ف۪يهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rahmân Sûresi, 52. Ayet
Daralt
X
-
52-53. "İkisinde de her meyveden farklı türler bulunur. Artık Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
Yani bozulmayan ve tadı değişmeyen farklı tür ve renkte meyveler vardır. Dünyadaki meyvelerin rengi ancak bozulunca değişir, fakat bu ilâhî beyanda Cenâb-ı Hak, hiç bozulmadan renklerinin değiştiğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: Allah Teâlâ buradaki “zevcân” (زَوْجَانِ) kelimesinin, meyvelerden çift manasında zikretmiştir, çünkü insanların kalpleri çiftlerden birini hatırlar, Allah da onların nefislerine ikincisini temenni ettirir, diğeri de Cenâb-ı Hakkın kullarına olan lütfü ve ikramıdır; insanların hiç akıllarına gelmediği, gözleriyle görmediği ve hayalleri bile ulaşmadığı halde, Allah kendisinin lütfü olarak onlara ikram eder. Bazıları da şöyle dedi: Bu âyetlerde gaye, cennet ehlinin cennetteki durumunu açıklamak değildir, fakat sâbikûn zümresinden olanların, amel defterleri sağdan verilenlere olan üstünlüklerini göstermektir; bunlara verilen nimetlerin iki katı onlara verilecek demektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Külli (كُلِّ)
Kelimenin kökeni k-l-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kuşatmak, bütünü kapsamak ve hiçbir istisna bırakmaksızın içine almak" olduğunu belirtir; "küll" kelimesinin parçaların eksiksiz toplamını ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tek başına bir nesneyi değil, kendisinden sonra gelen kavramla (muzâfun ileyh) birleşerek o türün veya cinsin istisnasız tamamını kapsayan mutlak bir nicelik bildirdiğini tahlil eder; ayetin bağlamında cennetteki meyve çeşitliliğinin hiçbir eksiklik barındırmadan, akla gelebilecek tüm türleri kapsayan mutlak bir bolluğu tasvir ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın lütuf semantiği içinde ele alarak, "küll" ifadesinin ilahi cömertliğin sınır tanımazlığını ve cennet ehlinin arzularının hiçbir kısıtlamaya veya eksikliğe maruz kalmadan evrensel bir kuşatıcılıkla karşılanacağını detaylıca inceler.
Fâkihe (فَاكِهَةٍ)
Kelimenin kökeni f-k-h harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "neşe, sevinç, hoşa giden şey ve şakalaşmak" olduğunu belirtir; meyveye de yenildiğinde insanın tabiatına zorunlu bir gıdadan ziyade estetik bir keyif, ferahlık ve neşe vermesi sebebiyle "fâkihe" isminin türetildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın hayatta kalmak için zorunlu olarak tükettiği temel besin maddelerinden (kût) ziyade, sırf lezzet, zevk ve haz almak amacıyla yediği nimetleri ifade ettiğini, ayetin bağlamında cennetin salt bir karın doyurma yeri değil, mutlak bir haz ve neşe makamı olduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ödül ve cennet semantiği çerçevesinde değerlendirerek, kurak çöl ikliminde yaşayan bedevi Arap için nadir ve lüks bir tüketim maddesi olan meyvenin, ebedi ahiret yurdunda temel bir ödül olarak sunulmasının muhatabın zihnindeki en üstün refah ve estetik doygunluk arzusuna hitap ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kökündeki "neşe" (fükâhe) ile "meyve" (fâkihe) arasındaki etimolojik ve edebi bağa odaklanarak, cennet tasvirinin sadece biyolojik bir doyumu değil, doğrudan doğruya ruhsal ve bedensel bir şöleni, eksiksiz bir mutluluk halini hedeflediğini, kelimenin fonetik olarak bile bu tatlılığı metne yansıttığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kültürel ve bağlamsal işlevine dikkat çekerek, bu nimetlerin ilk muhatapların dünyasındaki en ulaşılmaz ve çekici lükslerden biri olduğunu, ahirette bu nimetlerin limitsizce sunulmasının ilahi lütfun ihtişamını insan psikolojisine en cazip gelen formda somutlaştırdığını vurgular.
Zevcân (زَوْجَانِ)
Kelimenin kökeni z-v-c harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "biri diğerinin benzeri, eşi veya tamamlayıcısı olan iki şeyden her biri" olduğunu, tek başınalığın (ferd) zıddı olarak çift olma halini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kavramının birbirine bağlanan, eşleşen veya aynı türün farklı iki varyasyonunu barındıran varlıkları anlattığını, ayetin bağlamında cennet meyvelerinin her birinden "ikişer çeşit" (zevcân) bulunmasının, nimetlerdeki akıl almaz çeşitliliğe, bir türün taze-kuru, bilinen-bilinmeyen veya renk-tat olarak farklı iki eşsiz forma sahip oluşuna işaret ettiğini tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken haritasını çıkararak, doğrudan saf Arapça bir türeme olmaktan ziyade, Aramice ve Süryanicedeki "zavgā" (Grekçedeki zeugos kelimesiyle bağlantılı olarak) kelimesinden Arapçaya intikal ettiğini, ortak Ortadoğu lügatinde "çift, eş ve kategori" anlamlarını taşıyan bu kelimenin Kur'an'ın tasvir diline kusursuzca yerleştiğini delillendirir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "zevcân" şeklindeki tesniye (ikil) kullanımının edebi ahengine odaklanarak, sure boyunca devam eden "iki cennet" (cennetân), "iki dal/çeşit" (zevâtâ) ve "iki pınar" (aynân) ritminin bu kelimeyle muazzam bir simetri içinde devam ettiğini, nimetlerin çiftler halinde sunulmasının metnin müzikalitesini ve ilahi lütfun katlanarak büyümesini estetik bir zirveye taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik ve felsefi bir boyutta ele alarak, varlık alemindeki her şeyin çiftler (polarite/zıddiyet veya eşlik) halinde yaratılış yasasının cennet nimetleri için de geçerli kılındığını, "zevcân" ifadesinin ilahi yaratıcılıktaki tükenmez zenginliği ve insanın çok boyutlu estetik algısına hitap eden o kusursuz dengeyi sembolize ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla