سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu, derler.
Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Allah başka bir ayette de şöyle buyurur: "Cennette onlar selamla karşılanacaklardır". Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu, derler. Bunun anlamını "İşte dünya hayatının güzel sonu (cennet) sadece onlarındır" mealindeki ayetin tefsirinde belirtmiştik.
Yorumu Yorumla
-
Selâmun (سَلَامٌ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (s-l-m) temelinde "selamet, sağlık, kusurlardan ve her türlü fenalıktan beri olma" anlamının yattığını belirtir. Maddi ve manevi her türlü noksanlıktan kurtuluşu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "selâm" kavramını hem insanın iç dünyasındaki huzur hem de dışarıdan gelebilecek her türlü zarardan emin olma durumu olarak tanımlar. Ayette meleklerin bu sözle seslenmesi, müminlerin artık hiçbir korku, hüzün veya tehlikeyle karşılaşmayacakları ebedi bir "güvenlik ve esenlik" boyutuna geçtiklerini simgeler. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın en merkezi esenlik terimi olarak analiz eder; ona göre selâm, dünya hayatındaki çatışma ve karmaşanın (harb/fitne) zıddı olan, Tanrı ile insan ve insan ile evren arasındaki mutlak barışı ve ontolojik bütünlüğü temsil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki (İbranice "şalom", Süryanice "şlomo") kadim köklerine dikkat çekerek, monoteist geleneklerde bu kelimenin sadece bir selamlaşma değil, "kurtuluş ve ilahi lütuf" anlamında teknik bir dua kalıbı olarak kökleştiğini belirtir.
Aleykum (عَلَيْكُمْ)
İbn Fâris, kökü olan (a-l-v) harflerinin yükseklik, bir şeyin üzerine çıkmak ve bir şeye yönelmek anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "alâ" edatının bir durumun bir nesneyi tamamen kuşatması ve üzerinde sabitlenmesi manasına geldiğini ifade eder. Ayette selâmın "üzerinize olsun" şeklinde yöneltilmesi, o esenliğin müminleri her yönden sarmaladığını ve onlara özel olarak tahsis edildiğini gösteren sentaktik bir vurgudur.
Bimâ (بِمَا)
İbn Fâris, buradaki "ba" harfinin "ilsak" (bitişmek/bağlanmak) ve "sebep" anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki kullanımın "sebep bildiren ba" (ba-i sebebiyye) olduğunu; meleklerin selâmının ve cennetteki bu konumun, dünyada gerçekleştirilen bir eyleme (sabra) bağlı olduğunu ifade eder. "Mâ" kelimesi ise yapılan o eylemi (sabır) niteleyen ve ona işaret eden bir ilgi zamiri işlevi görür.
Sabertum (صَبَرْتُمْ)
İbn Fâris, (s-b-r) kökünün bir şeyi tutmak, hapsetmek ve sınırlandırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sabrı insanın nefis ve hevasını aklın ve şeriatın çizdiği sınırda tutması, karşılaşılan zorluklar karşısında dağılmadan sebat etmesi olarak tanımlar. Ayette bu eylemin geçmiş zaman (mazi) kipiyle gelmesi, sabrın dünyada tamamlanmış, sınanmış ve artık semeresi (sonucu) alınmaya hak kazanılmış bir "başarı" olduğunu gösterir. Toshihiko Izutsu, sabır kavramını müminin "cahiliye" mantığına karşı sergilediği en büyük etik direnç olarak analiz eder; ona göre cennet, bu aktif direncin bir ödülüdür. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada her türlü zorluğa (ibadet, musibet, günah) karşı gösterilen külli bir direnişi temsil ettiğini belirtir.
Ni’me (نِعْمَ)
İbn Fâris, (n-a-m) kökünün yumuşaklık, incelik ve kişinin hoşuna giden durumlar anlamına geldiğini belirtir. Bir şeyi övmek için kullanılan bir fiildir. Râgıb el-İsfahânî, "ni'me" kelimesinin bir durumun veya bir varlığın mükemmelliğini, güzelliğini ve ondan duyulan mutlak memnuniyeti ifade eden bir "medih" (övme) kalıbı olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir belagat unsuru olarak kullanıldığını; ulaşılan akıbetin dünyadaki her türlü konfor ve nimetten üstün olduğunu vurgulayan coşkulu bir onaylama biçimi olduğunu analiz eder.
Ukbâ (عُقْبَى)
İbn Fâris, (a-k-b) kökünün bir şeyin arkasından gelen, bir eylemin sonucu olan nihai durum (akıbet) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ukbâ" kelimesini uzun bir sürecin, mücadelenin veya yolculuğun ulaştığı o en son ve kalıcı mertebe olarak tanımlar. Ayette bu kelimenin "dâr" (yurt) ile tamlama oluşturması, müminlerin dünyadaki sabırlarının onları ulaştırdığı "nihai ve hayırlı sonuç" manasını pekiştirir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "neden-sonuç" ahlakı içinde görür; yapılan her salih amelin ontolojik bir "akıbeti" (ukbâ) olduğunu belirtir.
Ed-Dâr (الدَّارِ)
İbn Fâris, (d-v-r) kökünün dönmek, dolaşmak ve bir yerde karar kılıp orayı vatan edinmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dâr" kelimesinin insanların içinde toplandığı, barındığı ve huzur bulduğu yerleşik mekan (yurt) anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki "ukbed-dâr" tamlamasında dâr, sadece fiziksel bir binayı değil, ahiretteki "ebedi ve asıl vatanı" (cenneti) temsil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (Aramice "dârâ") yerleşim birimi ve ikametgah anlamlarıyla olan kökensel bağını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada dünya yurdunun (dâru'd-dünyâ) zıddı olarak "karar kılınan gerçek vurdu" nitelediğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla