اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: rad suresi, rad suresi 26. ayet, ahiret, dünya, rad 26, şımarıklık, rızık, allah, hayat, arz, kader
-
Allah dilediği kimselerin rızkını bollaştırır ve daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevinip mutlu oluyorlar, oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir.
Allah dilediği kimselerin rızkını bollaştırır ve daraltır. Cenab-ı Hak insanları kendi elinde bulunana özendirmekte, yaratılmışların elinde bulunandan ümitsizliğe düşürmekte ve bundan ümitlerini kestirmektedir. Çünkü onları Allah'a imandan alıkoyan, peygamberleri yalanlamaya sevkeden ve daveti kabul etmelerini engelleyen, yaratılmışların ellerinde bulunan o mallardı. Bu dünyada liderliğin, izzet ve şerefin devamını o mallarda görüyorlardı. Bundan dolayı Allah, insanlara serveti bollaştırıp daraltanın kendisi olduğunu söylemektedir; dilediğine bollaştıran, dilediğine de daraltan O'dur. Bu güç yaratılmışlarda yoktur. Cenab-ı Hak rızkı dostlarından ve düşmanlarından dilediğine bollaştırdığını, yine düşmanlarından ve dostlarından dilediğine daralttığını belirtmekte, bunu da dünyada bollaştırıp dağıtmanın dostluğa işaret etmediği, daraltıp kısmanın da düşmanlığı göstermediği bilinsin diye söylemektedir. Allah'ın yaptığı bu fiilin hikmeti, dünyada görüldüğü gibi dostlara bollaştırıp genişletmek, düşmanlara ise kısıtlamak şeklinde değildir. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın dünyada rızkı genişletmesi ve daraltması imtihan içindir, ahirette ise dünyada yaptıklarının karşılığıdır. İmtihan sırasında dost da düşman da eşit tutulur ve imtihanda araları birleştirilir. Ancak imtihanın karşılığı verilirken araları tefrik edilir.
Onlar dünya hayatıyla sevinip mutlu oluyorlar. Bu cümledeki sevinip mutlu oluyorlar mealindeki ifadenin, daha önce geçen ''Allah'a söz verdikten sonra ahdini bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği bağı koparanlar" mealindeki ayetin sılası olması muhtemeldir, yani onlar dünya hayatı ile sevinip mutlu oluyorlar. Sonra bu sevinme farklı anlamlara gelebilir. Onlar dünya hayatıyla sevinip mutlu oluyorlar, yani dünya hayatına razı oluyorlar anlamına gelebilir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar dünya hayatıyla yetinip onunla mutlu ve huzurlu oluyorlar". Yahut bilinen anlamıyla seviniyorlar manasına gelir. Mümin de dünya hayatıyla sevinir, denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Doğru, o da sevinir, fakat onun sevinci, kendisini dünyaya kaptırmasına ve ahiretten gafil olmasına sebep olmaz. Kâfirin aşırı sevinci ise kendisini ahireti hatırlamaktan ve her türlü itaatten alıkoyar. İnsanlar arasında alışılagelen budur; insan bir şeyden çok sevinirse, başka şeyleri unutur ve gaflete düşer. Yahut ayetteki sevinip mutlu olurlar lafzı, şımarıp azgınlaşırlar anlamına gelir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez". Bu ayetteki "ferah"tan (فَرَح) maksat, şımarıp böbürlenmektir. En doğrusunu Allah bilir.
Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu ayetin yorumu şudur: Dünya hayatından hayli uzun süre faydalanmalarına rağmen, ahiret hayatının faydaları yanında bu ancak bir anlık faydadan başka bir şey değildir, yahut ahiret hayatının faydaları yanında çok küçük bir şey gibidir. Bu gerçeği Cenab-ı Hak şöyle ifade buyuruyor: "Onlar (dünyada) sadece bir akşam vakti veya onun kuşluğu kadar kaldıklarını sanırlar". "Onlar sanki gündüzün kısa bir süresini yaşamış gibi olacaklar". Onlar dünyada çok uzun süre faydalandıkları halde ahiretin faydaları yanında onu, sanki bir anlık bir fayda gibi zannederler. İşte ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir mealindeki cümle ile, başka bir ayette ifade buyurulan "Dünya hayatının sağladığı fayda ahiretinkine göre pek azdır" mealindeki cümle ahiret hayatı ile mukayese edildiğinde dünya hayatının çok az olduğunu beyan etmektedir. Çünkü ahiretin faydaları ve nimetleri süreklidir, asla bitmez, arkası kesilmez, herhangi bir afet, üzüntü ve korku o mutluluğu bulandırmaz. Dünyanın faydası ise sonludur, sürekli değildir, afetler ve üzüntüler de o mutluluğu bulandırır. Bundan dolayı dünyanın faydası, ahiretin faydaları ve nimetleri yanında çok azdır. Bazı müfessirler şöyle dediler: Ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir cümlesi, dünya hayatı boş bir oyalanmadan ibarettir anlamına gelir. Ancak doğrusu bizim söylediğimizdir.
Yorumu Yorumla
-
Allâh (اللَّهُ)
İbn Fâris, bu ismin kökünün "e-l-h" olduğunu, ibadet edilen, her şeyin kendisine yöneldiği ve sığındığı mutlak varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Allah" isminin gerçekte hak eden tek varlık için kullanılan özel bir isim olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça "el-İlah" formundan daraldığını belirtmekle birlikte, Kuzey Arabistan'daki Aramice ve Süryanice (Alaha) formlarıyla olan tarihsel ve teolojik sürekliliğine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu ismi Kur'an'ın semantik sisteminin "odak kelimesi" olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımıyla, rızkın dağıtımı üzerindeki mutlak iradeyi ve kozmik nizamın tek yöneticisini temsil eden ontolojik merkezdir.
Yebsutu (يَبْسُطُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (b-s-t) bir şeyi yaymak, genişletmek ve açmak anlamına geldiğini belirtir. Avucun açılması veya bir serginin yayılması bu kökle ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, "bast" eyleminin bu ayette rızkın bolluğu, ferahlığı ve yaygınlığı manasında kullanıldığını, Allah'ın dilediği kuluna imkânları genişletmesini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Allah'ın "Rezzâk" sıfatının dinamik bir tezahürü olarak görür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ilahi cömertliğin ve rızık üzerindeki sınırsız tasarrufun bir nitelemesi olduğunu analiz eder.
Er-Rızka (الرِّزْقَ)
İbn Fâris, (r-z-k) kökünün her türlü nasip, pay ve faydalanılan rızık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızkı hem maddi (yiyecek, içecek, mal) hem de manevi (bilgi, hikmet) anlamda canlıların faydalandığı her türlü bağış olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köklerinin yanı sıra Pehlevice "rôzîg" (günlük azık) kelimesiyle olan tarihsel ilişkisine değinmekle birlikte, Kur'an'da tamamen ilahi bir ihsanı temsil eden teknik bir terim haline geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, rızık kavramının Allah ile insan arasındaki "besleyici" ilişkiyi kuran temel bir rükün olduğunu analiz eder.
Yeşâu (يَشَاءُ)
İbn Fâris, (ş-y-e) kökünün bir şeyi dilemek, istemek ve bir nesneyi varlık sahasına çıkarmak (meşîet) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" eyleminin ilahi iradenin bir şeyi belirli bir hikmete göre takdir etmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Tanrı'nın mutlak egemenliğinin (sovereignty) en temel ifadesi olarak görür. Ayetteki kullanımıyla rızık dağılımının insan çabasından ziyade, mutlak bir ilahi iradeye ve takdire bağlı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin evrendeki neden-sonuç ilişkisinin arkasındaki nihai "karar verici" iradeyi temsil ettiğini analiz eder.
