مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Rahmân Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
"O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.”
İki denizi birbirine kavuşturdu, yani iki denizi birleştirdi ve karıştırdı. Bu âyete, denizlerden birini diğerine gönderdi mânası da verilmiştir. “Yeltekıyân” (يَلْتَقِيَانِ) kelimesi, biri diğerine temas etmektedir mânasına gelir; o iki denizden biri tatlıdır, öbürü de tuzlu. “Yeltekıyân” kelimesine, karşılıklıdırlar mânası da verilmiştir.
Yorum
-
Meraca (مَرَجَ)
Kelimenin kökeni m-r-c harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "serbest bırakmak, salıvermek, kendi haline bırakmak ve dalgalanmak" olduğunu belirtir; ona göre suların kendi mecrasında serbest bir akışa terkedilmesi bu fiille ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, "merac" kelimesinin özünde farklı şeylerin birbirine karışması ve salıverilmesi manasının yattığını, ayetin bağlamında iki devasa su kütlesinin serbestçe akmaya bırakılmasını anlattığını tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına dikkat çekerek, bu salıverme fiilinin suyun taşkın, coşkun ve durdurulamaz hareketliliğini estetik bir dille yansıttığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin coğrafi ve fiziksel gerçekliğe işaret ettiğini, burada kastedilen eylemin tuzlu deniz suyu ile tatlı nehir suyunun coğrafi bir alanda buluşacak şekilde akışa bırakılması olduğunu analiz eder.
El-Bahreyn (الْبَحْرَيْنِ)
Kelimenin kökeni b-h-r harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "genişlik, enginlik, yarılmak ve derinlik" olduğunu, denizlerin uçsuz bucaksız genişlikleri ve devasa hacimleri sebebiyle bu kökten türeyerek bu isimle anıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temelde hem tuzlu hem de tatlı devasa su kütlelerini kapsadığını, ayetteki ikil (tesniye) kullanımının yeryüzündeki birbirinden farklı tabiata sahip iki temel su havzasını (tatlı nehir suları ve tuzlu deniz suları) ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın doğa tasavvuru bağlamında değerlendirerek, denizlerin İslam öncesi korkutucu, kaotik ve efsanevi algısının yıkıldığını, bunun yerine ilahi kudretin sınırlarını belirlediği ve evrensel mizana boyun eğmiş (teshir) birer ekolojik unsur olarak yeniden tanımlandığını detaylıca inceler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ikil formuna odaklanarak, suredeki doğular, batılar, insan ve cin gibi çiftli ontolojik simetrilerin devasa denizler üzerinden kusursuz bir edebi ritimle sürdürüldüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bahr kelimesini ontolojik bir çerçevede okuyarak, evrendeki zıtlıkların (tatlı ve tuzlu) aynı ontolojik mekanda yan yana var olmasının ilahi kudretin estetik bir tezahürü olduğunu felsefi bir yaklaşımla ifade eder.
Yeltakıyân (يَلْتَقِيَانِ)
Kelimenin kökeni l-k-y harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "karşılaşmak, yüz yüze gelmek, birbirine kavuşmak ve temas etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin iki varlığın fiziksel veya manevi olarak birbirine dokunmasını ifade ettiğini, ayetin bağlamında tatlı ve tuzlu suların akışları boyunca birbirlerine değecek kadar yaklaşmalarını ve doğal bir sınır oluşturacak şekilde temas etmelerini anlattığını tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin taşıdığı dinamizme dikkat çekerek, şimdiki/geniş zaman kipiyle kullanılan bu fiilin, suların sürekli devam eden akışını, bitmek bilmeyen bir kavuşma hareketini ve metnin estetik canlılığını muazzam bir tasvirle ortaya koyduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin coğrafi bağlamdaki anlamına odaklanıp, bu temasın muhtemelen Dicle ve Fırat gibi büyük nehirlerin denize döküldükleri noktalardaki (örneğin Şattülarap bölgesindeki) gözlemlenebilir fiziksel kavuşma anlarını ifade ettiğini, böylece soyut bir kozmolojik anlatıdan ziyade ilk muhatapların coğrafi tecrübesine doğrudan hitap edildiğini analiz eder.
Yorum
Yorum