Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 14. Ayet

    خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ḣaleka-l-insâne min salsâlin kelfeḣḣâr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı.”

      Cenâb-ı Hak, insanın yaratılışının farklı evrelerden geçerek tamamlandığını söylemektedir. Bir yerde şöyle demektedir: “Allah Âdem'i topraktan varetti”. Buradaki toprak, su karışmayan kuru topraktır. Başka bir yerde meâlen şöyle söylemektedir: “Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık”. Buradaki çamur, su ile karışarak hamur kıvamına gelen topraktır. Bir yerde de şöyle buyurmaktadır; “Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. Buradaki "lâzib" kelimesi, yapışkan çamur demektir, o da çamurun kirecin özü gibi bir hale gelmesidir. Allah başka bir yerde “Kurutulmuş çamurdan yarattık” buyuruyor. Bundan maksat da çamurun uzun süre beklemesinden dolayı esmerleşmesi ve durumunun değişmesidir. Burada da meâlen şöyle buyurmaktadır: Allah insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı. Âyette geçen “salsâl” (صَلْصَالٍ) kelimesi, parmağınla vurduğunda ses getiren kap demektir, tıpkı demir yığınlarının ses getirmesi gibi. Salsâl kelimesi kokmak, bozulmak mânasına da gelir, kuyu kokmaya başlayınca bu fiil kullanılır. “Fahhâr” (الْفَخَّارِ) kelimesi de kuruduğu zaman kırılabilen nesne demektir. Ebû Avsece bu kelimeye pişirilmiş toprak diye mâna verdi.

      Âyetlerde belirtilen bütün bu farklı durumların aynı insanın yaratılış evreleriyle ilgili olması muhtemeldir: Başlangıçta topraktı, sonra çamur oldu, sonra yapışkan çamur haline geldi, çünkü yapışkan olmak çamurun iyi ve sıcak hale geldiğini gösterir. Sonra kurutulmuş çamur haline geldi, uzun süre beklediğinden dolayı şekli değişti ve esmerleşti. Çok şiştiği, büyüdüğü ve dokunduğunda ses çıkardığı için de “salsâl” denilmiştir. Onun ateşte pişirilmiş kaplara benzetilmesi de iki sebepten dolayıdır. Birincisi, kuruduğu ve kırılacak hale geldiğinden dolayıdır. Diğeri de çanaktaki çukur gibi bir karnı olduğundan yahut uzun süre bekleyip çok şiştiğinden dolayıdır. Çünkü pişirilmiş kabın çamuru bu evrelerden geçer. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Haleka (خَلَقَ)

        Kelimenin kökeni h-l-k harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "ölçüp biçmek, bir şeye belirli bir miktar ve form vermek" olduğunu belirtir; ayetin bağlamında bu fiil, toprağın belirli bir aşamadan geçirilerek şekillendirilmesi eylemini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yaratma eyleminin bu özel bağlamda yoktan var etmeyi değil, önceden var olan bir maddeden (kuru çamurdan) yeni bir yapı inşa etmeyi, ona nihai biyolojik formunu kazandırmayı anlattığını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın yaratılışı bağlamında bu kelimenin, sıradan bir biyolojik oluşumu değil, ham maddenin ilahi bir sanatkarlıkla ontolojik bir dönüşüme tabi tutulmasını ve en alt varlık tabakasından şuurlu bir varlığın inşa edilmesini felsefi bir derinlikle vurgular.

        El-İnsan (الْإِنسَانَ)

        Kelimenin kökeni ü-n-s veya n-s-y harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, kelimenin "üns" (ünsiyet kurma, kaynaşma) köküne dayandığını ve insanın diğer varlıklarla bir arada yaşama eğilimini gösteren sosyal doğasına işaret ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu bağlamda insanın topraktan gelen mütevazı ve zayıf tabiatını, dolayısıyla aslını unutmaya (nisyan) meyyil olan kırılgan yapısını hatırlattığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına odaklanarak, yeryüzünün en basit ve donuk maddesi olan kurumuş çamur ile muazzam bir akıl ve beyan yetisine sahip olan "insan" kavramının yan yana zikredilmesinin eşsiz bir edebi tezat oluşturduğunu, bu ismin varoluşsal bir mucizeyi metne yansıttığını tahlil eder.

        Salsâl (صَلْصَالٍ)

        Kelimenin kökeni s-l-s-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kuru bir nesneye vurulduğunda çıkan ses" olduğunu belirtir; kelimenin, içindeki nemi tamamen kaybetmiş, vurulduğunda tıkır tıkır ses çıkaran kurumuş çamuru ifade etmek üzere türetildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin su ile karışmış toprağın zamanla kuruyarak ve şekil alarak katılaşmış halini anlattığını, bu aşamanın insanın yaratılışındaki cansız ve tamamen maddi evreyi temsil ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına dikkat çekerek, insanın yaratılış aşamalarından biri olan "salsâl" kavramının, biyolojik asıl olan toprağın en değersiz, donuk ve sese duyarlı kaskatı formunu yansıttığını, bu sayede ilahi kudretin en cansız maddeden en canlı ve şuurlu varlığı ortaya çıkarmasındaki tezat üzerinden güçlü bir ibret tablosu sunduğunu vurgular.

        El-Fahhâr (الْفَخَّارِ)

        Kelimenin kökeni f-h-r harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "övünmek, büyüklük taslamak" olduğunu, ancak aynı zamanda "pişirilmiş, fırınlanmış çamur" anlamına da geldiğini, kelimenin bu formunun çömleğin şekil verilip ateşte pişirilerek sağlamlık kazanmasıyla ilişkili olabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fahhâr" kelimesinin çamurun ateşte pişirilerek son halini almış, saksı veya testi gibi kırılgan nesnelere dönüşmüş durumunu ifade ettiğini, insanın bedensel yapısının fiziksel olarak bu kırılgan maddelere benzetildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik köken itibarıyla yerli bir Arapça kelime olmaktan ziyade Aramice ve Süryanicede "çömlekçi" veya "pişmiş toprak" anlamına gelen "pahhârā" kelimesinden doğrudan Arapçaya geçmiş bir alıntı sözcük olduğunu delilleriyle savunur. Theodor Nöldeke de bu yabancı köken tezini destekleyerek, kelimenin özellikle Hristiyan ve Yahudi zanaatkarlar vasıtasıyla Hicaz bölgesinin kelime dağarcığına çömlekçilik terimi olarak intikal ettiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ dini bağlamındaki yerine dikkat çekerek, insanın fırınlanmış çömlek gibi bir çamurdan yaratılması fikrinin ve Tanrı'nın bir sanatkâr/çömlekçi olarak tasvir edilmesinin Süryani Hristiyan litürjisi ve erken dönem İncil metinlerindeki yaratılış temalarıyla doğrudan edebi ve teolojik bir paralellik gösterdiğini detaylıca analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X