Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 70. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 70. Ayet

    ف۪يهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fîhinne ḣayrâtun hisân(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      70-71. "Oralarda, huyu güzel, yüzü güzel kadınlar var. Artık Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"

      Denildi ki: Bu âyetten maksat, onların huylarının ve yüzlerinin güzel olduğunu belirtmektir. Buradaki “hayrât” (خَيْرَاتٌ) kelimesinin tekili “hayyeratun” (خيرة) yahut hayratun (خيرة) gelir. İbn Mesûd’un (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Her mümin için huyu ve yüzü güzel bir kadın vardır ve her kadın için de bir saray vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hayrât (خَيْرَاتٌ)

        Kelimenin kökeni h-y-r harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "seçmek, bir şeyi diğerine üstün tutmak, meyletmek ve faydalı olan" olduğunu belirtir; "hayr" kelimesinin şerrin zıddı olarak insanın fıtraten arzuladığı, eksikliklerden arınmış en seçkin ve değerli durumları ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kavramının akıl ve fıtrat tarafından arzulanan, mutlak fayda ve erdem barındıran şey manasına geldiğini, ayetin bağlamında bu kelimenin cennet eşlerinin (hurilerin) ahlaki ve ruhsal güzelliğini, iyi huyluluğunu ve içsel kusursuzluğunu anlattığını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ahlak semantiği çerçevesinde değerlendirerek, dünyevi bağlamda genellikle servet veya davranışsal erdem anlamına gelen "hayr" kavramının, ahiret bağlamında ilahi lütfun en saf, arıtılmış ve insani zaaflardan (kıskançlık, öfke, nifak vb.) tamamen soyutlanmış ontolojik bir sükunet formuna dönüştüğünü; bu eşlerin "hayrât" (iyilikler/erdemler) olarak isimlendirilmesinin onların salt birer fiziksel ödül değil, mutlak bir ahlaki ve ruhsal huzur kaynağı olduklarını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik işlevine odaklanarak, nekra (belirsiz) ve çoğul formda kullanılmasının (hayrât), bu varlıkların barındırdığı içsel güzelliklerin ve erdemlerin sayılması imkansız, sınırlandırılamaz ve insan tasavvurunun çok ötesinde bir çeşitlilikte (mübalağa) olduğunu, metnin bu kelimeyle muhatabın zihninde huzur dolu bir şölen canlandırdığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyokültürel bağlamına dikkat çekerek, bedevi toplumunda ideal kadının sadece fiziksel cazibesiyle değil, bilhassa "hayırlı" (sadık, asil, iyi huylu) olmasıyla değer kazandığını, dolayısıyla ilahi metnin muhatabın dünyasındaki bu yüksek ahlaki ve kültürel ideali ahiret ödülünün en mükemmel, ebedi ve somut versiyonu olarak ona sunduğunu vurgular.

        Hisân (حِسَانٌ)

        Kelimenin kökeni h-s-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güzellik, estetik açıdan hoşa giden, kusursuzluk ve göz aydınlığı veren şey" olduğunu; "hüsn" kavramının çirkinliğin (kubh) tam zıddı olup insanın hem gözüne hem de estetik algısına hitap eden eksiksizlik halini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüsn" kavramının temelde akılla kavranan güzellik, arzuyla hissedilen güzellik ve duyu organlarıyla algılanan güzellik olmak üzere üç boyutu olduğunu tahlil ederek; ayetin bağlamında "hisân" kelimesinin, bir önceki "hayrât" (içsel/ahlaki iyilik) kelimesini tamamlayacak şekilde cennet eşlerinin dış görünüşlerindeki, yüzlerindeki ve bedenlerindeki o göz kamaştırıcı, fiziksel ve estetik güzelliği (duyusal hüsnü) anlattığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki etimolojik köklerine inerek, İbranice ve Aramicede de benzer köklerin (ḥ-s-n) güç, korunmuşluk veya iyilik anlamı taşıdığını, ancak Arapçada bu kökün tarihsel süreç içinde doğrudan doğruya görsel ve estetik "güzellik" kavramını karşılayacak şekilde özelleştiğini ve Kur'an lügatinde ilahi lütfun estetik ve görsel yüzünü temsil ettiğini delillendirir. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın estetik ve etik semantiği bağlamında ele alarak, "hayr" (etik iyilik) ile "hüsn" (estetik güzellik) kavramlarının bu ayette yan yana getirilmesinin, İslam ahlak felsefesindeki "içi ve dışı bir olma, mükemmel ontolojik uyum" mefhumunun zirvesini temsil ettiğini, cennet boyutunda ahlaki saflığın bizzat fiziksel bir güzelliğe ve ışığa dönüştüğünü analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "hayrât" ve "hisân" kelimelerinin aynı edebi vezinde (ritimde) ve çoğul formda art arda gelmesinin oluşturduğu o muazzam ses uyumuna (seci sanatına) odaklanarak; içsel güzellik ile dışsal güzelliğin bu sarsılmaz edebi kenetlenmesinin, ödülün kusursuzluğunu ve ilahi cömertliğin ihtişamını estetik bir müzikaliteyle zirveye taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı felsefi bir boyutta okuyarak, "hüsn"ün Mutlak Güzellik'ten (Hüsn-i Mutlak olan Allah'tan) yansıyan ontolojik bir pay olduğunu; ahiretteki bu varlıkların sıradan, fani ve biyolojik bir güzelliğe değil, doğrudan ilahi feyzden beslenen, zamanla solmayan, eskimeyen ve inananın her bakışında varoluşsal olarak yenilenen metafiziksel ve ebedi bir estetiğe (hisân) sahip olduklarını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X