Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 56. Ayet

    ف۪يهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fîhinne kâsirâtu-ttarfi lem yatmiśhunne insun kablehum velâ cân(nun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      56-57. "Oralarda eşlerinden başkasına bakmayan kadınlar vardır ki onlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmamıştır. Artık Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"

      Oralarda eşinden başkasına bakmayan kadınlar vardır; yani gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve onları arzulamayan kadınlar vardır. Başka bir âyette de “Otağlarına kapanmış hûriler var” buyurmuştur. Allah Teâlâ bunu, dindarların kıskanç olduklarından, eşlerinin kendilerinden başkasına bakmalarını ve başkalarının da onlara bakmasını istemediklerinden dolayı söylemektedir. Bu iki âyette Allah o kadınların, kocalarından başkasına bakmadıklarını, başkalarının da onlara bakmadıklarını haber vermektedir, onları otağlarına kapanmış olmakla nitelemektedir.

      Daha önce onlara ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. Buradaki “yetmishunne” kelimesi, “yetmushunne” diye de okunmuştur. Ferrâ bu kelimeye dokunmak diye mâna verdi; tamese fiili, nikâh yoluyla yaklaşmak demektir. Müfessirler şöyle dedi: Daha önce onlarla ne bir cin ve ne de bir insan ilişkide bulunmuştur. Bu kelimeye Ebû Avsece, onlara kimse dokunmamıştır diye mâna verdi. Ebû Ubeyde şöyle dedi: "Lem yetmishunne" (لَمْ يَطْمِثْهُنَّ) kelimesi bize göre çocukların yetiştirildiği gibi onları kimse yetiştirmedi, cinlerin çocuklara dokunup hallerini ifsat ettikleri gibi onlara bir cin de dokunmadı demektir. Aksine onlar Allah Teâlânın nitelediği gibidir: “Şüphesiz biz onları yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır. Onları bâkire, eşlerine sevgiyle bağlı ve yaşıt kılmışızdır. Bütün bunlar, hakkın ve erdemin yanında olanlar içindir”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâsırât (قَاصِرَاتُ)

        Kelimenin kökeni k-s-r harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kısa tutmak, hapsetmek, alıkoymak ve bir şeyle sınırlandırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kasr" eyleminin insanın kendini veya bir başkasını belli bir mekanda veya durumda tutması manasına geldiğini, ayetin bağlamında bu kelimenin cennet eşlerinin bakışlarını, sevgilerini ve ilgilerini yalnızca kendi eşlerine hasrettiklerini, gözlerini onlardan ayırmadıklarını ve başkalarına bakmaktan alıkoyduklarını tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik işlevine odaklanarak, buradaki "alıkoyma" veya "sınırlandırma" fiilinin zoraki bir hapis değil, aksine mutlak bir aşk, sadakat ve estetik bir tatmin neticesinde kadının kendi iradesiyle gözünü sadece sevdiğine kilitlemesi şeklinde eşsiz bir romantik ve görsel tablo sunduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kültürel ve sosyolojik bağlamına dikkat çekerek, gözünü dışarıdan sakınan ve sadece eşine odaklanan kadın imgesinin, o dönemin Arap toplumunda en çok arzulanan, namus ve sadakat timsali ideal eş modelini yansıttığını, ilahi ödülün bu yüksek kültürel beklenti üzerinden şekillendirildiğini vurgular.

        Et-Tarf (الطَّرْفِ)

        Kelimenin kökeni t-r-f harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin ucu, kenarı ve nihayeti" olduğunu, göz kapaklarının yüzün uç noktasında bulunması veya gözün bir şeye doğru hızla uzanıp hareket etmesi (bakış fırlatması) sebebiyle göz veya bakış anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğrudan "bakış ve göz kapağının hareketi" manasını taşıdığını, bir önceki "kâsırât" (sınırlandıranlar) kelimesiyle birleşerek "bakışlarını kısanlar, gözlerini eşlerinden başkasına çevirmeyenler" şeklinde muazzam bir iffet ve aidiyet tamlaması oluşturduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ahlak ve ödül semantiği çerçevesinde değerlendirerek, yeryüzündeki inananlar için ahlaki bir erdem olan "gözü haramdan sakınma" (gadd-ı basar) eyleminin, ahirette cennet eşlerinin doğal, ontolojik bir vasfı olarak karşılarına çıktığını, iffetin cennette mutlak ve estetik bir forma büründüğünü analiz eder.

        Yatmishünne (يَطْمِثْهُنَّ)

        Kelimenin kökeni t-m-s harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dokunmak, el sürmek ve bozmak" olduğunu, özel manada ise bir kadına ilk defa cinsel anlamda yaklaşmak ve onun bekaretini bozmak eylemini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tams" fiilinin cinsel ilişki yoluyla gerçekleşen ilk temas ve bunun neticesinde oluşan fizyolojik durum anlamına geldiğini, ayetteki olumsuzluk edatıyla (lem) birlikte bu eşlerin o ana kadar hiçbir varlık tarafından dokunulmamış mutlak bir safiyet ve bekaret içinde olduklarının tahlil edildiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Sami dillerindeki ortak kullanım alanlarına değinerek, Aramice veya Süryanicede "kirletmek, dokunarak saflığını bozmak" anlamlarına gelen köklerle etimolojik bir akrabalığı olabileceğini, ancak Arapçada doğrudan deflorasyon ve temas anlamında spesifik bir cinsel terim olarak lügatte yerini aldığını delillendirir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemi varlık felsefesi açısından değerlendirerek, "dokunulmamışlık" vurgusunun sadece fizyolojik bir bekaretten ziyade, bu varlıkların insani ve cinni tarihsel süreçlerin tamamen dışında, dünyevi hiçbir kire veya temasa maruz kalmadan sırf ödül amacıyla yepyeni ve pürüzsüz bir ontolojik inşayla yaratıldıklarını ifade eder.

        İns (إِنْسٌ)

        Kelimenin kökeni ü-n-s (veya n-s-y) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, kelimenin "üns" (ünsiyet kurma, alışma, bir arada yaşama) köküne dayandığını ve yalnız kalamayan, sosyal bir varlık olan insan türünü anlattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yeryüzünün bilinen, fiziki ve sosyal şuurlu varlıklarını ifade ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin suredeki edebi bağlamına odaklanarak, insan ve cin kelimelerinin arka arkaya zikredilmesinin sadece varlık listesi vermek olmadığını, bu iki türün yeryüzünün egemenleri olmalarına rağmen, cennetteki bu özel eşlere uzanmaya veya dokunmaya güç yetiremediklerini belirten eşsiz bir estetik ve ontolojik sınırı tasvir ettiğini detaylandırır.

        Cân (جَانٌّ)

        Kelimenin kökeni c-n-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "örtmek, gizlemek, duyulardan saklamak ve karanlıkta kalmak" olduğunu, bu yüzden insan algısından gizlenmiş varlık türüne bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin beşeri idrakin sınırları dışında kalan görünmez varlıkları kapsadığını tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin İslam öncesi komşu kültürlerden, bilhassa Aramice veya Süryanicedeki görünmez ruhları ifade eden "ginnayê" kelimesinden türeyerek Arap dini terminolojisine yerleştiğini delilleriyle savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik yapısına inerek, görünen alem (ins) ile görünmeyen alem (cân) zıtlığının bu ayette de kusursuz bir şekilde korunduğunu, cennetteki ödülün safiyetinin her iki boyutun (fiziksel ve metafiziksel) müdahalesinden tamamen korunmuş mutlak bir dokunulmazlık alanı olarak sunulduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal işlevine dikkat çekerek, surenin başından beri "ey insan ve cin topluluğu" şeklinde devam eden meydan okuma ve lütuf hitaplarının, cennet nimetlerinin tasvirinde de bu iki muhatabı merkeze alarak onlara doğrudan bir mükafat garantisi sunduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X