (indirilmesi) eylemi, mutlak kudretin fiziksel dünyaya müdahalesini simgeler. Gökyüzündeki suyun yeryüzüne indirilmesi, umutsuzluk içindeki insana dikey eksende kurulan sürekli ve yaşamsal ontolojik köprünün (rahmetin) eyleme dönüşmüş halidir.

        Mublisîn (مُبْلِسِينَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "be, lam, sin" kökünün temel anlamının "şiddetli üzüntü, çaresizlik, şaşkınlık, suskunluk ve umudun tamamen kesilmesi" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "iblas", insanın karşılaştığı bir felaket veya çaresizlik yüzünden tüm çıkış yollarının kapandığına inanarak ruhsal bir felç ve dilsizlik (sükut) hali yaşamasıdır. Şeytanın ismine "İblis" (Allah'ın rahmetinden tamamen umudunu kesmiş olan) denmesinin kökeni de bu fıtri umutsuzluk ve dışlanmışlık halidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "iblas" kavramını, insanın argümanlarının veya çarelerinin tükenmesi sonucu içine düştüğü o derin, sessiz ve karanlık keder olarak tanımlar. İsfahânî'ye göre bir önceki ayetteki "yestebşirûn" (müjdelenip sevinirler) kelimesi ile bu ayetteki "mublisîn" (umutsuzluğa düşmüş, susup kalmışlar) kelimesi, insan psikolojisinin o zayıf, iki uçlu (bipolar) yapısını gösteren mükemmel bir anlambilimsel zıtlıktır. İnsan, rahmet geldiğinde neşeyle dolarken, rahmet kesildiğinde hemen mutlak bir umutsuzluğa gömülür.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik boyutunu tahlil eder. Bintü'ş-Şâtı'ya göre Kur'an'daki "iblas" (mublisîn), sıradan bir üzüntüden (hüzün) çok daha ağır bir varoluşsal çöküştür. Kuraklık uzadıkça ve gökyüzünden hiçbir umut ışığı (bulut/rüzgar) gelmedikçe, insanın kendi acziyeti karşısında kelimelerini yitirmesi, içe kapanması ve ölümü kabullenerek sessizliğe bürünmesidir.

        Dücane Cündioğlu, kavramın felsefi analizini yapar. Cündioğlu'na göre insan, doğa karşısında son derece kırılgan ve edilgen bir varlıktır. Su kesildiğinde insanın kurduğu tüm o kibirli medeniyet, teknoloji ve ticaret illüzyonu anında çöker; geriye sadece "mublis" (çaresizlik içinde suskun) bir biyolojik yığın kalır. İnsanın "iblas" (umutsuzluk) halinden "istibşar" (sevinç) haline geçebilmesi, sadece ve sadece dışarıdan (dikey eksenden) gelecek olan bir "yunezzele" (indirme/rahmet) eylemine bağlıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Hicaz coğrafyasının acımasız ekolojik gerçekliği üzerinden okur. Öztürk'e göre çölde yaşayan bir toplum için yağmurun gecikmesi demek, sadece ekonomik bir kriz değil; sürülerin telef olması, açlık ve toplu ölüm demektir. Kur'an, "le mublisîn" (kesinlikle derin bir umutsuzluk içindeydiler) diyerek o çöl insanının gökyüzüne bakarken hissettiği o yakıcı, dilsiz ve kahredici ölüm korkusunu (iblası) en çıplak haliyle resmeder ve ardından gelen ilahi rahmetin değerini bu psikolojik zemin üzerinden ölçer.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X