يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Allah dilediğini siler, dilediğini de yerinde bırakır; ana kitap onun katındadır.
Allah dilediğini siler, dilediğini de yerinde bırakır. Bazıları şöyle dedi: Allah dilediğini siler anlamına gelen cümledeki silmek fiili, başlangıçta her şeyi silinmiş olarak yarattı, önce orada bir şey tespit edilmiş de sonra silinmiş değildir. Aksine her şeyi böyle silinmiş bir şekilde yarattı. Bu, "Biz gecenin nişanını sileriz" manasındaki ayet gibidir. Yani gece önce farklı tespit edilmiş de sonra silinmiş değildir, aksine başlangıçta öyle silinmiş olarak yaratmıştır. "Gökleri bir direk olmaksızın yükselten Allah'tır" mealindeki ayet de böyledir; yani önce aşağıya koymuş da sonra yükseltmiş değildir, olduğu gibi yüksek yaratmıştır. Açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir. Sonra Allah katında bağışlanmış olan amellerin, küçük çocukların yaptıkları ile cezası olmayan ameller olması muhtemeldir. Bazıları şöyle söyledi: Ayet, silmeyi yaratmaya hamledilir. Bu da çeşitli şekillerde açıklanabilir. Bir ihtimal, hükümlerin neshedilmesidir, ayet bizatihi kendisini değil, hükmünü ve onunla amel etmeyi silmek anlamına gelir. Dilediğini de yerinde bırakır; yani neshedilmez, onunla amel etmek terkedilmez ve hüküm yerinde kalır. Diğer bir ihtimal, ahvalin silinmesi anlamına gelmesidir, ondan maksat da bir halden başka bir hale intikal etmek ve dönüşmektir. Mesela ceninin nutfeden alakaya, alakadan mudğaya dönüşmesi gibi. Cenab-ı Hak onu bir halden başka bir hale naklediyor, bir durumdan başka bir duruma dönüştürüyor. İşte silmekten maksat budur. Başka bir ihtimal de, silmekten maksadın, insan hayatının mutluluk (saadet) veya bahtsızlıkla (şekavetle) bitirilmesidir; insan önce kâfir iken bilahare hayatının sonuna doğru müslüman olur, küfür halinde iken yaptığı amelleri silinip hasenata dönüştürülür veya müslüman iken ömrünün sonuna doğru küfre girer, bütün salih amelleri silinir ve onlardan hiç fayda görmez. Diğer bir ihtimal da şudur: Silmek ve yerinde bırakmaktan maksat, hafaza meleklerinin yazdıkları amellerdir, onlardan cezası ve sevabı olmayanlar silinir, cezası ve sevabı olanlar yerinde kalır, aynen yazıldığı gibi bırakılır. Yahut maksat, insanların yapmış oldukları şeylerdeki niyetleridir, hafaza melekleri insanların niyetlerine muttali olmadıkları için hakikatte ve insanın niyetinde sevap (hasene) olan bir işi, zahir durumuna göre günah (seyyie) diye, yahut hakikatte günah olan bir şeyi zahirde sevap diye yazarlar. Cenab-ı Hak işte bunu değiştirir; yani insanın niyeti kötülük olan fakat zahirde hayır görünen bir şeyi hakikatte kötü diye, zahirde kötü olan ama hakikatte hayır olan bir şeyi de hayır diye yazar. Veyahut da bu durum hafaza meleklerinin yazmalarında başka bir açıdan ortaya çıkar, o da şudur: Hafaza melekleri amelleri yazarlar, sonra bu yazdıkları levh-i mahfuzda yazılanlarla karşılaştırılır, hafaza meleklerinin fazla yazdıkları silinir, eksik yazdıkları da ilave edilir. En doğrusunu Allah bilir.
Ana kitap onun katındadır. Bu cümle de farklı anlamlara gelebilir. Meleklerin yazdıklarının karşılaştırıldığı kitap O'nun katındadır anlamına gelebilir. Nebilere ve resûllere gönderilen kitapların istinsah edildiği ana kitap O'nun yanındadır, yani levh-i mahfuzdadır anlamına gelebilir. Burada dillerin değişmesinin mananın değişmesini gerektirmediğine delil vardır. Çünkü o kitapların yazıldığı levh-i mahfuzdaki ana kitabın hangi dilde olduğu bilinmemekte, ancak her kitap gönderildiği peygamberin diliyle indirilmektedir. Aynı şekilde melekler de ademoğlunun amellerini yazıyorlar, onu yaratılanların diliyle yazmış olmaları ihtimali yoktur; çünkü onların konuştukları dille yazmış olsalardı zahir olurdu, bu durum onların ancak kendi dilleriyle yazdıklarına delalet eder. Bütün bunlar, dillerin farklı olmasının mananın farklı olmasını gerektirmediğini gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yemhû (يَمْحُو)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (m-h-v) bir şeyin izini yok etmek, gidermek ve ortadan kaldırmak anlamına geldiğini belirtir. Bir yazının silinmesi veya bir nesnenin izinin kaybolması bu kökle ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, "mahv" eyleminin bir şeyi varlık alanından çıkarmak veya kayıtlı bir hükmü geçersiz kılmak olduğunu, ayette ise Allah'ın dilediği bir durumu veya takdiri ortadan kaldırmasını temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili ilahi iradenin tarih ve kader üzerindeki dinamik müdahalesi olarak analiz eder; ona göre bu, mutlak olanın değişken olan üzerindeki aktif tasarrufudur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ilahi yasaların (sünnetullah) esnekliğini ve Allah'ın her an yaratma ve müdahale halinde olduğunu simgelediğini, hiçbir hükmün ilahi iradeden bağımsız bir donmuşluk içinde olmadığını belirtir.
Allâhu (اللَّهُ)
İbn Fâris, bu ismin kökünün (e-l-h) olduğunu, ibadet edilen ve her şeyin kendisine yönelip sığındığı mutlak varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Allah" isminin, bütün varlıkların yöneticisi ve yaratıcısı olan tek ilah için kullanılan özel bir isim olduğunu ifade eder. Bu ayetteki kullanımıyla, silme ve sabit kılma (isbat) eylemlerinin yegâne meşru faili ve otoritesi olarak konumlandırılır. Toshihiko Izutsu, Allah ismini bu bağlamda, kozmik nizamın ve kaderin her anını bizzat yöneten "Mutlak İrade"nin sahibi olarak analiz eder.
Mâ (مَا)
İbn Fâris, bu sözcüğün bir şeyi genel bir ifadeyle niteleyen ve belirsizlikten belirliliğe taşıyan bir işaret (ism-i mevsûl) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayette bu kelimenin Allah'ın silmeyi veya sabit bırakmayı murat ettiği "her türlü hükmü, durumu, rızkı veya eceli" kapsayan kuşatıcı bir isim olduğunu ifade eder.
Yeşâu (يَشَاءُ)
İbn Fâris, (ş-y-e) kökünün bir şeyi dilemek, istemek ve bir nesneyi varlık sahasına çıkarmak (meşîet) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" eyleminin ilahi iradenin bir şeyi belirli bir hikmete göre takdir etmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Tanrı'nın mutlak egemenliğinin (sovereignty) en temel ifadesi olarak görür. Ayetteki kullanımıyla, kader üzerindeki tasarrufun sadece Allah'ın hür iradesine ve takdirine bağlı olduğunu vurgular.
Yusbitu (يُثْبِتُ)
İbn Fâris, kökünün (s-b-t) bir şeyin yerinde sabit kalması, kımıldamaması ve sağlamlaşması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isbat" eyleminin bir şeyi olduğu gibi bırakmak, varlığını korumak veya bir yazıyı silmeden muhafaza etmek olduğunu ifade eder. "Mahv" eyleminin tam zıddıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ilahi iradenin bir yasayı, hükmü veya rızkı kalıcı ve sarsılmaz kılması anlamına geldiğini, evrensel nizamın değişmez parçalarını temsil ettiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Tanrı'nın yarattığı düzendeki istikrarın ve sürekliliğin ilahi bir onayı olarak görür.
İndehu (عِنْدَهُ)
İbn Fâris, (a-n-d) kökünün bir şeyin yanı, huzuru ve yakınlığı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ind" kelimesinin burada fiziksel bir mekânı değil, Allah'ın mutlak bilgisini ve "katını" temsil eden metaforik bir kavram olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "ilahi bilgi alanı" olarak analiz eder; tüm oluşun ve kaderin nihai merkezinin Allah'ın nezdinde ve bilgisinde olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin tüm varlık bilgilerinin Allah'ın otoritesi ve denetimi altında olduğunu gösteren bir "huzur" nitelemesi olduğunu belirtir.
Ummu (أُمُّ)
İbn Fâris, (e-m-m) kökünün bir şeyin aslı, kaynağı, yöneticisi ve kendisine dönülen temel yapı taşı anlamına geldiğini belirtir. Çocuğun sığınağı ve aslı olduğu için anneye "üm" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ümm" kelimesinin bir şeyin özünü ve diğer parçaların kendisine bağlı olduğu "ana merkezi" temsil ettiğini söyler. "Ümmü'l-Kitâb" tamlamasında, tüm vahiylerin ve kaderin aslı olan "ana kaynak" manasında kullanıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin monoteist geleneklerdeki (Yahudi ve Hıristiyan literatüründeki "ana kitap" tasavvuruyla) olan kavramsal paralelliğine değinir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi her türlü bilginin ve takdirin dayandığı "mutlak ve değişmez temel" olarak analiz eder.
El-Kitâb (الْكِتَابِ)
İbn Fâris, (k-t-b) kökünün dağınık şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve harfleri dizerek kaydetmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, burada "kitap" kelimesinin Allah'ın ezelî ve ebedî bilgisini içeren "büyük kayıt" olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kavramın vahyî sürecin "metinleşmiş ve değişmez ilahi aslı" olarak kurgulandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kitap" ifadesinin evrensel yasaların ve tüm bilgilerin saklandığı "metafizik veri tabanı" (Levh-i Mahfuz) olduğunu, her şeyin bu ana merkeze göre şekillendiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla