يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَم۪يمٍ اٰنٍۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rahmân Sûresi, 44. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cehennem, nimet, rahman suresi, dolaşma, kaynar su, yalanlama, rahman 44, rahman suresi 44. ayet
-
44-45. "Onun ateşi ile kaynar su arasında gidip gelirler. Artık Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Yani cehennem ateşi ile kaynar su arasında gidip gelirler. Buradaki cehennem kelimesinin, onların yedikleri yemekten, yani ateşten, kaynar suyun da içtikleri içecekten kinaye olması mümkündür. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemektedir: Onlar yiyecekleri ve içecekleri malzemeler arasında gidip gelirler, ne yediklerinden doyarlar, ne de içtiklerinden kanarlar. Aksine her yediklerinde açlıkları daha da artar, her içtiklerinde de susuzlukları artar. “Hamîm” onlar için hazırlanan içecektir. “Ân” (آنٍ) kelimesi de sıcaklığı son hadde varan şey demektir.
Bu ilâhî beyanın, tehdit âyetinin arkasından gelmesine, bazıları âhirette onlara şöyle denileceğini söylemiştir: Dünyada iken Rabb’inizin nimetlerinden hangilerini inkâr ediyordunuz? Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek; nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak; bekçileri onlara, 'İçinizden, size Rabb’inizin âyetlerini okuyup duyuran ve böyle bir günle karşılaşacağınızı bildirerek sizi uyaran bir elçi gelmedi mi?’ diye soracak”.
Yorumu Yorumla
-
Yetûfûne (يَطُوفُونَ)
Kelimenin kökeni t-v-f harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin etrafında dönmek, tavaf etmek, dolaşmak ve gidip gelmek" olduğunu belirtir; fiilin belirli sınırları olan bir alan içinde sürekli hareket halini anlattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tavaf" eyleminin bir merkez etrafında veya iki nokta arasında durmaksızın dönüp dolaşmak manasına geldiğini, ayetin bağlamında azaba çarptırılan suçluların (mücrimlerin) cehennem ateşi ile kaynar su arasında, hiçbir sığınak veya dinlenme anı bulamaksızın çaresizce, şiddetle ve zorunlu olarak sürekli gidip gelmelerini, bu iki azap türü arasında mekik dokumalarını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ceza ve azap semantiği çerçevesinde değerlendirerek, normalde Kabe etrafında yapılan o kutsal, huzur verici ve iradi dönüş eyleminin (tavafın), burada tam bir edebi tersine çevirmeyle (ironiyle) ahiretteki en korkutucu, mecburi ve azap verici sarmal harekete dönüştürüldüğünü, suçlunun içine düştüğü o ontolojik umutsuzluk döngüsünün bu kelimeyle resmedildiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda ve çoğul kipiyle kullanılmasının edebi ve görsel dinamizmine odaklanarak, eylemin hiç bitmeyecekmiş gibi sürekli yenilenen canlı bir tablo sunduğunu, günahkârların ateşten kaçıp suya koştukları, sudan yanıp tekrar ateşe savruldukları o bitmek bilmeyen dehşetli hareketliliğin muhatabın zihninde sarsıcı bir ritimle canlandırıldığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal işlevine dikkat çekerek, bu sürekli dolaşma halinin aslında mutlak bir kapana kısılmışlığı ve çaresizliği ifade ettiğini, yeryüzünde dünyevi zevkler ve arzular arasında kibirle ve serbestçe dolaşanların, ahirette sadece ateş ve kaynar su arasında zorunlu bir "tavafa" mahkum edilerek yeryüzündeki serbestliklerinin en ağır şekilde cezalandırıldığını vurgular.
Hamîm (حَمِيمٍ)
Kelimenin kökeni h-m-m harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "aşırı sıcaklık, hararet, ısıtmak ve kaynar su" olduğunu, ayrıca insanın içini ısıtan, koruyan çok yakın ve samimi dosta da bu kökten hareketle isim verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hamîm" kelimesinin son derece kızdırılmış, ulaşılabilecek en üst sıcaklık seviyesine getirilmiş kaynar su anlamına geldiğini, ayetin bağlamında cehennem ateşinden kaçarak hararetini dindirmek isteyen günahkârlara su niyetine sunulan, ancak içtiklerinde veya içine düştüklerinde azaplarını daha da katlayan o yakıcı sıvı kütlesini ifade ettiğini tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki köken akrabalıklarına değinerek, Aramice ve İbranicede de benzer şekilde "sıcaklık, hararet veya kaplıca suyu" anlamlarına gelen ortak ve kadim köklerle bağlantılı olduğunu, Arapçaya da eskatolojik (ahirete dair) bir azap ve dehşet unsuru olarak yerleşik lügat üzerinden intikal ettiğini delillendirir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki semantik derinliğine inerek muazzam bir tezat ve ironi yakalar; İslam öncesi Arap kültüründe kişinin en büyük sığınağı, koruyucusu ve candan dostu anlamına gelen "hamîm" kelimesinin, cehennem tasvirinde suçluların ateşten kaçıp sığınacakları yegane şeyin (dostun) ancak onları daha da parçalayan "kaynar su" (hamîm) olacağı gerçeğiyle çarpıcı bir ontolojik yalnızlık ve çaresizlik tablosuna dönüştürüldüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı felsefi bir boyutta okuyarak, yeryüzünde ihtirasla, kibirle ve isyanla içi kaynayan, hırslarıyla fıtratını yakan insanın, ahirette tam da o dünyevi kibrinin ve öfkesinin ontolojik bir karşılığı olarak "hamîm" (kaynar su) formunda somutlaşmış kendi günahlarının içine atıldığını ifade eder.
Ân (آنٍ)
Kelimenin kökeni e-n-y harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin vaktinin gelmesi, nihayetine ermesi, olgunlaşması ve ulaşabileceği en son dereceye varması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ân" kelimesinin (veya enâ), bir nesnenin veya durumun doruk noktasına ulaşmasını ifade ettiğini, "hamîmin ân" tamlamasının ise sıcaklık ve kaynama açısından ulaşılabilecek en son dereceye varmış, daha fazla ısıtılamayacak kadar fokurdayan, mutlak sınırına ulaşmış şiddetli bir kaynar suyu nitelediğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve edebi işlevine odaklanır; son derece kısa, kesik ve tek heceli olan "ân" kelimesinin, cümlenin sonunda bıçak gibi keskin bir duruş sergileyerek, suyun o dayanılmaz, anlık ve şok edici yakıcılığını metnin ritmine kusursuz bir estetikle yansıttığını, muhataba nefes alacak veya kaçacak hiçbir ses aralığı bırakmadığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal gücüne dikkat çekerek, burada kastedilenin sadece sıcak bir su olmadığını, aksine azabın faili tarafından uzun bir süredir özellikle ve özenle bu seviyeye kadar "kızdırılmış, demlenmiş ve hazırlanmış" mutlak bir intikam aracı olduğunu, kelimenin ilahi cezadaki o kaçınılmaz ve şiddetli kasıtlılığı vurguladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla