وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
Onlara haber verdiğimiz azabın bir kısmını sana ister gösterelim, ister (bundan önce) seni vefat ettirelim, senin görevin sadece tebliğ etmektir; hesaba çekmek bize aittir.
Allahın salat ve selamı üzerine olsun sanki Hz. Peygamber, Cenab-ı Hakk'ın onlara göndereceğini vadettiği bütün azabı ve diğer vadettiklerini kendisine göstermesini arzu etmiş veya Allah'tan onu istemişti. Cenab-ı Hak da şöyle buyurmuştu: Onlara vadettiğimiz şeylerin bir kısmını sana ister gösterelim, ister ondan önce seni vefat ettirelim ve göstermeyelim, senin görevin sadece tebliğ etmektir. Yani bu işte senin yapacağın bir şey olmadığı gibi, ondan sana bir şey de olmaz, senin işin sadece tebliğ etmektir. Nitekim Allah şöyle buyurdu: "(Resûlüm!) Bu işte senin yapacağın bir şey yok". Bu durumda ayet, bir vad ve süre belirleme anlamına değil, azarlama ve kınama manasına gelir. Çünkü ayet, ister o şekilde, ister bu şeklinde bir ihtimal ifadesi kullanmaktadır, dolayısıyla bunun ona nispet edilmesi caiz değildir. Onlara haber verdiğimiz azabın bir kısmını sana ister gösterelim, ister (bundan önce) seni vefat ettirelim mealindeki cümle zahirde bir tereddüt anlamına gelir; yani vad anlamına veya Resûlullah'a (s.a.) talepte bulunmasının yasaklanması manasına gelmektedir. Eğer talebin yasaklanması söz konusu ise, o zaman onlara azabın gelmesini istemesinin Resûlullah'a yasaklandığı anlamına gelir; yani biz dilersek azabı göndeririz, dilemezsek göndermeyiz demektir. Şayet vad anlamına geliyorsa, o zaman Allah şunu söylemektedir: Vadettiklerimizin hepsini değil, ancak bazısını sana göstereceğiz. Yoksa ayetin zahirinde bir tereddüt anlamı çıkar.
Hesaba çekmek bize aittir. Bu cümle vadedilen şeyin hesabı ve cezası bize aittir anlamına gelebilir. Buradaki hesap kelimesi, bilinen şekliyle kıyamet günündeki muhasebe manasına da gelebilir. En doğrusunu Allah bilir. Yani Allah onları terkedilmiş ve ihmal edilmiş halde bırakmaz. Yahut bize hesap verecekler, hesaba çekmek bizim işimizdir anlamına da gelebilir. Dilde bunlar caizdir.
Yorumu Yorumla
-
Nuriyenneke (نُرِيَنَّكَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (r-e-y) bir şeyi gözle görmek veya kalp gözüyle idrak etmek olduğunu belirtir. Bir görüntünün veya gerçeğin muhataba sunulması eylemini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "erâ" (göstermek) fiilinin burada Allah'ın vaat ettiği olayları (cezayı veya zaferi) peygamberine dünyada iken fiilen müşahede ettirmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiili Tanrı-insan arasındaki "görsel iletişim" düzleminde analiz eder; ona göre bu, soyut bir bilginin somut bir tecrübeye dönüştürülerek elçiye sunulmasıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada peygamberin risalet süreciyle ilgili bir "tarihsel tanıklık" vaadi içerdiğini, ilahi planın bir kısmının vuku buluşuna peygamberin şahit kılınmasını temsil ettiğini belirtir.
Ba'da (بَعْضَ)
İbn Fâris, (b-a-d) kökünün bir bütünden ayrılan parça, bir miktar ve cüz anlamına geldiğini belirtir. Küll'ün (bütünün) zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "ba'd" kelimesinin burada inkârcılara vaat edilen azabın veya olayların tamamının değil, sadece "bir kısmının" peygamberin sağlığında gerçekleşme ihtimaline işaret ettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin Kur'an'ın tarih algısındaki "kademeli gerçekleşme" ilkesini yansıttığını, ilahi tehditlerin bir kısmının dünyada, bir kısmının ise ahirette vuku bulacağına dair bir sınırlama getirdiğini analiz eder.
Ne'iduhum (نَعِدُهُمْ)
İbn Fâris, (v-a-d) kökünün bir şeyin gelecekte olacağına dair söz vermek, bildirmek ve mühlet tanımak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "va'd" kelimesinin burada kâfirler için zikredilen "azap ve helak" (vaîd) vaadini karşıladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı ilahi adaletin "kaçınılmazlık" vasfı içinde analiz eder; ona göre Allah'ın vaat etmesi, o olayın ontolojik olarak gerçekleşmiş sayılması kadar kesindir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ilahi iradenin tarihsel sürece müdahale takvimini ve bu takvimin sarsılmazlığını temsil ettiğini analiz eder.
Neteveffeyenneke (نَتَوَفَّيَنَّكَ)
İbn Fâris, (v-f-y) kökünün bir şeyi tamamlamak, bir hakkı eksiksiz almak ve bir sürenin sonuna varmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vefât" eyleminin ruhun bedenden tamamen ayrılması ve kişinin dünya hayatındaki süresini (ecelini) bitirerek ilahi huzura geri alınması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "emaneti geri alma" semantiği içinde inceler; ona göre bu, insanın ontolojik bir tamamlama süreciyle asıl kaynağına (Tanrı'ya) rücu etmesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada peygamberin dünyadaki görev süresinin ilahi bir takdirle sona ermesini ve bu sonucun elçinin elinde olmadığını vurguladığını analiz eder.
El-Belâgu (الْبَلَاغُ)
İbn Fâris, (b-l-g) kökünün bir şeyin sonuna varmak, hedefe ulaşmak ve olgunlaşmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "belâğ" kelimesinin mesajın muhataba en açık, tam ve eksiksiz bir şekilde ulaştırılması olduğunu ifade eder. Peygamberin asli görevinin sadece bu ulaştırma eylemiyle sınırlı olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu terimi "risalet" kavramının eylem boyutu olarak analiz eder. Ona göre belâğ, ilahi kelamın beşerî dile aktarılarak muhatabın zihnine ve kalbine "eriştirilmesi" sürecidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada peygamberin üzerindeki yükü hafifleten, onun sorumluluğunu sadece tebliğle sınırlayan ve sonuçları (cezayı/hidayeti) ilahi otoriteye bırakan bir "fonksiyonel tanım" olduğunu belirtir.
El-Hisâbu (الْحِسَابُ)
İbn Fâris, (h-s-b) kökünün saymak, miktarını belirlemek, döküm çıkarmak ve yeterli bulmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hisâb" eyleminin bu ayette insanların amellerinin karşılığını takdir etmek, onları yargılamak ve adaletle sonuçlandırmak anlamında Allah'a ait bir yetki olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın "ticarî-etik" terminolojisi içinde görür; ona göre "hisâb", hayat boyu sergilenen eylemlerin Tanrı katındaki nihai bilançosudur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, hesabın Allah'a ait olmasının, adaletin mutlak kaynağının O olduğunu ve peygamberin yargılayıcı değil, sadece bir müjdeleyici ve uyarıcı (mübelliğ) konumunda kaldığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla