لَهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَقُّۚ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: rad suresi 34. ayet, korumasızlık, azap, rad 34, rad suresi, ahiret, dünya, allah, gün, takva
-
Onlar için dünya hayatında büyük bir azap vardır; ahiret azabı ise elbette daha çetindir; onları Allah'a karşı koruyacak kimse de yoktur.
Onlar için dünya hayatında büyük bir azap vardır. Onlara dünyada verilecek olan azaptan maksat, ölüm, savaş, korku, açlık ve çeşitli belalar olabilir. Nitekim Allah şöyle buyurur: ''.Allah şöyle bir şehri örnek veriyor: Bu şehir güvenlikli ve huzurluydu; her yerden oraya bol rızık geliyordu".
Ahiret azabı ise elbette daha çetindir. Yani daha şiddetlidir. Onları Allah'a karşı koruyacak kimse de yoktur. Yani onları Allahın azabından koruyacak kimse yoktur ki, azap geldiğinde onları korusun!
Yorumu Yorumla
-
Azâb (عَذَابٌ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (a-z-b) engellemek, menetmek ve bir şeyin tadının bozulması/acılaşması olduğunu belirtir. Cezaya "azâb" denmesini, onun kişiyi arzu ettiği şeylerden alıkoyması ve kalbindeki huzuru/tatlılığı gidermesiyle ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, azâbı insanın canını acıtan ve onu alışık olduğu konfordan uzaklaştıran her türlü şiddetli durum olarak tanımlar. Ayette bu azabın dünya hayatıyla ilişkilendirilmesi, kâfirlerin hem fiziksel hem de psikolojik bir baskı ve huzursuzluk içinde olduklarını simgeler. Toshihiko Izutsu, azâb kavramını Kur'an'ın "ilahi yaptırım" semantiğinde analiz eder; ona göre bu, Tanrı'nın otoritesini kasten reddedenlerin ontolojik bir akıbetidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, dünya hayatındaki azabın hem maddi sıkıntıları hem de ruhun derinliklerinde hissedilen anlam yitimini kapsadığını belirtir.
El-Hayât (الْحَيَاةِ)
İbn Fâris, (h-y-y) kökünün canlılık, güç, hareket ve yağmur (hayâ) anlamlarına geldiğini belirtir. Canlılığın temeli olan suya "hayâ" denmesiyle bu kök arasında sıkı bir bağ kurar; çünkü suyun olduğu yerde hareket ve bereket vardır. Râgıb el-İsfahânî, hayatı; beslenen bitkisel hayat, hisseden hayvani hayat ve hem hisseden hem de akleden insani hayat olarak derecelendirir. Ayetteki "hayat"ın "dünya" sıfatıyla sınırlanması, onun biyolojik sınırlarına ve nihai sonuna işaret eder. Toshihiko Izutsu, hayat kavramını Tanrı'nın "Hayy" sıfatının mahlukattaki tecellisi olarak görür; dünya hayatını ise bu tecellinin bir "imtihan süreci" olarak analiz eder.
Ed-Dünyâ (الدُّنْيَا)
İbn Fâris, (d-n-v) kökünün yakınlık, yaklaşmak ve mertebece aşağıda olmak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu hayata "dünya" denilmesini iki temel sebebe bağlar: Birincisi ahiretten önce gelmesi (zamansal yakınlık), ikincisi ise ahiret nimetlerine göre daha değersiz ve düşük (alçaklık) olmasıdır. Toshihiko Izutsu, dünyayı Kur'an'ın "geçicilik" semantiği içinde, insanın asli vatanından önceki kısa süreli konaklama yeri olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada insanın hırslarıyla bağlandığı "alt seviyedeki yaşam" olduğunu ve bu yaşamın azabının bile ahiretin yanında hafif kaldığını analiz eder.
El-Âhira (الْآخِرَةِ)
İbn Fâris, (e-h-r) kökünün bir şeyin sonu, arkada kalanı ve bir şeyden sonra geleni anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âhiret"in dünya hayatının bitimiyle başlayan ebedi ve asli hayatı temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı dünyanın göreceliğine karşın "mutlak ve kalıcı gerçeklik" alanı olarak görür; ahiret azabının "eşak" olması bu kalıcılıkla ilişkilidir.
Eşakku (أَشَقُّ)
İbn Fâris, (ş-k-k) kökünün bir şeyi ortadan ikiye yarmak, parçalamak ve üzerinde güç yetirilemeyecek kadar ağır olan meşakkat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eşak" kelimesinin burada azabın şiddetini nitelediğini; insanın tahammül sınırlarını zorlayan ve ruhunu adeta parçalayan bir çetinliğe işaret ettiğini söyler. Ayette ahiret azabının dünya azabına kıyasla "daha ağır" olarak nitelenmesi, onun hem nitelik hem de süreklilik bakımından yıkıcılığını temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin kâfirlerin ahirette karşılaşacakları azabın kaçınılamaz ve hafifletilemez doğasını vurgulayan bir "dehşet tasviri" olduğunu analiz eder.
Vâk (وَاقٍ)
İbn Fâris, (v-k-y) kökünün bir şeyi korumak, onu tehlikelerden sakınmak ve siper almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vikaye" eyleminin bir kalkanın savaşçıyı koruması gibi, zararlı unsurların araya girerek engellenmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "takva" kavramının aktif ve koruyucu yönüyle ilişkilendirir. Ayette kâfirlerin Allah'ın azabına karşı hiçbir "vâk" (koruyucu/siper) bulamayacaklarının söylenmesi, ilahi adalet karşısında mutlak bir savunmasızlık ve yalnızlık içinde kalacaklarını temsil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki korunma imkânının yokluğunun, insanın dünya hayatında yaslandığı sahte güçlerin ahiretteki mutlak çöküşünü simgelediğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla