Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rûm Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rûm Sûresi, 12. Ayet

    وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyevme tekûmu-ssâ’atu yublisu-lmucrimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kıyâmet koptuğu gün, günaha saplanmış kimseler ümitsiz ve şaşkın kalıverecekler"

      Kıyamet koptuğu gün, günaha saplanmış kimseler ümitsiz ve şaşkın kalıverecekler. Bazıları şöyle demiştir: “İblâs” (الإبلاس) ümitsizlik demektir. "Yüblisûne" (يبلسونه), yani bu dünyada bu putlara tapmaktan umdukları şeyler hususunda âhirette ümitsiz kalacaklardır. Nitekim onlar şöyle demişlerdi: "Sadece bizi Allaha yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz”; “Bunlar Allah katında bizim aracılarımız”. Bunlara benzer ilâhî Beyanlarda bu durum bildirilmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Âhirette putlar, onların aleyhinde şahitlik ettiklerinde, onları inkar ettiklerinde, onlara lanet okuduklarında ve onlardan uzaklaştıklarında onlar, bu dünyada bu putlara tapmaktan umdukları şefaate dair, âhirette ümitsiz kalacaklardır. Bazıları şöyle demiştir: Her türlü iyilikten ümitsiz kalacaklardır. Bazıları şöyle demiştir: “İblâs” (الإبلاس) kesilmek demektir. Yani yaptıklarından dolayı rezil olacaklardır. Bazıları şöyle demiştir: “Müblis” (المبلس) ümidi kesilmiş, susmuş, işinde ne yapacağını şaşırmış kimsedir. Bazıları şöyle demiştir: “Müblis” (المبلس) üzüntüye kapılmış ümitsiz kimsedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve yevme (وَيَوْمَ)

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luğa adlı eserinde bu kelimenin kökenini "ye, vav, mim" harflerine dayandırır. Kökün temel anlamının "zamanın bir bölümü, belirli bir süre ve gün" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak mutlak ve sonsuz bir zamanı değil, başı ve sonu belli olan, sınırlandırılmış bir zaman dilimini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramını tahlil ederken, bu kelimenin Arapçada hem güneşin doğuşundan batışına kadar geçen fiziksel "gün" için hem de uzunluk veya kısalığına bakılmaksızın "belirli bir olayla karakterize edilen herhangi bir zaman aşaması" için kullanıldığını kaydeder. İsfahânî'ye göre ayetteki "yevm" kelimesi, sıradan bir takvim gününü değil, evrenin mevcut işleyişinin durup yeni bir ontolojik aşamanın (kıyametin) başladığı o devasa, dehşet verici ve spesifik "zamanı/anı" tanımlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'an'daki eskatolojik (ahirete dair) terminolojisini inceler. Ansiklopedi, "yevm" kelimesinin Kur'an'da genellikle "kıyamet, hesap, din, diriliş" gibi kavramlarla tamlama oluşturarak kullanıldığını ve insanlık tarihinin nihai hesaplaşma sahnesine ontolojik bir vurgu yaptığını belirtir.

        Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın zaman algısı bağlamında analiz eder. Neuwirth'e göre "yevm" (O gün) ifadesinin kullanımı, Kur'an'ın retoriğinde dramatik bir sahne değişimidir. Bu kelime vasıtasıyla metin, dinleyicinin zihnini yerel ve tarihsel olandan koparır; onu her şeyin sonucunun belirleneceği o mutlak, evrensel ve eskatolojik zamana (ilahi takvime) fırlatır.

        Tekûmu (تَقُومُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "kaf, vav, mim" kökünün temel anlamının "dikilmek, ayağa kalkmak, durmak, bir şeyin sabit ve kaim olması" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak oturmanın, yatmanın veya durağanlığın zıttı olan dinamik bir eylemi ve aynı zamanda bir sistemin kendi ayakları üzerinde sağlam bir şekilde kurulmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kıyam" eyleminin fiziksel bir ayağa kalkmanın ötesindeki kavramsal çerçevesini çizer. İsfahânî'ye göre "tekûmu" fiili, bir olayın fiilen gerçekleşmesi, ortaya çıkması ve tüm gerçekliğiyle hükmünü icra etmesi anlamına gelir. Ayette kıyamet saatinin (es-sâ'ah) "ayağa kalkması/kopması" şeklinde kullanılması, o dehşetli anın tüm varlığı sarsarak ve karşı konulamaz bir şekilde aniden dikilip varlık sahnesini kaplaması demektir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısında bu fiilin kullanımını inceler. Izutsu'ya göre "tekûmu" (kopar/gerçekleşir), soyut bir zaman dilimine uygulandığında büyük bir psikolojik etki yaratır. Kıyamet sadece pasif bir şekilde "gelen" bir zaman değil, bizzat aktif bir varlık gibi aniden "ayağa kalkan", mevcut fiziksel yasaları yıkarak kendi mutlak hükümranlığını ilan eden agresif ve dinamik bir ontolojik kopuştur.

        Es-Sâ'ah (السَّاعَةُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "sin, vav, ayın" kökünden türediğini ve temel anlamının "gece veya gündüzün bir parçası, zamanın küçük bir kesiti ve belirli bir an" olduğunu kaydeder. Etimolojik olarak uzun bir süreci değil, anlık ve spesifik bir vakti ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "sâ'ah" kelimesini "zamanın cüzlerinden çok kısa ve belirsiz bir an" olarak tanımlar. İsfahânî'ye göre Kıyamet Günü'ne bu ismin verilmesinin etimolojik sebebi, o büyük varoluşsal çöküşün ve ardından gelen hesabın, insanların beklediğinden çok daha ani, sürpriz bir şekilde, adeta göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir "an" (saat) içinde gerçekleşecek olmasıdır.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin köken bilimine dair filolojik kanıtlar sunar. Jeffery, Arapçadaki "sâ'ah" kelimesinin, Süryanice ve Aramicedeki "şâ'tâ" (saat/an) kelimesiyle doğrudan akraba olduğunu belirtir. Bu kullanımın, Geç Antik Çağ'ın Yahudi-Hristiyan apokaliptik edebiyatında dünyanın sonunu (eschaton) anlatmak için yaygın bir şekilde kullanılan dini ve eskatolojik bir terim olarak Kur'an'a nüfuz ettiğini gösterir.

        Gabriel Said Reynolds, "Es-Sâ'ah" (Saat) terimini Süryani Hristiyan vaazları (homilileri) bağlamında okur. Reynolds'a göre bu terim, sadece bir zaman ölçüsü değil, Geç Antik Çağ dinleyicisi için doğrudan "dünyanın ani sonu ve ilahi yargının başlaması" anlamına gelen ağır bir teolojik koddur. Kur'an, dönemin bu bilindik kodunu kullanarak muhataplarını bekleyen o ani ve kaçınılmaz felakete karşı uyarır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve ontolojik analizini yapar. Cündioğlu'na göre "Es-Sâ'ah", zamanın kendi içine çöküşüdür. İnsanoğlu geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan çizgisel bir zaman yanılsaması (dünya) içinde yaşarken; "Saat", bu çizgisel zamanın yırtıldığı, dünyanın fiziki sürekliliğinin iptal olduğu ve fani varlıkların ebediyetle (ahiretle) yüz yüze geldiği o mutlak, şok edici kırılma noktasıdır.

        Yublisu (يُبْلِسُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "be, lam, sin" kökünün temel anlamının "hayırdan ve umuttan tamamen kesilmek, şiddetli bir üzüntü ve çaresizlik içinde susup kalmak" olduğunu belirtir. Şeytanın özel ismi olan "İblis" kelimesinin de etimolojik olarak bu kökten (Allah'ın rahmetinden tamamen ümidini kestiği için) türediğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "iblas" kavramını psikolojik bir çöküş hali olarak tahlil eder. İsfahânî'ye göre bu fiil, kişinin karşılaştığı mutlak felaket ve kesin deliller karşısında söyleyecek hiçbir söz bulamaması, savunma mekanizmalarının çökmesi ve derin bir umutsuzluk içinde dilsiz kalmasıdır. Ayette suçluların (mucrimûn) kıyamet saatindeki durumunu anlatan bu kelime, onların azaptan kurtuluşa dair en ufak bir beklentilerinin kalmadığı o dehşetli zihinsel iflası resmeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki polemiksel işlevine dikkat çeker. Öztürk'e göre "yublisu" (ümitlerini kesip susacaklar) fiili, Mekkeli müşriklerin dünyadaki kibirli, gürültücü ve peygamberle sürekli alay eden (istihza) tavırlarına karşı verilmiş eskatolojik bir cevaptır. Dünyada putlarına ve zenginliklerine güvenerek pervasızca konuşan bu elitler, o "Saat" geldiğinde dayandıkları tüm güçleri yitirecekleri için tam bir çaresizlik ve sessizlik (iblas) içine gömüleceklerdir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kavramı ontolojik bağlamda inceler. Kılıç'a göre "iblas", insanın varoluşsal anlam kaynağıyla (Allah'ın rahmetiyle) bağının ebediyen koptuğunu idrak ettiği andaki o varlıksal dehşettir. Suçluların içine düşeceği bu durum, sadece fiziksel bir ceza korkusu değil; karanlık, yalnızlık ve mutlak hiçlik hissinin getirdiği nihai ve geri döndürülemez bir tükeniş duygusudur.

        El-Mucrimûn (الْمُجْرِمُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "cim, ra, mim" harflerine dayandırır. Kökün temel ve fiziksel anlamının "bir şeyi kesmek, koparmak, meyveyi dalından ayırmak" olduğunu kaydeder. Terimleşme sürecinde ise "cürüm", insanın kendisini haktan, iyilikten ve ilahi düzenden "kesip ayırması", bir günah veya suç işlemesi anlamına evrilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cürüm" kavramını tahlil ederken, bunun sadece sıradan bir hata (hatîe) olmadığını vurgular. İsfahânî'ye göre "el-mucrimûn" (mücrimler/suçlular), çirkin eylemleri bir alışkanlık ve karakter haline getirerek kendi ontolojik bağlarını asıl kaynaktan koparanlardır. Ayetin bağlamında bu kişiler, Allah'ın ayetlerini inkar edip elçileri yalanlayarak hakikatle aralarındaki tüm köprüleri atan inatçı inkarcılardır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal ağında "mücrim" kelimesinin yerini inceler. Izutsu'ya göre Kur'ani sistemde "cürüm" (suç), seküler hukuktaki basit bir kanun ihlali değildir. "El-Mucrimûn" kelimesi, teolojik bir terim olarak doğrudan "kâfirler", "müşrikler" ve "zalimler" ile eşanlamlı bir fonksiyona sahiptir. Bu kelime, Allah'ın evrensel ve mutlak ahlak yasalarına karşı bilinçli, örgütlü ve aktif bir şekilde isyan bayrağı açan, tevhid düzenini yıkmaya çalışan o asilzade ve kibirli zümreyi (Mekke aristokrasisini) tanımlayan ağır bir suçlamadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin eskatolojik faturasını özetler. Ansiklopedi, mücrimlerin Kur'an'daki tasvirine göre, onların dünyada peygamberlerle alay eden, ahireti inkar eden ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran bir grup olduğunu belirtir. Kıyamet "saati" geldiğinde, dünyada hakikatten kopardıkları (cürüm) o bağın bedeli olarak, bu kez de ilahi merhametten tamamen koparılarak (iblas) cezalandırılacaklarını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X