Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 74. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 74. Ayet

    لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lem yatmiśhunne insun kablehum velâ cân(nun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      74-75. "Onlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. Artık Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”

      76-77. "Harikulade döşemeler üzerinde yeşil yastıklara yaslanmışlardır. Artık Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”

      Hârikulâde güzel döşemeler üzerinde yeşil yastıklara yaslanmışlardır. Kırâat imamları buradaki refref kelimesini elifsiz olarak bu şekilde okudular. Âsım el-Cahderî’nin buradaki iki kelimeyi “rafârife” (رفارف) ve “abâkıriyye” (عبقرية) diye okuduğu rivayet edilir. “Refref” (رَفْرَفٍ) kelimesinin oturulan yer veya yerler mânasına geldiği söylenmiştir. Yeşil bahçe, çadır ve yaygının, döşeğin sarkan kısmı mânalarına geldiği de söylenmiştir. “Abkarî” (عَبْقَرِيٍّ) kelimesinin de değerli halı anlamına geldiği söylenmiştir. Ebû Ubeyde şöyle dedi: “Abkarî”, sık dokunmuş yaygılar demektir. Yere serilen her yaygıya “abkarî” dendiği de söylenmiştir. İbn Kuteybe ve Ebû Avsece de şöyle dediler: “Abkarî” kelimesi Kur'an dışında ipekten yapılan elbise anlamında kullanılır, “Abkar” (عبقر) bir yer adıdır ve oraya nispet edilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yatmishünne (يَطْمِثْهُنَّ)

        Kelimenin kökeni t-m-s harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dokunmak, el sürmek, kirletmek ve bozmak" olduğunu, hususi olarak ise bir kadına ilk defa cinsel anlamda yaklaşarak onun bekaretini bozmak eylemini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tams" fiilinin cinsel temas yoluyla gerçekleşen ilk dokunuş ve bunun neticesinde oluşan fizyolojik hal anlamına geldiğini, ayetin bağlamında bu kelimenin omuz omuza sıralanmış o muazzam otağların (hıyâm) içindeki eşlerin (hurilerin), cennet ehline sunulmadan evvel hiçbir varlık tarafından dokunulmamış, mutlak bir safiyet, temizlik ve bekaret içinde korunduklarını tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kullanım alanlarına değinerek, Aramice veya Süryanicede "kirletmek, dokunarak saflığını bozmak veya lekelemek" anlamlarına gelen köklerle etimolojik bir akrabalığı olabileceğini, ancak Arapçada doğrudan deflorasyon ve ilk temas anlamında spesifik bir cinsel terim olarak lügatteki yerini aldığını delillendirir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi işlevine ve sure içindeki tekrarına odaklanarak, bu dokunulmamışlık vurgusunun önceki ayetlerde olduğu gibi aynen tekrarlanmasının, ilahi korumanın ve ödülün o el değmemişliğinin altını çizen sarsıcı bir retorik nakarat oluşturduğunu, muhatabın zihnindeki estetik saflık algısını kusursuz bir ritimle pekiştirdiğini detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemi varlık felsefesi açısından değerlendirerek, "dokunulmamışlık" vurgusunun sadece bedensel bir bekaretten ziyade, bu eşlerin insani ve cinni tarihsel süreçlerin tamamen dışında, dünyevi hiçbir kire, algıya veya temasa maruz kalmadan sırf ebedi ödül amacıyla yepyeni ve pürüzsüz bir ontolojik inşayla yaratıldıklarını ifade eder.

        İns (إِنسٌ)

        Kelimenin kökeni ü-n-s (veya n-s-y) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, kelimenin "üns" (ünsiyet kurma, kaynaşma, bir arada yaşama) köküne dayandığını ve yalnız başına varlığını sürdüremeyen, daima sosyalleşmeye muhtaç insan türünü anlattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yeryüzünün fiziki, bilinen ve görünür şuurlu varlıklarını ifade ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal işlevine dikkat çekerek, yeryüzünün en kudretli, baskın ve fethedici türü olan insanın bile, otağlarda saklanan bu özel eşlere uzanmaya veya onlara temas etmeye gücünün yetmediğini, ilahi lütfun dünyevi her türlü iktidarın ötesinde, ulaşılamaz bir dokunulmazlık kalkanıyla korunduğunu vurgular.

        Kablehum (قَبْلَهُمْ)

        Kelimenin kökeni k-b-l harflerine dayanmaktadır. Sondaki "-hum" zamiri ahirette o eşlerle buluşacak olan inananlara racidir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yönelmek, karşısında olmak, bir şeyin ön tarafı ve zaman/mekan olarak önde bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zamansal bir önceliği ve mutlak bir geçmişi ifade ettiğini, ayetin bağlamında cennet ehlinin o eşlerle buluşacağı ana kadar geçen bütün kozmik ve ebedi zaman dilimi boyunca (onlardan önce) hiçbir temasın gerçekleşmediğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu zarfı ontolojik bir zaman felsefesi üzerinden okuyarak, "kablehum" (onlardan önce) ifadesinin cennet boyutunda geçmiş zamanın bir eksiklik veya bir yaşanmışlık değil, aksine sadece o inananları beklemek üzere dondurulmuş, saf tutulmuş ve mutlak bir bekaretle korunmuş "yaratılışın ilk anı" gibi saf bir zaman dilimini sembolize ettiğini ifade eder.

        Cân (جَانٌّ)

        Kelimenin kökeni c-n-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "örtmek, gizlemek, duyulardan saklamak ve karanlıkta kalmak" olduğunu, bu yüzden insan idrakinden ve algısından gizlenmiş varlık türüne bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin beşeri sınırların ötesindeki görünmez, şuurlu irade sahiplerini kapsadığını tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin İslam öncesi komşu kültürlerden, bilhassa Aramice veya Süryanicedeki görünmez ruhları ifade eden "ginnayê" kelimesinden türeyerek Arap dini terminolojisine evrensel bir görünmezlik ve güç sembolü olarak yerleştiğini delilleriyle savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik yapısına inerek, görünen alem (ins) ile görünmeyen alemin (cân) bütünsel zıtlığının bu ayette kullanılmasıyla, cennetteki ödülün safiyetinin her iki boyutun (fiziksel ve metafiziksel) tahakkümünden ve müdahalesinden tamamen korunmuş, mutlak bir dokunulmazlık ve el değmemişlik alanı olarak sunulduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın kozmolojik bağlamında değerlendirerek, ins ve cin türlerinin bir arada zikredilmesinin evrendeki tüm akıllı/iradeli faillerin bir özeti olduğunu, dolayısıyla eşlerin saflığının tüm evrensel faillerden arındırılmış kusursuz bir ilahi tahsis (sadece sahibine adanmışlık) manası taşıdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X