ف۪يهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rahmân Sûresi, 68. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: rahman 68, meyve, rahman suresi, nar, nimet, rahman suresi 68. ayet, fışkıran iki pınar, yalanlama, hurma
-
68-69. "Her ikisinde türlü meyveler, hurma ve nar var. Artık Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
Bazı insanlar, Ebû Hanîfe’nin (r.h.), meyve yemeyeceğine yemin edenin nar yemesi halinde yemininin bozulmayacağı görüşüne bu âyeti delil gösterirler. Ebû Hanîfe bu âyete dayanarak narın ve taze hurmanın meyve olmadıklarını, çünkü bu ikisinin âyette “meyveler” anlamına gelen fâkihe (فَاكِهَةٌ) kelimesine atfedildiğini söylemektedir. Hiçbir kelime kendine atfedilmez, ancak başka bir kelimeye atfedilir. Bu, âyetin zahiri ifadesidir. Ancak her ne kadar meyve cinsinin bir türü ise de onun ayrıca belirtilmesi tazim amacıyla da olabilir. Nitekim Allah bir âyette şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cibril’e ve Mîkâil'e düşman ise bilsin ki Allah da inkârcıların düşmanıdır”.
Yorumu Yorumla
-
Fâkihe (فَاكِهَةٌ)
Kelimenin kökeni f-k-h harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "neşe, sevinç, hoşa giden şey ve şakalaşmak" olduğunu belirtir; meyveye de insanın tabiatına zorunlu bir gıdadan ziyade estetik bir keyif, ferahlık ve neşe vermesi sebebiyle "fâkihe" isminin türetildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın hayatta kalmak için zorunlu olarak tükettiği temel besin maddelerinden ziyade, sırf lezzet, zevk ve haz almak amacıyla yediği nimetleri ifade ettiğini, ayetin bağlamında inananlara sunulan bu bahçelerin mutlak bir haz, lüks ve neşe makamı olduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ödül ve cennet semantiği çerçevesinde değerlendirerek, çöl ikliminde yaşayan ve sürekli temel gıda arayışında olan bedevi Arap için nadir ve lüks bir tüketim maddesi olan taze meyvenin, ebedi ahiret yurdunda temel bir ödül olarak sunulmasının muhatabın zihnindeki en üstün refah ve estetik doygunluk arzusuna hitap ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kökündeki "neşe" (fükâhe) ile "meyve" (fâkihe) arasındaki etimolojik ve edebi bağa odaklanarak, ahiret yurdundaki bu ödülün sadece biyolojik bir doyumu değil, doğrudan doğruya ruhsal bir şöleni, eksiksiz bir mutluluk halini hedeflediğini, kelimenin fonetik olarak bile bu tatlılığı metne yansıttığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki yapısal ve retorik işlevine dikkat çekerek, cümlenin başında "meyve" (fâkihe) kelimesinin genel bir isim (cins isim) olarak zikredilmesinin ardından, hurma ve narın özel olarak ismen sayılmasının, genelden özele doğru yapılan muazzam bir edebi vurgu (hâsın âma atfı) olduğunu, böylece ödülün ihtişamının aşama aşama zihinlere nakşedildiğini vurgular.
Nahl (نَخْلٌ)
Kelimenin kökeni n-h-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "elemek, süzmek, arındırmak ve bir şeyin en saf, en seçkin kısmını ayırmak" olduğunu belirtir; hurma ağacına da ağaçlar içindeki o eşsiz faydası, dik ve pürüzsüz gövdesi veya meyvesinin besleyiciliği sebebiyle adeta "seçilmiş/elenmiş en saf ağaç" manasında "nahl" isminin verildiğini muazzam bir etimolojik bağlantıyla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "nahl" kelimesinin hurma ağacını ifade ettiğini, ayetin bağlamında zaten genel bir meyve (fâkihe) kelimesi geçmişken hurmanın ayrıca zikredilmesinin, onun sıradan bir meyve olmanın ötesinde hem bir temel gıda, hem bir tatlı, hem de bir şifa kaynağı olarak taşıdığı o çok yönlü ve üstün ontolojik değere işaret ettiğini tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki tarımsal kökenlerine inerek, Aramice ve Süryanicede de hurma ağacını ifade eden ortak köklerin bulunduğunu, ancak kelimenin doğrudan Arap yarımadasının kadim tarım ve bedevi kültürünün kalbinden doğan, o coğrafyanın can damarını temsil eden en köklü ve yerleşik lügatlerden biri olduğunu delillendirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve kültürel arka planına dikkat çekerek, hurma ağacının ilk muhatap olan Arap toplumu için ekonominin, beslenmenin ve hayatta kalmanın yegâne sembolü olduğunu, ilahi metnin muhatabın dünyasında en çok değer verdiği ve saygı duyduğu bu ağacı ahiret nimetlerinin en başına koyarak ödülün cazibesini doruk noktasına ulaştırdığını vurgular.
Rummân (رُمَّانٌ)
Kelimenin kökeni r-m-m harflerine dayandırılmaya çalışılsa da, ağırlıklı olarak yabancı kökenli (muarreb) bir kelime olduğu kabul edilmektedir. İbn Fâris, bu kelimeyi zorlama bir etimolojik köke bağlamaktan kaçınarak, doğrudan bilinen nar meyvesi olduğunu belirtmekle yetinir. El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça olmadığını, yabancı dillerden Arapçalaştırıldığını (muarreb) ve lügate sonradan yerleştiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, erken dönem alimlerin görüşlerini aktararak, kelimenin Süryanice veya İbraniceden Arapçaya geçen ithal bir tarım lügati olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik haritasını son derece detaylı bir şekilde çıkararak, kökeninin Aramicedeki "rummānā" ve İbranicedeki "rimmôn" kelimelerine dayandığını, Eski Yakın Doğu kültürlerinde ve Mezopotamya tarımında narın bolluk, bereket ve ölümsüzlük sembolü olarak görüldüğünü, bu ismin ortak Ortadoğu lügati vasıtasıyla Arapçaya geçerek Kur'an'ın o ihtişamlı cennet tasvirine evrensel bir bereket sembolü olarak yerleştiğini kesin delillerle ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin estetik ve lezzet değerine dikkat çekerek, narın hurma ile birlikte anılmasının, cennet nimetlerindeki o muazzam tat genişliğini (hurmanın yoğun tatlılığı ile narın o ferahlatıcı mayhoşluğunu) temsil ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvir gücüne odaklanarak, boylu boyunca uzanan tek gövdeli "hurma" (nahl) ağacı ile yüzlerce yakut gibi taneyi tek bir kabukta toplayan, albenisi yüksek "nar" (rummân) meyvesinin aynı ayette buluşmasının, zihinlerde muazzam bir görsel tezat, mimari bir renk ve şekil harmonisi oluşturduğunu, estetiğin bu iki zıt form üzerinden kusursuzca kurgulandığını detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik ve felsefi bir boyutta ele alarak, nar meyvesinin içinde barındırdığı yüzlerce nizamlı ve şeffaf tanenin varlık felsefesindeki "kesret içinde vahdet" (çokluk içinde birlik) ilkesinin en somut ve estetik tabiat yansımalarından biri olduğunu; dolayısıyla "rummân" kelimesinin ilahi yaratıcılıktaki o kusursuz düzeni, zenginliği ve ebedi hayattaki çok boyutlu, ince hesaplanmış lütufları sembolize ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla