وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rûm Sûresi, 23. Ayet
Daralt
X
-
"Gece ve gündüz uyuyabilmeniz ve Allah’ın lütfundan nasibinizi aramaya çalışmanız da O'nun kanıtlarındandır. Bunda, dinleyen kimseler için elbette dersler vardır"
Gece ve gündüz uyuyabilmeniz de O’nun kanıtlarındandır. Çünkü uyku onları nereden gelip aldığını farketmeksizin almaktadır. Ayrıca uyku onlardaki işitme, konuşma, anlama, görme gibi bütün canlılık göstergelerini ve daha önce yararlandıkları duyu organlarının fonksiyonlarını almaktadır. Sonra kendileri bunun farkına varmaksızın bu duyuların fonksiyonlannı onlara iade etmektedir. Dolayısıyla onlar dünyevî menfaatlerine ve kazançlarına geri dönerler. Bu durum böyle bir fiili gerçekleştirmeye güç yetiren varlığın, insanın canını ve ruhunu (nefs) almaya ve bunu ona iade etmeye güç yetirebileceğinin bilinmesi içindir. Uyku ölümün kardeşidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Geceleyin sizi öldüren O’dur”, O, uykuyu ölüm olarak nitelemiştir. Uyku ölüm gibidir. Çünkü belirttiğimiz gibi canlıların yararlandıkları tüm faydalar uykuyla ortadan kalkmaktadır. Sonra o bunun farkına varmaksızın bu faydalar ona iade edilmektedir. Buna güç yetiren varlık ölümden sonra diriltmeye de güç yetirir.
Allah’ın lütfundan nasibinizi aramaya çalışmanız. Bu beyan Allah’ın lütfundan erişmek istedikleri kazançlara yöneliktir, o da insanların kendileriyle rızık aramış oldukları bu kazanç yollarını, ticaretleri, meslekleri Allah’ın yaratmasıyla ortaya çıkan sonuçtur. Cenâb-ı Hak bunları, onlar için yarattığını bildirmiştir. Bunda kullara ait fiillerin yaratılmasına dair delil vardır. Bu, Mûtezile’nin kullara ait fiillerin Allah tarafından yaratılmasını inkâr etmelerine karşı bir delildir. Âyetin işaret ettiği mâna ciheti şu da olabilir: Cenâb-ı Hak onlara bu kazanç ve ticaret yollarını ve meslekleri öğretmiş ve bunları onlara ihtiyaç kılmıştır ki menfaatlerine ulaşabilsinler. En doğrusunu Allah bilir.
Bunda, dinleyen kimseler için elbette dersler vardır. Dinleyen kimseler sözü şu mânaya gelebilir: Yani dinlemelerinde icabet eden kimseler. Dinlemenin icabet etme olarak ifade edilmesi mümkündür. Tıpkı Hz. Peygamberin şu sözü gibi: “Allah kendisine dua edenin duasını işitir”. Yani Allah kendisine dua edenin duasını kabul eder. Dinleyen kimseler sözü şu mânaya da gelebilir: Yani aklını kullanan kimseler. Dinlemenin akıl kullanma olarak İfade edilmesi mümkündür. Tıpkı şu İlâhî beyanda bildirildiği gibi: “İşte bunlarda akıllarını kullanan insanlar için ibretler vardır”. Dinleyen kimseler ilâhı beyanı şu mânaya gelebilir: Yani öğütleri dinleyen ve bunları kabul edip bunlardan yararlanan kimseler.
Yorumu Yorumla
-
Menâmukum (مَنَامُكُم)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luğa adlı eserinde bu kelimenin türediği "nun, vav, mim" kökünün temel anlamının "hareketin durması, sükunet, durgunluk ve bedenin istirahate çekilmesi" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak uyanıklık ve canlılık halinin (yakaza) zıttıdır; bedensel ve zihinsel fonksiyonların yavaşlayarak insanın dış dünyayla olan fiziksel bağının geçici olarak askıya alınmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "nevm" (uyku) kavramını tahlil ederken, bunu "idrakin ve iradenin bedenden geçici olarak çekilmesi" şeklinde tanımlar. İsfahânî'ye göre "menâm" kelimesi hem uyku eyleminin kendisini (masdar) hem de uyunulan zamanı/mekânı ifade eden ism-i zaman veya ism-i mekân olabilir. Ayette insanın bu biyolojik ve zorunlu acziyet halinin (uykusunun) Yaratıcı'nın varlığına ve merhametine delalet eden bir "ayet" (işaret) olarak sunulması, sıradan bir fizyolojik rutinin teolojik bir argümana dönüştürülmesidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında uyku olgusunu inceler. Izutsu'ya göre uyku, insanın kendi bilincini ve iradesini tamamen kaybettiği, varoluşsal kontrolü elinden bıraktığı pasif bir fenomendir. İnsanın gece veya gündüz uykuya dalması (menâmukum), onun ontolojik olarak ne kadar kırılgan ve bağımlı bir varlık olduğunu ispatlar. Kendi bilincini bile sürekli uyanık tutamayan bir varlık (beşer), evreni ayakta tutan o "uyumayan ve uyuklamayan" (Hayy ve Kayyûm) mutlak bilincin karşısında ancak acziyetini kabul edebilir.
Dücane Cündioğlu, kavramın felsefi boyutuna değinir. Cündioğlu'na göre uyku, insan egosunun (enaniyetinin) dünyevi sahneden her gün zorunlu olarak çekilişidir. İnsan gündüzleri yeryüzünde iktidar, güç ve servet peşinde koşarken kendisini varlığın merkezi sanır; ancak uyku saati geldiğinde tüm kibri, planları ve gücü sıfırlanır. Uyku (menâm), insanın her gün deneyimlediği küçük bir ontolojik ölümdür ve bu yönüyle kibri parçalayan sarsıcı bir ilahi ayettir.
El-Leyl (بِاللَّيْلِ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini "lam, ye, lam" harflerine dayandırır. Kökün temel anlamının "karanlığın çökmesi, bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve karanlığın eşyayı bürümesi" olduğunu kaydeder. Etimolojik olarak gündüzün aydınlığının zıttı olup, sınırların ve formların görünmez hale geldiği kozmik örtüyü temsil eder.
Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın kozmolojik bağlamında analiz eder. Neuwirth'e göre "gece" (leyl) kavramı, antik dünyada genellikle korkunun, kaosun ve şeytani güçlerin (mitolojik varlıkların) egemenlik alanı olarak görülürdü. Kur'an, gecenin içindeki uykuyu ilahi bir "ayet" olarak sunarak geceyi demonik (şeytani) karakterinden arındırır. Gece, kaotik bir boşluk değil; Allah'ın kulları için tasarladığı rasyonel, koruyucu ve dinlendirici (sükunet veren) bir kozmik düzendir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Hicaz coğrafyasının sosyolojik ve iklimsel gerçekliği üzerinden okur. Öztürk'e göre çöl ikliminde yaşayan Mekkeliler için gece (el-leyl), kavurucu sıcakların bittiği, bedenin nefes aldığı ve gerçek anlamda istirahatin (uykunun) mümkün olduğu en büyük fiziksel nimettir. Kur'an'ın geceyi ve ondaki uykuyu merkeze alması, doğrudan muhatabın coğrafi tecrübesine hitap eden ve onlarda minnettarlık (şükür) duygusunu tetiklemeyi amaçlayan pedagojik bir dildir.
