Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Rahmân Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Rahmân Sûresi, 2. Ayet

    عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Alleme-lkur-ân(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1-2. "Kur'ânı Rahman öğretti."

      Rahmân İsmi

      Rahman kelimesinin rahmet sözcüğünden türeyen “fa‘lân” (فعلان) vezninde bir isim olduğunu şüphesiz Araplar biliyorlardı. Fakat yaratılanlardan hiçbirinin, Rahmân ismini almaya lâyık olacak rahmet derecesine varmaları mümkün değildir. Bundan dolayı Allah, rahmetten türeyen Rahim gibi başka isimler varsa da Rahmân ismini sadece kendine tahsis etmiştir, Rahim ismini ise Allah’tan başkalarına vermek caizdir. En doğrusunu Allah bilir. Kur’ân’ı Rahmân öğretti. Allah Teâlâ Kuranı Rahmânın öğrettiğini söylemekte, ama onu kime öğrettiğini belirtmemektedir. Burada şanı yüce olan Allah’ın Kur’ânı peygamber efendimize öğrettiğini kastetmiş olması mümkündür. Bu da şöyle açıklanır. Birincisi, Allah, Hz. Peygambere Kur’ânı öğretmesi için Cibril aleyhisselâma emretmiştir, nitekim bir âyette şöyle buyurmaktadır: “Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri (Cibril) öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü”. Cibril onu Allah’ın emriyle öğrettiğinden dolayı O, bu öğretme işini kendi zatına nispet etmektedir.

      İkincisi, Allah TeâlA, unutmaması için Kur’ânı Hz. Peygamber in kalbine yerleştirdiğinden dolayı öğretme işini kendi zatına nispet etmektedir. Nitekim çeşitli âyetlerde şöyle buyurmaktadır: Sana okutacağız ve sen de unutmayacaksın”, “Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir, Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu uygun aralıklarla parça parça gönderdik”.

      Üçüncüsü, Her ne kadar Kur'anı Resûlullaha (s.a.) Cibril aleyhisselâm öğretmiş ise de onun öğretme fiilini yarattığı için Allah bunu kendine nispet etmektedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Alleme (عَلَّمَ)

        Kelimenin kökeni a-l-m harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesneyi diğerlerinden ayıran alamet, iz veya işaret bırakmak olduğunu belirtir; ona göre öğretmek (talim) de zihinde bir iz ve bilgi işareti oluşturma eylemidir. Râgıb el-İsfahânî, bilginin (ilm) bir şeyin hakikatini kavramak olduğunu ifade ederken, "alleme" eyleminin sadece bilgi vermek (ilam) olmadığını, karşı tarafta kalıcı bir etki bırakana dek bu bilginin defalarca aşılanması sürecini ifade ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam öncesi dönemdeki bilgi telakkisi ile Kur'an'ın getirdiği yeni dünya görüşü arasındaki semantik evrimine dikkat çeker; "allame" fiiliyle Allah'ın aktif ve yegâne mutlak öğretici konumuna yerleştiğini, böylece beşeri bilginin yerini doğrudan ilahi kaynaklı aydınlanmanın aldığını tahlil eder.

        El-Kur'an (الْقُرْآنَ)

        Kelimenin Arapça kökeninin k-r-e harflerine dayandığı kabul edilir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "toplamak ve bir araya getirmek" olduğunu, kelimenin de ayetleri ve sureleri kendi içinde topladığı için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin okumak eylemiyle bağlantılı olduğunu ancak her okumanın değil, harfleri ve kelimeleri düzenli bir şekilde birbirine katarak okumanın (kıraat) bu kökten türediğini tahlil eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin türemiş veya türememiş bir özel isim olduğu yönündeki farklı klasik görüşleri aktarmakla birlikte, kökeninin okumak ve toplamak eylemlerine dayandığı fikrine ağırlık verir. Batılı akademisyenler ise kelimenin etimolojisini Geç Antik Çağ dilleriyle ilişkilendirir. Arthur Jeffery, kelimenin büyük olasılıkla Süryanicede dini ayinlerde okunan metinler (keryana) anlamına gelen kelimeden Arapçaya geçtiğini detaylı biçimde savunur. Theodor Nöldeke, bu görüşü destekleyerek kelimenin İslam öncesi dönemde Hıristiyan ve Yahudi toplulukların ayin dili ve okuma pratikleriyle olan ilişkisine dikkat çeker. Christoph Luxenberg, kelimenin doğrudan Süryani-Arami kökenli "keryana" kelimesinin Arapçalaşmış hali olduğunu ve aslında Hıristiyan litürjisinde kullanılan bir tür ilahi okuma kitabını ifade ettiğini iddia eder. Angelika Neuwirth, kelimenin etimolojik olarak Süryanice "keryana"dan geldiğini kabul etmekle birlikte, kavramın sadece bir litürjik okumadan ziyade zamanla kendi içinde evrilerek kapalı ve kutsal bir metin hüviyeti kazandığını semantik bir çerçevede inceler. Gabriel Said Reynolds da kelimenin Süryanice ayin metni okumalarıyla olan etimolojik ve tarihsel bağını vurgulayarak, terimin geç antik çağın dini ekosisteminde muhatapların zihninde uyandırdığı litürjik anlam dünyasına odaklanır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X