بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rahmân Sûresi, 20. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: rahman suresi 20. ayet, karışmama, engel, nimet, rahman suresi, rahman 20, iki deniz, yalanlama, kavuşma
-
20-21. "(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar. Artık Rabb'inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Aralarında bir engel vardır. Yani iki deniz arasında bir perde, bir engel vardır. Birbirlerine karışmazlar. Denildi ki birbirleriyle karışmazlar, bunlardan her biri birbirlerine karışarak tatlarını kaybetmezler. Suyun tabiatı birbiriyle karışmak olduğu halde Allah, lütfuyla onların birbiriyle karışmasını engellediğini haber verdi. Bunu yapmaya kadir olan Allah’ı hiçbir şey aciz bırakamaz. Denildi ki Birbirlerine karışmazlar, yani Allah’ın kendileri için koyduğu sınırı aşmazlar. Sonra iki denize dair ihtilaf edildi. Bazıları birinin Rum denizi diğerinin Hint denizi olduğunu söylediler. Aralarında engel vardır, yani yaşayanlar vardır. Birbirine karışmazlar, yani birbiriyle karışık hale gelmezler. Bu, Ebû Bekir el-Esamm’ın görüşüdür. Bazıları bu iki denizden birinin Rum denizi, diğerinin Fars denizi (İran Körfezi) olduğunu söyler, aralarındaki engel de Arap yarımadasıdır. Birinin gök denizi, diğerinin yer denizi olduğu da söylenmiştir. Nitekim Allah bir âyette şöyle buyurmuştur: “Hemen göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına inen bir yağmura açtık. Yerden de sular fışkırttık; derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti. Aralarındaki engel de hava ve yer ile yeryüzü sakinleridir. Bu da Allah’tan gelen bir lütuftur.
Yorumu Yorumla
-
Berzah (بَرْزَخٌ)
Kelimenin kökeni b-r-z-h harflerine dayanmaktadır (veya yabancı kökenlidir). İbn Fâris, bu kelimenin temel anlamının "iki nesne veya durum arasındaki engel, perde, ayıran sınır" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, berzah kavramının iki şey arasındaki mani ve engel anlamına geldiğini, bu ayetin bağlamında iki denizin sularının birbirine karışmasını ve birbirinin özelliğini bozmasını engelleyen ilahi bir yasayı veya görünmez bir sınırı ifade ettiğini tahlil eder. El-Cevâlîkî, kelimenin saf Arapça olmadığını, Farsça kökenli olup Arapçalaşmış (muarreb) kelimeler sınıfında yer aldığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti de benzer bir yaklaşımla, kelimenin aslen Arapça dışı bir kaynaktan, muhtemelen Farsçadan geçerek Arap dilinin kelime dağarcığına engel ve sınır manasıyla yerleştiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik köken itibarıyla Farsça veya Pehlevice "parzag" veya "farsah" (engel, sınır) kelimesinden türeyerek İslam öncesi dönemde Arapçaya intikal ettiğini, coğrafi ve kozmolojik bir sınır bildiren yerleşik bir terim olarak Kur'an lügatinde yer aldığını detaylıca delillendirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki coğrafi ve fiziksel bağlamına dikkat çekerek, buradaki berzahın soyut ve mistik bir perde değil, tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmasını önleyen fiziksel yasalar, yoğunluk farkları veya doğal kara parçaları şeklindeki somut bir ekolojik sınırı imlediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kavramı felsefi bir derinlikle okuyarak, berzahın evrendeki kozmik nizamın ve kaosun önündeki ontolojik engelin sembolü olduğunu, zıtlıkların (tatlı ve tuzlu) yan yana ama kendi doğalarını koruyarak var olmasını sağlayan o hassas ilahi ölçüyü ifade ettiğini tahlil eder.
Yebğıyân (يَبْغِيَانِ)
Kelimenin kökeni b-ğ-y harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün iki temel anlamı olduğunu, ilkinin "bir şeyi aramak ve istemek", ikincisinin ise "haddi aşmak, sınırı geçmek ve zulmetmek" olduğunu belirtir; suların kendi yatağından taşarak diğerinin alanını işgal etmesinin bu kökten türeyen taşkınlık eylemiyle ifade edildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "beğy" eyleminin belirlenmiş olan hak ve sınır çizgisini aşmak olduğunu, ayetin bağlamında iki denizin devasa sularının aralarındaki o ilahi engele riayet ederek birbirlerinin sınırlarına tecavüz etmediklerini, dolayısıyla doğal özelliklerini bozmadıklarını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ahlak ve isyan semantiği çerçevesinde ele alarak, insana özgü bir kibir ve "haddi aşma/isyan etme" (beğy) fiilinin burada cansız doğa unsurlarına atfedildiğini, bu yolla fiziksel evrenin ilahi yasalara ne denli mutlak bir boyun eğiş (teshir) içinde olduğunun, insanın isyankâr doğasına karşı kozmik bir itaat tablosu olarak sunulduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik bağlamına odaklanarak, suların taşkınlık yapmama eyleminin muazzam bir kişileştirme (teşhis) sanatıyla aktarıldığını, devasa ve durdurulamaz görünen denizlerin ilahi kudret karşısındaki uysallığının bu fiil üzerinden estetik bir zarafetle metne taşındığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla