Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 37. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 37. Ayet

    فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-iżâ-nşakkati-ssemâu fekânet verdeten ke-ddihân(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      37-38. "Gök yarılıp gül kırmızısı bir yağ gibi olduğu zaman! Artık Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”

      Cenâb-ı Hak o günün korkunç halini ifade için bu âlemin değişeceğini söylemektedir. Nitekim başka âyetlerde de göklerin ve yerin tamamen değişeceğini beyan etmektedir: “Bir gün gelecek yer başka yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek”, “O dehşet günü gökleri yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi düreriz”. Bu konuda başka âyetler de vardır. İlâhî beyanlarda ayrıca dağların da değişeceği belirtilmektedir; "Dağlar parçalanıp toz duman haline gelir”, “Dağlar savrulan kum yığınları halini alır”, “Dağlar atılmış renkli yüne dönüşür”.

      Gök gül kırmızısı bir yağ gibi olur. Bazıları şöyle der: Allah çok renkli hale geleceğinden dolayı gökyüzünü gül bahçesine benzetti; baharda renklenir, sonra farklı bir renge dönüşür, daha sonra daha farklı bir renge girer. Buna göre Allah burada gökyüzünün değişeceğini ve farklı renklere gireceğini ifade etmektedir. Bazıları da dedi: Allah burada yağlayıcı ve ziyalı hale geldiğinden dolayı yağa benzetmektedir, nitekim başka bir âyette de meâlen şöyle buyurmaktadır: "O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur". Buradaki mühl (الْمُهْلِ) kelimesi, zeytinyağının tortusu anlamına gelir. Ancak gökyüzünün erimiş yağa benzetilmesi, yumuşak olmasından değil, çok renkli hale gelmesinden dolayıdır. Bu yoruma göre âyet, gökyüzünün yarılma şekline işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Şöyle de denildi: Gökyüzü yap kızarır ve erir. Dünya semasının demirden olduğu rivayet edilmiştir, kıyamet koptuğunda cehennem aleminin hararetiyle yeniden kırmızıya döner, tıpkı ateşte ısıtılan demirin kızarması gibi. Bazıları "dihân” (الدِّهَانِ) kelimesinin, yağ anlamındaki "dühn" (الدهن) kelimesinin çoğulu olduğunu söyler. *"Dihân”*ın kırmızıya çalan esmer manasına geldiği de belirtilir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnşakkat (انشَقَّتِ)

        Kelimenin kökeni ş-k-k harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yarılmak, bölünmek, ikiye ayrılmak ve çatlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şakk" kavramının bütünlüğün bozulması, katı veya yekpare bir nesnenin derinlemesine yarılması anlamına geldiğini, ayetin bağlamında gökyüzünün o kusursuz ve sağlam yapısının kıyamet anındaki muazzam kozmik sarsıntıyla yırtılıp parçalanmasını ifade ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), eylemin edilgen/dönüşlü (mutâvaat) yapısına odaklanarak (inşikak), bu yarılmanın gökyüzünün kendi içinden gelen sıradan bir çöküşle değil, ilahi iradenin karşı konulamaz bir müdahalesiyle gerçekleştiğini; o devasa, sağlam gök kubbenin bir anda boyun eğerek çatlamasının sarsıcı bir edebi ve kozmik dehşet tablosu oluşturduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kıyamet tasvirlerinin tipik bir unsuru olarak bu fiilin, göklerin ebedi ve yıkılmaz olduğu yönündeki pagan algıyı yerle bir ettiğini, evrenin fiziksel nizamının geri dönülemez bir biçimde bozulacağı, kozmik hudutların paramparça olacağı anı temsil ettiğini vurgular.

