Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 26. Ayet

    كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kullu men ‘aleyhâ fân(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      26-28. "Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir. Azamet ve kerem sahibi Rabb'inin zatı ise baki kalır. Artık Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”

      Bu İlâhî beyanlar çeşitli konulara işaret eder. Birincisi, yeryüzündeki insanların sahip oldukları her türlü mal ve mülk fânidir, Rabb'inin mülkü ise ebedîdir ve kalıcıdır. İkincisi, yeryüzünde yaşayan herkesin saltanatı veya gücü ve kudreti fânidir, ama Rabb'inin hükümranlığı, kudreti ve rablığı ebedîdir; böyle olması da Rabb'inin saltanatının, kudretinin ve hükümranlığının zatından dolayı olduğu bilinsin diyedir. Yeryüzü krallarının ve sultanlarının hükümranlığının aksine onun saltanatı bu yaratıkları sayesinde değildir ki yaratıkların yok olup gitmesi hükümranlığında bir eksiklik ve zayıflık oluştursun. Cenâb-ı Hakk’ın bu sözü, iman etmeyeceklerini, yüce zatını bırakıp taptıkları putlara ibadetten, liderlere ve sultanlara kulluktan ve onlara hizmetten vazgeçmeyeceklerini bildiği kâfirler için söylemiş olması da mümkündür. Sanki şunu söylemektedir: Allah'tan başka kendisine ibadet edilen veya hizmet edilen herkes yahut Allah rızâsı için yapılmayan her iş fâni ve gidicidir, ancak Allah'ın rızası için yapılan iş hâkidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Bâtınîler şöyle derler: Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir sözü, cismanî nefis fânidir, ruhanî nefis ise hâkidir, ebedîdir anlamına gelir. Bu bedenler fâni olup gittikleri zaman, Allah onların salih amellerinden ruhanî nefisler yaratır ve onlar ebedî kalır.

      Âyet-i kerîme aynı zamanda Allah’ı isim ve sıfatlarla nitelemeyi de açıklamaktadır. Azamet ve kerem sahibi Rabb’inin zatı sözleri de iki manaya gelir. Birincisi yaratılanların sorumluluklarına işaret etmektedir; Allah’ın hakkını ve nimetlerini inkâr edenlere, Rablerini yüceltmeleri emredilir. İkincisi, Allah yaratıkları yüceltir; dünyada üstün olanı yüceltmek, âhirette de ikrama layık olana ikram etmek O'na aittir. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Küllü (كُلُّ)

        Kelimenin kökeni k-l-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kuşatmak, bütünü kapsamak ve bir şeyi her yönüyle içine almak" olduğunu belirtir; "küll" kelimesinin bu kökten türeyerek, parçaların toplamını ve hiçbir istisna bırakmaksızın bütünü ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tek başına bir varlığı değil, kendisinden sonra gelen kelimeyle (muzâfun ileyh) birleşerek o türün tamamını kapsayan bir nicelik bildirdiğini tahlil eder; ayetin bağlamında yeryüzündeki varlık kategorisinin istisnasız her ferdini içine alan mutlak bir genelleme sunduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ontolojik semantiği içinde ele alarak, "küll" ifadesinin ilahi iradenin evrensel kuşatıcılığını ve yaratılmışların kader birliğini simgeleyen merkezi bir bağlaç olduğunu, varlık aleminde hiçbir zerre veya canlının bu kapsayıcı yasanın dışında kalamayacağını detaylıca inceler.

        Men (مَنْ)

        Kelimenin kökeni Arapçada soru ve şart edatı olarak kullanılan "m-n" yapısına dayanır ancak etimolojik derinliği şuurlu varlıklara işaret etmesiyle belirlenir. İbn Fâris, bu kelimenin cansız ve şuursuz varlıklar için kullanılan "mâ" ifadesinin aksine, akıl ve irade sahibi varlıkları (insan, cin, melek) ayırmak için kullanılan bir isim-edat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu ayetteki kullanımının, özellikle bir önceki ayetlerde zikredilen ve muhatap alınan insan ve cin topluluklarını (sekaleyn) odağa yerleştirdiğini, sorumluluk sahibi her varlığın kaçınılmaz sonuna işaret ettiğini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, "men" kelimesinin seçiminin rastgele olmadığını, Kur'an'ın etik ve teolojik mesajının birincil muhatabı olan "iradeli öznelerin" faniliğini vurgulayarak, bilincin bile ölüm gerçeği karşısında bir ayrıcalık taşımadığını anlatan semantik bir tercih olduğunu analiz eder.

        Aleyhâ (عَلَيْهَا)

        Kelimenin kökeni a-l-v harflerine dayanır. Sondaki "-hâ" zamiri bir önceki ayetlerde geçen "arz" (yeryüzü) kelimesine dönmektedir. İbn Fâris, "alâ" kökünün temel anlamının "üstte olma, üzerinde bulunma ve hakimiyet" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin yeryüzünü bir mekan ve zemin olarak tasvir ettiğini, üzerindeki tüm canlıların bu zemine bağımlı olarak varlık sürdürdüğünü, dolayısıyla fanilik hükmünün bu mekanla sınırlı olan her şeyi kuşattığını tahlil eder.

        Fân (فَانٍ)

        Kelimenin kökeni f-n-y harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "tükenmek, yok olmak, sona ermek ve bozulup gitmek" olduğunu, bir şeyin varlık süresinin biterek ortadan kalkmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fenâ" kavramının bir nesnenin veya canlının fiziksel bütünlüğünün bozulması, işlevini yitirmesi ve varlık sahnesinden çekilmesi anlamına geldiğini, bunun "bekā" (kalıcılık) kavramının tam zıddı olduğunu tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak köklerinden biri olduğunu, İbranice ve Süryanicede de benzer şekilde "yüzünü çevirmek, geçip gitmek ve sona ermek" (p-n-h) anlamlarını taşıyan köklerle tarihsel bir akrabalık içerisinde bulunduğunu, Arapçada ise mutlak bir yok oluşu ve tükenişi ifade eden en güçlü terim haline geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın varlık (ontoloji) ve zaman semantiği çerçevesinde ele alarak, "fân" vasfının yaratılmış olanın en temel ve kaçınılmaz özelliği olduğunu, İslam öncesi dönemdeki sonsuz zaman (dehr) algısının bu kelimeyle kırıldığını ve tüm yaratılmışların ontolojik birer "hiçlik" adayı olduklarının ilan edildiğini detaylıca inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki mutlak ve kesin yargı formuna dikkat çekerek, yeryüzündeki tüm hayatın istisnasız bir şekilde son bulacağı gerçeğinin "fân" kelimesiyle en yalın ve sarsıcı biçimde ifade edildiğini, metnin burada biyolojik bir ölümden ziyade ontolojik bir tükenişi anlattığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "fenâ" kavramını felsefi bir derinlikle tahlil ederek, bunun bir "yokluk" (adem) değil, bir halden başka bir hale geçiş veya geçici olanın mutlak olan karşısındaki eriyişi olduğunu, varlığın ancak kendi kaynağına (Allah'a) dönerek bu fanilikten kurtulabileceği fikrine kapı araladığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X