En-Nehâr (وَالنَّهَارِ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "nun, he, ra" kökünün temel anlamının "genişlemek, yayılmak, ışığın fışkırması ve akmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak suyun geniş bir yataktan coşkuyla akmasını ifade eden "nehir" kelimesi de bu köktendir; zira gündüz (nehâr) de tıpkı bir nehir gibi ışığın yeryüzüne akması ve karanlığı yararak genişlemesi olayıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "nehâr" kavramını, karanlığın zıttı olarak "eşyanın görünür hale geldiği ve canlıların faaliyet (intişar) alanına çıktığı aydınlık zaman dilimi" olarak tanımlar. İsfahânî'ye göre ayette sadece gece değil, gündüz vaktindeki (en-nehâr) uykunun da (örneğin kaylule/öğle uykusu) zikredilmesi, insanın dinlenme ihtiyacının zamansal sınırları aşan mutlak bir biyolojik zorunluluk olduğunu ve ilahi rahmetin günün her anını kuşattığını gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, gece ve gündüz kelimelerinin ardışık kullanımını kozmolojik bir delil olarak tahlil eder. Ansiklopedi, Kur'an'da "el-leyl ve'n-nehâr" ikilisinin, evrendeki kusursuz matematiksel döngüyü (sünnetullah) simgelediğini belirtir. Bu iki zıt kozmik fenomenin birbirine çarpmadan, şaşmaz bir sırayla yer değiştirmesi, kaosu engelleyen tek bir iradenin (tevhidin) varlığına işaret eden en açık doğa kanıtıdır.
İbtigâukum (وَابْتِغَاؤُكُم)
İbn Fâris, bu kelimenin "be, ğayn, ye" kökünden türediğini ve temel anlamının "bir şeyi hararetle istemek, aramak, peşine düşmek, talep etmek ve sınırı aşmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak sıradan, pasif bir "istek" değil; hedefe ulaşmak için bedensel ve zihinsel efor sarf etmeyi gerektiren dinamik ve aktif bir arayış eylemidir.
Râgıb el-İsfahânî, "ibtiğâ" kavramını tahlil ederken, insanın rızık ve fayda peşinde koşmasının fıtri bir dürtü olduğunu vurgular. İsfahânî'ye göre uykunun (menâm) hemen ardından "aramak/çabalamak" (ibtiğâ) eyleminin zikredilmesi, insan doğasındaki muazzam zıtlığın dengesidir. İnsan bir yandan uykuya muhtaç, tamamen pasif ve edilgen bir varlık iken; diğer yandan yeryüzüne dağılıp rızık arayan, medeniyet inşa eden aktif ve iradi bir öznedir. Bu iki zıt kutbun uyumu ilahi tasarımın eseridir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varoluşsal boyutunu inceler. Kılıç'a göre insanın "araması/peşine düşmesi" (ibtiğâukum), onun ontolojik eksikliğinin bir itirafıdır. Kendi kendine yetemeyen (Samed olmayan) insan, hayatta kalmak için sürekli dışarıdan bir şeyler (rızık, su, barınak) talep etmek zorundadır. Bu çaba dünyevi ve seküler bir mesai gibi görünse de, Kur'an bunu "ayet" olarak niteleyerek insanın rızık mücadelesini bizzat Yaratıcı'nın sistemine entegre edilmiş kutsal bir eylem düzeyine yükseltir.
Fadlihî (فَضْلِهِ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "fe, dat, lam" kökünün temel anlamının "artmak, çoğalmak, ihtiyacı karşıladıktan sonra geriye kalan fazla kısım ve üstünlük" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak hak edilenin veya zorunlu olanın çok ötesinde, tamamen verenin cömertliğinden kaynaklanan fazlalık ve lütuf demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "fadl" kavramını adaletten keskin bir biçimde ayırır. İsfahânî'ye göre adalet, yapılan bir işin tam karşılığını (ne eksik ne fazla) vermektir. Ancak "fadl" (lütuf), hiçbir karşılık beklemeden ve kişinin kendi çabasıyla hak edemeyeceği kadar büyük bir nimeti karşılıksız olarak bağışlamaktır. Ayette insanın rızık arayışının (ibtiğâ) doğrudan Allah'ın "fadlına" (lütfuna) bağlanması, insanın elde ettiği zenginliğin sadece kendi aklının veya terinin ürünü olmadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında "fadl" kavramının kapitalist/seküler çalışma ahlakını nasıl yıktığını inceler. Izutsu'ya göre müşrik tüccarlar zenginliklerini kendi ticaret zekalarının ve çabalarının matematiksel bir sonucu olarak görüyorlardı. Ancak Kur'an, rızkı "O'nun lütfu" (fadlihî) olarak tanımlayarak bu yatay nedenselliği parçalar. İnsan çabalar (ibtiğâ), fakat rızkı yaratan ve veren mutlak surette dikey otoritedir (Allah'tır). Zenginlik, insanın başarısı değil, ilahi inayetin taşkınlığıdır.
Kavmin (لِّقَوْمٍ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "kaf, vav, mim" (kıyam/kalkmak) harflerine dayandırır. Temel anlamının "bir arada duran, birbirini destekleyerek ayakta kalan insan topluluğu" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak tekil bireyleri değil, ortak bir aidiyetle (dil, soy veya inançla) birbirine tutunarak sosyolojik bir varlık gösteren dayanışma içindeki zümreyi ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'ani terminolojideki sosyolojik kullanımını özetler. Ansiklopedi, "kavm" kelimesinin burada spesifik bir ırkı (örneğin Arapları) değil, belirli bir bilişsel eylemi (işitmeyi/anlamayı) gerçekleştirmeye niyetli olan, ortak bir tefekkür ve ahlak paydasında buluşan "ideal bir algı topluluğunu" nitelemek için kullanıldığını kaydeder.
Yesmeûn (يَسْمَعُونَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "sin, mim, ayın" kökünün temel anlamının "sesi idrak etmek, kulağa gelen titreşimleri algılamak ve dinlemek" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak fiziksel bir duyu organının (kulağın) işlevini ifade etse de, zamanla itaat etmek ve kabul etmek anlamlarına doğru genişlemiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "sem'" (işitme) kavramını sadece biyolojik bir duyma eyleminden ayırarak epistemolojik (bilgi felsefesi) bir boyuta taşır. İsfahânî'ye göre kulağın sesi alması basittir; asıl "işitmek" (yesmeûn), alınan o sesi akıl ve kalp süzgecinden geçirerek anlamlandırmak, hakikati tasdik etmek ve ona boyun eğmektir. İşitenler, ilahi mesajın içerdiği hikmeti kavrayanlardır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde "işitme" eyleminin teolojik rolünü tahlil eder. Izutsu'ya göre Kur'an'ın "işitmeyenler" dediği müşrikler, fiziksel olarak sağır değildirler; onların asıl sorunu zihinsel bir kilitlenme, yani mesajı (Kur'an'ı) alay konusu yaparak kendi iç dünyalarına girmesine izin vermemeleridir. "İşiten bir toplum" (kavmin yesmeûn) olmak, ilahi vahye karşı kibrini yenip, ön yargısız ve alıcı bir frekansta kalabilmektir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin bağlamında neden "görenler" (yubsırûn) veya "akledenler" (ya'kılûn) değil de özellikle "işitenler" (yesmeûn) kelimesinin seçildiğine dair son derece ince bir bağlamsal analiz sunar. Aydar'a göre ayetin ana teması "gece" ve "uyku"dur. Gece karanlığında ve uyku halinde insanın en temel bilgi alma aracı olan gözü (görme duyusu) tamamen devre dışı kalır. Gözün kapalı olduğu o karanlık sükunet anında dış dünyayla irtibatı sağlayan ve uyanışı tetikleyen yegane aktif duyu "işitmedir" (kulaktır). Yaratıcı, muhatabına gece ve uyku üzerinden verdiği bu kozmik mesajı, o hale en uygun düşen "işitmek" eylemiyle mühürleyerek muazzam bir edebi ve fizyolojik uyum sergiler. İnsan, kendi uykusundan uyanmak için sese (işitmeye) muhtaç olduğu gibi, manevi gafletinden uyanmak için de ilahi vahyi "işitmeye" muhtaçtır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla