Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 7. Ayet

    وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-ssemâe rafe’ahâ ve vada’a-lmîzân(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu."

      Buradaki yükseltmekten maksat, hakiki anlamda yüksekliği yahut şeref ve değerini yükseltmeyi kastetmektedir. Yani Allah gökyüzünü yeryüzünün yukarısında yarattı, yukarıdan da bir nesneye bağlamadan havada tutmaktadır. Göğü böyle yükseltilmiş olarak yarattı, yoksa önce yerde idi de sonra yukarı kaldırmış ve öylece tutmuş değildir. Allah Teâlâ bunu, kudretinin ve kuvvetinin mahlûkatın kuvveti gibi olmadığının bilinmesi için söylemektedir. İkincisi, göğü yükseltti, yani canlıların ihtiyaç duydukları rızıklar ve bereketler gökten geldiği için insanlar ihtiyaç duydukları zaman ellerini ve gözlerini göğe doğru kaldırsınlar diye mahlûkatın kalbinde göğün değerini ve konumunu yükseltti. En doğrusunu Allah bilir.

      Mizan

      Denge ve ölçüyü O koydu. Burada terazi anlamına gelen “mîzân” (الْمِيزَانَ) kelimesi, hakikat anlamında, yani insanların eşyayı tarttığı ve her şeyi denk ve aynı ölçüde tuttuğu gerçek terazi mânasında kullanılmış olabilir. Cenâb-ı Hak, emrolundukları işleri eksik yapmanın ve yasaklandıkları sınırın ötesine geçmenin çirkinliğini anlamaları için insanları onunla imtihan etmektedir. Bunun, hükümlerde, konulan kurallarda, tevhit inancında, ulûhiyeti ve kulluğu lâyık olandan başkasına yöneltmeye dair konulan ölçü mânasına gelmesi de muhtemeldir, böylece insanlar yaptıkları kusurları bilirler. En doğrusunu Allah bilir. Buradaki “mîzân” kelimesinin, yaratılanlar arasında konulan hükümler ve onlara yüklenen sorumluluklar mânasına da gelebilir, bu durumda âyet insanların bu hükümlere vefa göstermeleri, eksik yapmamaları ve İlâhî sınırları aşmamaları anlamına gelir. Mizanın adalet mânasına geldiği de söylenmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Mizandan maksadın üç şey olduğu ifade edilir. Birincisi, nesnelerin iyi veya kötü, güzel veya çirkin olduğunu bilmenin vasıtası olan akıldır. İkincisi, insanlar arasında hak ve hukukun tam olarak verilmesini sağlayan terazidir. Üçüncüsü de dünyada yapılan işlerin cezasını veya sevabını âhirette tam olarak ölçen mizandır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Es-Semâ (السَّمَاءَ)

        Kelimenin kökeni s-m-v harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yükseklik, yücelik ve üstte olma" hali olduğunu belirtir; yeryüzünün üzerinde yükselen her şeye bu ismin verilebileceğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sema" kelimesinin mutlak bir yükseklik ifade ettiğini, bu ayet bağlamında yeryüzünü bir kubbe gibi saran ve ilahi kudretin azametini gösteren fiziksel gökyüzü anlamına geldiğini tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin tüm Sami dillerinde gökyüzü anlamında kullanılan son derece yaygın ve kadim bir ortak köke sahip olduğunu, Arapçaya dışarıdan girmekten ziyade bu dil ailesinin yerleşik temel kelimelerinden biri olarak intikal ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kozmolojik semantiği çerçevesinde kelimeyi ele alarak, İslam öncesi dönemdeki tanrısallaştırılmış veya kaotik gökyüzü telakkisinin, bu kelime etrafında mutlak irade sahibi bir yaratıcı tarafından inşa edilmiş ve boyun eğdirilmiş (teshir) bir fiziksel mekana dönüştürüldüğünü detaylıca inceler.

        Rafea (رَفَعَ)

        Kelimenin kökeni r-f-a harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi yukarı kaldırmak, yüceltmek ve indirmek eyleminin zıddını gerçekleştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem fiziksel bir yükseltmeyi hem de itibar ve derece bakımından yüceltmeyi ifade ettiğini; ayetin bağlamında gökyüzünün görünür direkler olmaksızın uzaya doğru kaldırılması şeklindeki muazzam fiziksel eyleme, dolayısıyla kusursuz ilahi mühendisliğe işaret ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvir gücüne odaklanarak, fiilin gökyüzünün ihtişamlı ve erişilmez yüksekliğini vurguladığını, hemen ardından gelen "koymak/indirmek" (veda'a) fiiliyle kusursuz bir edebi tezat ve denge (tıbak) oluşturarak kozmik uyumu metnin retorik yapısına yansıttığını detaylandırır.

        Veda'a (وَضَعَ)

        Kelimenin kökeni v-d-a harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi bulunduğu yere koymak, indirmek, tesis etmek veya sabitlemek" olduğunu ve "kaldırmak" (rafea) eyleminin tam karşıtı olarak kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, fiilin sadece fiziksel olarak bir şeyi bir yere bırakmak olmadığını, aynı zamanda bir yasayı, nizamı veya ölçüyü yerleşik kılmak ve yürürlüğe koymak anlamını taşıdığını, bu ayetteki kullanımının evrensel dengenin ilahi irade tarafından değişmez bir kural olarak tesis edilmesi manasına geldiğini açıklar.

        El-Mîzân (الْمِيزَانَ)

        Kelimenin kökeni v-z-n harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin ağırlığını ölçmek, tartmak ve iki şeyi birbirine denk kılmak" anlamlarına geldiğini, "mizan" kelimesinin de bu tartma ve dengeleme aletini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mizan kavramının maddi bir tartı aleti olmasının ötesinde, ilahi adaleti, doğruluğu ve evrendeki şaşmaz ölçüyü sembolize ettiğini; gökyüzünün yükseltilmesinin ardından bu kavrama yer verilmesinin mutlak ve adil ölçünün her şeyi kuşattığını gösterdiğini tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice veya Süryanicede "terazi" anlamına gelen "mozānā" kelimesinden türediğini ve ticari bir terim iken dini, ahlaki ve kozmolojik bir adalet sembolü olarak Arapçanın kelime dağarcığına yerleştiğini detaylıca delillendirir. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın değerler sistemi içinde ele alarak, mizan kavramının İslam öncesi dönemdeki keyfi değerlendirmelerin yerine evrensel, nesnel ve şaşmaz bir ilahi adalet ilkesini ikame ettiğini; evrendeki kozmolojik dengenin aynı zamanda ahlaki dengenin de teminatı olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mizan kelimesini felsefi ve ekolojik bir derinlikle inceleyerek, bu kavramın gökyüzünden yeryüzüne kadar tüm varlık tabakalarına nüfuz eden ontolojik nizamı, hassas dengeyi ve varlığın devamlılığını sağlayan ilahi matematiği temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına dikkat çekerek, mizan kavramının bu özel bağlamda evrenin yaratılışındaki kusursuz fiziksel dengeyi ve çekim ölçülerini ifade ettiğini, dolayısıyla kelimenin anlam haritasının içinde bulunduğu cümlenin örgüsüyle (gökyüzünün yükseltilmesiyle) doğrudan belirlendiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X