        Es-Semâ (السَّمَاءُ)

        Kelimenin kökeni s-m-v harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yükseklik, yücelik ve üstte olma" hali olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sema" kelimesinin yeryüzünün (arzın) mukabili olarak insanın üstünde yer alan fiziksel uzayı ve gök kubbeyi ifade ettiğini, ayetin bağlamında bu kelimenin düzenin, sağlamlığın ve değişmezliğin sembolü olan kozmik tavanın çöküşünü anlattığını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ontolojik semantiği çerçevesinde ele alarak, "sema" kavramının İslam öncesi bedevi için mutlak nizamın ve ulaşılmazlığın işareti olduğunu, ancak bu ayetle birlikte gökyüzünün de tıpkı yeryüzündekiler gibi ontolojik bir faniliğe (fena) mahkum, parçalanmaya müsait bir mahluk olduğunun ilan edildiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sema kavramını felsefi bir boyutta ele alarak, fiziksel evrenin üst sınırlarının yarılmasıyla, sadece madde aleminin (mülk) değil, görünen ile görünmeyen arasındaki ontolojik perdenin yırtıldığını ve arkasındaki ilahi hakikatin (melekut) tüm çıplaklığıyla görünür hale geldiğini ifade eder.

        Verde (وَرْدَةً)

        Kelimenin kökeni v-r-d harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "suya gitmek, varmak" olmakla birlikte, renkle ilgili olarak "atın renginin kırmızıya, kızıla veya gül rengine çalması" anlamına geldiğini; bilindik gül çiçeğine de bu renkten dolayı isim verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ilk anlamının kırmızı gül çiçeği olduğunu, ayetin bağlamında gökyüzünün yarıldığında ortaya çıkan o kozmik ateşin, hararetin ve erimenin etkisiyle göğün renginin kızararak bir gül rengini almasını (kıpkırmızı olmasını) anlattığını tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki köken akrabalıklarına değinerek, muhtemelen Aramice "vardâ" veya en temelde Farsça "vareda/gul" (gül) kelimesiyle bağlantılı olduğunu, erken dönemlerden itibaren ticaret ve kültürel etkileşimle Arapçaya geçerek kızıl/pembe rengi veya çiçeğin kendisini ifade eden bir sözcük olarak yerleşik lügatte yerini aldığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kavramın edebi işlevine odaklanır; normalde güzelliğin, baharın ve estetiğin sembolü olan "gül" (verde) kelimesinin, burada dehşet verici bir kozmik yıkım, ateş ve kıyamet sahnesinde göğün rengini tasvir etmek için kullanılmasının muazzam bir edebi tezat oluşturduğunu, güzellik algısını dehşet algısına dönüştürerek metne eşsiz bir estetik ve psikolojik sarsıntı kattığını detaylandırır.

        Ed-Dihân (الدِّهَانِ)

        Kelimenin kökeni d-h-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yağ, yağlamak, kayganlık ve yumuşaklık" olup, sıvılaşmış veya ısıtılarak erimiş yağ tabakasını ifade ettiğini, ayrıca kızarmış kırmızı sahtiyan (deri) anlamına da geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dihân" kelimesinin zeytinyağı tortusu, erimiş maden veya kızarmış yağ anlamına geldiğini; gökyüzünün yarıldığı andaki halinin, erimiş kızgın yağ gibi akışkan, dalgalı ve kırmızımtırak bir görüntüye dönüşmesini ifade ettiğini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kıyamet tasvirlerindeki semantik dönüşümü inceler; sert, yıkılmaz ve katı kabul edilen devasa gök kubbenin, kozmik felaket anında moleküler bütünlüğünü kaybederek erimiş yağ (dihân) gibi cıvık, akışkan ve şekilsiz bir sıvıya dönüşmesinin, ilahi kudret karşısında evrenin nasıl bir ontolojik erimeye sürüklendiğini gösteren muazzam bir tablo sunduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kültürel ve coğrafi bağlamına dikkat çekerek, bu benzetmenin ilk muhatapların dünyasındaki en akışkan ve parlak maddelerden biri olan erimiş zeytinyağı (veya kırmızı deri) üzerinden yapıldığını, böylece göğün kıpkırmızı eriyik halinin insan zihninde en somut, gözlemlenebilir ve korkutucu bir görsel şölen olarak canlandırılmasının hedeflendiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X