Yakdiru (يَقْدِرُ)
İbn Fâris, (k-d-r) kökünün bir şeyi ölçmek, miktarını belirlemek ve sınırlandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kader" ve "takdir" eyleminin burada "bast" (yayma) kelimesinin zıddı olarak rızkı daraltmak, ölçülü ve sınırlı vermek anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "kozmik denge" (measure) fikri içinde değerlendirir. Rızkın hem yayılması hem de daraltılmasının aynı ilahi ölçüye (kader) dayandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "imtihan" maksatlı bir daraltma veya hikmetli bir ölçülendirme olduğunu analiz eder.
Ferihû (فَرِحُوا)
İbn Fâris, (f-r-h) kökünün bir şeyden dolayı sevinmek, ferahlamak ve göğsün genişlemesi anlamına geldiğini belirtir. Ancak bu sevincin bazen şımarıklığa (mizah) da varabildiğini ekler. Râgıb el-İsfahânî, "ferah" kelimesinin bu ayette "dünya metaıyla şımarmak, haddi aşan bir lezzet almak ve asıl gerçeği unutmak" anlamında yerildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu psikolojik durumu "cahiliye" ruhunun bir yansıması olarak analiz eder; ona göre bu, geçici olanla yetinip ebedi olanı göz ardı etmenin yarattığı sığ bir neşe halidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada kâfirlerin dünya malına olan aşırı düşkünlüklerini ve bununla duydukları sahte güveni resmettiğini belirtir.
El-Hayâti (الْحَيَاةِ)
İbn Fâris, (h-y-y) kökünün canlılık, hareket, büyüme ve güç anlamına geldiğini belirtir. Ölümün (mevt) zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "hayat" kelimesinin burada hem biyolojik süreci hem de insanın içinde bulunduğu varlık halini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, hayat kavramının Kur'an'da "dünya" ve "ahiret" nitelemeleriyle ikiye ayrıldığını, her iki alanın da farklı ontolojik değerlere sahip olduğunu analiz eder.
Ed-Dünyâ (الدُّنْيَا)
İbn Fâris, (d-n-v) kökünün yakınlık, alçaklık ve bir şeye yaklaşmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu hayata "dünya" denilmesinin sebebinin hem ahiretten önce olması (yakınlığı) hem de ahiret nimetlerine göre daha düşük ve değersiz (alçaklığı) olmasıyla ilgili olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "dünya" kelimesini Kur'an'ın uzamsal ve zamansal hiyerarşisinde en alt basamağı temsil eden, geçiciliği niteleyen bir kategori olarak görür. Angelika Neuwirth, bu kelimenin Kur'an vahyinde "yakın ve somut olan hayat" olarak kurgulandığını analiz eder.
Fil-Âhirati (فِي الْآخِرَةِ)
İbn Fâris, (e-h-r) kökünün bir şeyin sonu, geride kalanı ve sonradan geleni anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âhiret" kelimesinin bu dünya hayatından sonra başlayacak olan ebedi ve asıl hayatı temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "eskatolojik vizyonu"nun merkezi olarak görür; ona göre ahiret, dünyanın eksikliklerinin tamamlandığı ve mutlak adaletin tecelli ettiği "nihai gerçeklik" alanıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada dünya hayatının kısalığını vurgulamak için bir kıyas unsuru olarak kullanıldığını analiz eder.
Metâun (مَتَاعٌ)
İbn Fâris, (m-t-a) kökünün bir şeyden faydalanmak, kısa süreliğine kullanmak ve bir şeyi bir yere ulaştırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "metâ" kelimesini "ev eşyası, yol azığı" gibi bir süre kullanılıp sonra atılan veya tükenen geçici menfaatler için tanımlar. Ayette dünya hayatının ahiret yanında sadece bir "metâ" olduğunun söylenmesi, onun asıl amaç değil, sadece geçici bir "yararlanma aracı" olduğunu gösterir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi dünyanın "efemer" (uçucu) tabiatını anlatan en güçlü semantik birimlerden biri olarak görür. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "metâ" kavramının burada dünya hayatının ontolojik yetersizliğini ve değer bakımından düşüklüğünü vurguladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla