وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rûm Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
“Yine O'nun kanıtlarındandır ki, korku ve ümit vermek üzere size şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından yeryüzünü onunla canlandırıyor. Gerçekten bunda, aklını kullanan kimseler için ibretler vardır.
Yine O’nun kanıtlarındandır ki, korku ve ümit vermek üzere size şimşeği gösteriyor. Bu beyan hakkında iki yorum dile getirilmiştir. Bunlardan biri şudur: Korku ve ümit için size şimşeği gösteriyor. Bu şimşeğin size isabet etmesi ve gözünüzü almasından dolayı onun hükümranlığından ve kudretinden korkarsınız. Ümit vermek üzere. Yani sizler bu şimşekten sizi koruması için O nun rahmetini umarsınız. İkinci yorum şudur: Korku ve ümit vermek üzere size şimşeği gösteriyor. Yani size şimşeği gösteriyor, sizler korkuyor ve umuyorsunuz. Korkuyorsunuz, yani seyahat eden kimse seyahatinin kesilmesinden ve bundan alıkoymasından korkmaktadır. Umuyorsunuz, yani mukim olan kimse rızık ve geçim kaynaklarının artması için onun rahmetini ummaktadır. Bu beyanın şu mânaya gelmesi de mümkündür: Şimşekten korkuyor, yağmuru da umuyorsunuz. Bu, sözünü ettiğimiz hususlara gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Gökten su indirip ölümünün ardından yeryüzünü onunla canlandırıyor. Bu açıktır. Bunun yorumunu daha önce açıkladık.
Gerçekten bunda, aklını kullanan kimseler için ibretler vardır. Bu beyan, belirtmiş olduğumuz mânaya gelebilir: Aklını kullanan kimseler için. Yani akıllarından yararlanan kimseler için. Bu beyanın şu mânaya gelmesi de mümkündür: Aklını kullanan kimseler için. Eğer düşünüp tefekkür ederlerse. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yurîkumu (يُرِيكُمُ)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luğa adlı eserinde bu kelimenin kökenini "ra, hemze, ye" harflerine dayandırır. Kökün temel anlamının "gözle bakmak, görmek, bilmek ve idrak etmek" olduğunu belirtir. Fiilin burada "if'al" babında (erâ/yurî) kullanılması, eylemin geçişli hale gelerek "göstermek, görünür kılmak ve idrak ettirmek" anlamını kazandığını gösterir. Etimolojik olarak bu yapı, insanın kendi çabasıyla görmesinden ziyade, dışarıdan (Allah tarafından) bir nesnenin veya olayın insanın görüş alanına ve bilincine zorla veya lütufla sokulmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" (görme) kavramını tahlil ederken, bunun sadece fiziksel göz organıyla gerçekleşen optik bir yansıma olmadığını, aynı zamanda kalp ve akıl gözüyle (basiret) kavrama anlamına geldiğini vurgular. İsfahânî'ye göre Allah'ın "size şimşeği göstermesi" (yurîkumu), sıradan bir meteorolojik hadisenin izletilmesi değil; o doğa olayının arkasındaki ilahi kudretin, nizamın ve teolojik anlamın insan zihnine "gösterilmesi", yani fark ettirilmesidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında görme ve idrak etme fiillerinin yerini inceler. Izutsu'ya göre "yurîkumu" (size gösterir) eylemi, doğrudan bir epistemolojik (bilgi felsefesi) müdahaledir. İnsan, kainatın işaretlerine (ayetlere) karşı genellikle kör ve ilgisiz bir varlıktır. Yaratıcı, tabiat olaylarını (şimşeği) son derece sarsıcı ve ani bir görsel şok şeklinde tasarlayarak insanın bu ontolojik uykusunu böler ve ona hakikati zorunlu olarak "gösterir".
El-Berk (الْبَرْقَ)
İbn Fâris, bu kelimenin türediği "be, ra, kaf" kökünün temel anlamının "parlamak, ışıldamak, aniden ortaya çıkan parlak ışık ve şimşek" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak gözü alan, dikkatleri üzerine çeken ve karanlığı aniden yırtarak kendini belli eden geçici ama şiddetli bir aydınlanmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "berk" kavramını fiziksel ve psikolojik boyutlarıyla ele alır. İsfahânî'ye göre şimşek, gökyüzünde bulutların çarpışmasıyla doğan göz kamaştırıcı bir ışıktır. Ancak Kur'an dilinde bu kelime, ani ve şiddetli doğası gereği hem bir yıkım (yıldırım/sâika) tehdidi taşıyan hem de peşinden gelecek hayat verici yağmuru müjdeleyen ontolojik bir çift kutupluluğun sembolüdür.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin Sami dillerindeki kök ortaklığına dikkat çeker. Arapçadaki "berk" kelimesinin Süryanicedeki "barqâ" ve İbranicedeki "bârâq" kelimeleriyle aynı teolojik havzadan beslendiğini belirtir. Geç Antik Çağ'ın Yahudi-Hristiyan edebiyatında ve Ortadoğu mitolojilerinde "şimşek", genellikle ilahi öfkenin, majestenin ve Tanrı'nın tabiata doğrudan müdahalesinin (teofani) en güçlü görsel ve işitsel silahı olarak kullanılıyordu. Kur'an, bu bilindik kozmik imgeyi tevhid ekseninde yeniden inşa eder.
Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın edebi formları bağlamında analiz eder. Neuwirth'e göre "el-berk" (şimşek), Kur'an'ın retoriğinde muazzam bir sahne aydınlatıcısıdır. Gecenin karanlığında uykuda olan veya gaflete düşmüş insanları aniden uyandıran, gökyüzündeki ilahi gücü saniyeler içinde bütün yeryüzüne ilan eden sarsıcı bir "ayet" (işaret) olarak metnin estetik ve eskatolojik (ahiret) gerilimini zirveye taşır.
Havfen (خَوْفًا)
İbn Fâris, kelimenin "hı, vav, fe" kökünden türediğini ve temel anlamının "beklenen bir zarardan veya kötülükten dolayı duyulan endişe, ürperme ve korku" olduğunu kaydeder. Etimolojik olarak "havf", henüz gerçekleşmemiş ancak belirtileri ortaya çıkmış potansiyel bir tehlikenin insan ruhunda yarattığı psikolojik kasılma ve savunma refleksidir.
Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını tahlil ederken, bunun sadece irrasyonel bir panik hali olmadığını, "hoşlanılmayan bir şeyin meydana geleceğine dair emarelerin akıl yoluyla idrak edilmesi sonucu kalpte oluşan sarsıntı" olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında insanın şimşeği görünce duyduğu "korku" (havfen), o ışığın bir yıldırama dönüşüp malına, canına veya ekinlerine zarar vereceği, ya da şiddetli bir fırtınanın (selin) habercisi olabileceği yönündeki rasyonel ve haklı bir tabiat endişesidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik ve varoluşsal derinliğini inceler. Kılıç'a göre insanın şimşek karşısında hissettiği "havf", sıradan bir tabiat korkusunun ötesinde, kendi acziyetinin ve kırılganlığının farkına varmasıdır. İnsan yeryüzünde ne kadar kudretli veya kibirli olursa olsun, gökyüzünden gelen o sarsıcı ışık ve ses karşısında kendi ontolojik hiçliğini (beşerliğini) hatırlar. Korku, insanın evrendeki gerçek boyutlarını idrak etmesini sağlayan ilahi bir terbiye aracıdır.
Tame'an (وَطَمَعًا)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini "tı, mim, ayın" harflerine dayandırır. Kökün temel anlamının "bir şeyi şiddetle arzulamak, umut etmek, iştah duymak ve bir faydanın gerçekleşmesini beklemek" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak, kalbin ihtiyaç duyduğu bir nesneye veya duruma doğru güçlü bir çekimle meyl etmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, "tama'" kavramını, gerçekleşme ihtimali beliren bir iyiliğe veya lütfa karşı duyulan güçlü umut ve heves olarak tahlil eder. İsfahânî'ye göre ayette insanın şimşeğe bakarken korkunun (havf) hemen ardından hissettiği "umut/beklenti" (tame'an), o şimşeğin arkasından toprağı canlandıracak ve ekinleri yeşertecek olan bereketli yağmura (rahmete) duyulan yaşamsal arzudur.
Dücane Cündioğlu, korku ve umut ikileminin felsefi boyutunu tahlil eder. Cündioğlu'na göre insan ruhu (nefs), ontolojik olarak "havf" (korku) ve "reca/tama'" (umut) diyalektiği arasında salınan bir sarkaçtır. Şimşek (berk) gibi tek bir fiziksel olay, insanın içindeki bu iki zıt ve temel duyguyu aynı anda tetikleyebilir. Varlık, yıkım ile inşanın, gazap ile rahmetin iç içe geçtiği bir dengedir ve insan bu iki zıt duygunun çarpışmasıyla Yaratıcısına bağlanır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi nüzul ortamının (Hicaz coğrafyasının) iklimsel gerçekliği üzerinden okur. Öztürk'e göre kurak ve acımasız çöl şartlarında yaşayan bir Arap için yağmur bulutları ve şimşek, kelimenin tam anlamıyla ölüm kalım meselesidir. Şimşek çaktığında çöl insanı aynı anda hem yıkıcı bir selden korkar (havf) hem de hayvanları ve ekinleri için hayati önem taşıyan suya kavuşma umuduyla (tama') dolar. Kur'an, muhatabının bu en derin sosyo-psikolojik ve meteorolojik tecrübesini kullanarak tabiatı ilahi bir "ayet" olarak okumayı öğretir.
Yunezzilu (وَيُنَزِّلُ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "nun, ze, lam" kökünün temel anlamının "yukarıdan aşağıya doğru inmek, yüksek bir yerden daha alçak bir konuma geçmek ve konaklamak" olduğunu belirtir. İbn Fâris'e göre bu fiil etimolojik olarak dikey bir hareket yönünü, gökten yere doğru uzanan fiziksel veya ontolojik bir intikali temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, "nüzul" kavramının tef'il babında (tenzîl/yunezzilu) kullanılmasının anlambilimsel farkını ortaya koyar. İsfahânî'ye göre if'al babı (inzal) bir şeyin toptan ve bir defada indirilmesini ifade ederken; "yunezzilu" fiili (tef'il babı), suyun (yağmurun) gökten azar azar, belli bir ölçüye göre, ihtiyaca binaen ve aşama aşama, bir plan ve hikmet dahilinde indirilmesini anlatır. Yağmur rastgele düşen bir kütle değil, "tenzil" edilen bilinçli bir rızıktır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın uzamsal (mekansal) hiyerarşisinde bu kelimenin rolünü inceler. Izutsu'ya göre "yunezzilu" (indirir) eylemi, İslam teolojisindeki aşkınlık (transcendence) ve içkinlik (immanence) dengesini kurar. Allah mutlak olarak yücedir ve göklerdedir; ancak yeryüzüyle bağını koparmamıştır. Suyun (ve vahyin) gökten yeryüzüne "indirilmesi", ilahi rahmetin ve bilginin fiziksel dünyaya müdahalesini, dikey eksende kurulan sürekli ve yaşamsal ontolojik köprüyü simgeler.
Mâen (مَاءً)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeninin "mim, vav, he" veya "mim, hemze, hemze" olduğunu ve temel olarak bildiğimiz fiziksel madde "su"yu ifade ettiğini belirtir. Etimolojik olarak saflığı, akışkanlığı ve tüm canlıların hayatta kalması için gereken temel biyolojik sıvıyı tanımlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, su (mâ') kavramının Kur'an terminolojisindeki önemini özetler. Ansiklopedi, suyun Kur'an'da sadece bir içecek veya temizlik aracı değil, aynı zamanda bütün canlılığın ontolojik kaynağı (her canlıyı sudan yarattık) ve Allah'ın yeryüzündeki rahmetinin en somut göstergesi olarak ele alındığını kaydeder.
Ya'kılûn (يَعْقِلُونَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "ayın, kaf, lam" kökünün temel ve somut anlamının "bağlamak, düğümlemek ve bir şeyi alıkoymak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak Arapların develerini kaçmamaları için bağladıkları ipe "ikal" denir. Buradan hareketle "akıl", insanı cehaletten, nefsi arzuların taşkınlığından ve yanlış kararlardan "bağlayıp alıkoyan", zihni hakikate sabitleyen idrak, anlama ve frenleme mekanizmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "akıl" kavramını felsefi bir zeminde tahlil eder. İsfahânî'ye göre akıl (ya'kılûn/aklederler), insanın elde ettiği duyusal verileri (şimşek, yağmur, ölüm ve diriliş gibi) birbirine "bağlayarak" sebep-sonuç ilişkisi kurmasıdır. Aklını kullanan kişi, doğadaki birbirinden bağımsız gibi görünen olayların (bulut, su, toprak, filiz) arkasındaki mükemmel tasarımı "bağlayıp birleştirebilen" ve bu sistemin tesadüfen olamayacağı sonucuna ulaşan analitik zihindir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında "akletme" eylemini pasif bir zeka durumundan ayırır. Izutsu'ya göre "ya'kılûn" (aklederler), sadece yüksek IQ'ya sahip olmak veya zeki olmak demek değildir. Kur'an terminolojisinde akıl, "ilahi ayetleri (işaretleri) okuyup deşifre etme" kapasitesidir. Şimşeğin çakması ve kurumuş toprağın yağmurla canlanması her insanın gözü önünde olan fiziksel olaylardır. Ancak bu olaylara bakıp, ahiretteki insan dirilişinin (ba's) zorunluluğunu idrak etmek, ancak aktif ve doğru işleyen bir teolojik aklın (ya'kılûn) çıkarımıdır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetler arasındaki kavramsal geçişleri ve sonlandırma fiillerini tahlil eder. Aydar'a göre bir önceki ayette (uyku ve gece bağlamında) "işiten bir toplum" (kavmin yesmeûn) denilmişken, bu ayette neden "akleden bir toplum" (kavmin ya'kılûn) dendiği muazzam bir edebi inceliktir. Önceki ayet karanlıkta (gözün görmediği durumda) idraki sağlayan "işitmeye" vurgu yaparken; bu ayet son derece görsel (şimşek), psikolojik olarak karmaşık (korku ve umut), döngüsel (ölüm ve yaşam) ve kimyasal (toprak ve su) devasa bir sistem sunar. Bu kadar çok ve karmaşık veriyi bir araya getirip ondan teolojik bir sentez (diriliş inancı) çıkarmak salt "işitmekle" veya "bakmakla" olmaz; bu, verileri birbirine bağlamayı gerektiren, sistemli ve derinlemesine bir düşünme (ya'kılûn/akletme) ameliyesidir. Yaratıcı, muhatabına sunduğu kanıtın ağırlığına göre ondan talep ettiği bilişsel eylemi de değiştirerek kusursuz bir retorik örgü sunar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla