Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ra'd Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ra'd Sûresi, 23. Ayet

    جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Cennâtu ‘adnin yedḣulûnehâ vemen saleha min âbâ-ihim veezvâcihim veżurriyyâtihim(s) velmelâ-iketu yedḣulûne ‘aleyhim min kulli bâb(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O güzel son, babalarından, eşlerinden ve çocuklarından layık olanlarla birlikte girecekleri adn cennetleridir; melekler de her kapıdan onların yanına girerler.

      O güzel son, girecekleri adn cennetleridir. Müfessirler şöyle dediler: Adn, cennetin merkezidir, yani cennetin ortasıdır. Bazıları da şöyle dedi: Adn, ikamet demektir, yani ikamet ettikleri cennetler anlamına gelir. "'Adene" (عَدَنَ) kelimesinin, ikamet etti manasına geldiği söylenmiştir.

      Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından layık olanlarla birlikte. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Cenab-ı Hak neden onların babalarını, eşlerini ve çocuklarını özellikle belirtti? Üstelik, "Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getirirler" müjdesine, "Onlar Allah'ın, korunmasını emrettiği bağı korurlar" mealindeki ayete ve "Onlar Rab'lerinin rızasını elde etmek için sabrederler" mealindeki ilahi buyruğa dahil oldukları halde, özellikle onları belirtmenin anlamı nedir? Bu soruya iki ihtimalle cevap verilebilir. Birincisi, onlar müslüman olmuşlar ve göçüp gitmişlerdi, yani müslüman oldukları hal üzere ölmüşler, belirtilen iyilikler ve güzelliklerden hiçbirini yapmamışlardı. Cenab-ı Hak bunların da cennete gireceklerini ve o kişilere katılacaklarını haber vermektedir. İkincisi, bunlar, onların derecesine ulaşamadılar, fakat Cenab-ı Hak bunları da onların derecesine ulaştıracağını ve onlara katacağını haber vermektedir. Nitekim bir ayette şöyle buyurmaktadır: "iman eden, soylarından gelenlerin de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu nesillerini katacağız". Cenab-ı Hak onları dünyada olduğu gibi ahirette de birbirleriyle buluşturacaktır. Herkes kendi yakınını, ahirette yanına alacaktır. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından layık olanlarla birlikte mealindeki cümle, kendisi layık değil ise, yakını dahi olsa başkasının layık olmasının ona fayda getirmeyeceğine işaret etmektedir. Çünkü Cenab-ı Hak ayette ...layık olanlarla birlikte buyurmaktadır. Bu ilke, Allah'ın Hz. Nuh'a söylediği sözde de görülmektedir: "O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir". Bu ayet de göstermektedir ki, birinin babasının veya yakınının iyi olması, ahirette ona bir fayda getirmeyecektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Melekler de her kapıdan onların yanına girerler. Muhtemeldir ki, onların bulundukları yerlerin ve makamlarının kapıları olacak ve her bir kapıdan içeriye melekler girecekler. İkincisi, muhtemelen onların yanına giren her melek, her birinin ameline ve yaptığı hayırlara göre farklı bir hediye ile gelecektir. Her kapıdan, yani her çeşit hediyeden demektir. Bu cümle iki şekilde yorumlanır. Biri, melekler cennet ehlinin hizmetçisi olacaklar, bu anlam insanların meleklerden daha faziletli olduğu anlamına gelmektedir. Diğeri de, melekler hayır ehlini sevdikleri ve insanlar da dünyada iken hayır yaptıkları için meleklerle arkadaşlık hakkını kazanacaklar, Cenab-ı Hak onları ahirette birbirlerine dost ve arkadaş yapacaktır. Bunun en doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cennâtu (جَنَّاتُ) İbn Fâris, kelimenin kökünün (c-n-n) temel anlamının "örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak" olduğunu belirtir. Bahçeye, sık ağaçları ve bitki örtüsüyle yerin yüzeyini örttüğü için bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cennet" teriminin Kur'an'da hem dünyadaki gölgelik ve verimli bahçeleri hem de ahirette müminlere vaat edilen ebedi mutluluk yurdunu karşıladığını söyler. Buradaki çoğul kullanımın (cennât), bu yurdun genişliğine, tabakalarına ve içindeki nimetlerin çeşitliliğine işaret ettiğini analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice (gannatâ) ve Süryanice formlarıyla olan tarihsel bağlarına dikkat çekerek, monoteist gelenekteki "kutsal bahçe" tasavvurunun bu kelime üzerinden Arapçaya taşındığını savunur. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "eskatolojik peyzaj"ının merkezine yerleştirir; ona göre cennet, insanın dünyadaki salih amellerinin ontolojik bir meyvesi ve Allah'ın mutlak rahmetinin somutlaşmış halidir.

        Adnin (عَدْنٍ) İbn Fâris, (a-d-n) kökünün bir yerde ikamet etmek, yerleşmek ve orayı vatan edinip ayrılmamak anlamına geldiğini belirtir. Maden ocağına da "ma'den" denilmesinin sebebinin, cevherin orada sabit kalması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "adn" kelimesinin "ebedi ikamet" manasını taşıdığını, bu sebeple cennetin bu isimle nitelendirilmesinin, oradaki hayatın sonu olmayan, kesintisiz bir yerleşiklik ifade etmesinden kaynaklandığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Eden" (haz, keyif) kelimesiyle fonetik benzerliği olsa da, Kur'an'ın bu terimi Arapça "ikamet" kökü üzerinden "ebediyet" vurgusuyla teknikleştirdiğini analiz eder. Theodor Nöldeke, kelimenin kökenindeki "yerleşik hayat" vurgusunun, göçebe Arap kültürü için "nihai huzur ve istikrar" anlamında çok güçlü bir karşılığı olduğunu belirtir.

        Yedhulûnehâ (يَدْخُلُونَهَا) İbn Fâris, (d-h-l) kökünün bir şeyin içine girmek ve dahil olmak anlamına geldiğini, "hurûc" (çıkmak) kelimesinin tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin bu ayette müminlerin cennete sadece girmelerini değil, oranın bir parçası olmalarını ve ilahi koruma altına girmelerini temsil ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin geniş zaman (muzari) kipiyle gelmesinin, bu girişin kesinliğini ve eylemin kalıcılığını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "hak ediş" ve "kabul" sürecini nitelediğini, imtihan sahasından ödül sahasına geçişin fiili başlangıcı olduğunu belirtir.

        Salaha (صَلَحَ) İbn Fâris, (s-l-h) kökünün fesadın (bozulmanın) zıddı olduğunu, bir şeyin tam, düzgün, uygun ve faydalı olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salâh" kavramını hem bireysel ahlakın düzgünlüğü hem de yapılan işlerin ilahi rızaya ve varlık nizamına uygunluğu (salih amel) olarak tanımlar. Ayette bu kelimenin sadece ana gruptakiler için değil, onların ataları, eşleri ve nesilleri için de zikredilmesi, cennete girişin kan bağıyla değil, "ahlaki liyakat" ve "inanç uygunluğu" ile gerçekleştiğini gösterir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın etik sistemindeki "başarı" (felaah) kavramıyla ilişkili görür; ona göre salâh, insanın fıtratındaki bozulmayı tamir ederek ilahi davete uygun hale gelmesidir.

        Âbâihim (آبَائِهِمْ) İbn Fâris, (e-b-v) kökünün bir şeyin kaynağı, dayanağı, onu besleyen ve büyüten aslı anlamına geldiğini belirtir. Babaya "eb" denmesinin sebebi, çocuğun varlık vesilesi ve koruyucusu olmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, "âbâ" (babalar/atalar) kelimesinin burada geniş anlamda kullanıldığını, kişinin köklerini ve üst soylarını kapsadığını ifade eder. Ayetteki bağlamıyla, cennetteki aile bütünlüğünün, köklerle olan o manevi ve hukuki bağın devamlılığına işaret ettiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın "atalar" kavramını cahiliye dönemindeki kabilevi övünç kaynağından çıkarıp, "iman birliği" ekseninde yeniden kurguladığını ve ahiret mutluluğunun bu manevi sürekliliği kapsadığını belirtir.

        Ezvâcihim (أَزْوَاجِهِمْ) İbn Fâris, (z-v-c) kökünün bir bütünün parçası olan, diğerine benzeyen veya onunla birleşen her bir unsuru ifade ettiğini belirtir. Tekliğin zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kelimesinin burada eşleri temsil ettiğini, bu birliğin sadece dünyevi bir birliktelik değil, ahirette de devam eden ontolojik ve kalbi bir bütünlük olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, "zevc" kavramını Kur'an'ın "çiftler yasası" içinde inceler; ona göre cennette eşlerin birlikte zikredilmesi, insanın yaratılışındaki sosyal ve duygusal ihtiyacın en yüksek düzeyde karşılanmasını simgeler.

        Zurriyyâtihim (ذُرِّيَّاتِهِمْ) İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında iki görüşe yer verir: İlki "z-r-r" (dağıtmak/zerrat), ikincisi "z-r-e" (yaratmak/ekmek) köküdür. Her iki durumda da kelimenin insanın soyunu, neslini ve kendisinden türeyen çocuklarını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zürriyet" kelimesinin küçük çocuklardan başlayarak tüm gelecek nesilleri kapsadığını, ayette bu kelimenin geçmesinin ise "ailenin ebedi sürekliliği" müjdesini tamamladığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul gelmesinin (zürriyyât), nesiller boyu devam eden bir iman zincirinin cennette buluşacağını müjdelediğini analiz eder.

        El-Melâiketü (الْمَلَائِكَةُ) İbn Fâris, kökün (l-e-k) "eluke" (mesaj) kelimesinden geldiğini, meleklere ilahi emirleri ve haberleri ulaştıran elçiler oldukları için bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, meleklerin nurani varlıklar olarak insanın duyu dışı alemdeki yoldaşları ve hizmetçileri olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçe ve İbranice (mal'ak) kökenleriyle olan tarihsel bağlarına dikkat çekerken, Kur'an'ın bu terimi mutlak itaatkar görevliler olarak sabitlediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, meleklerin cennetteki fonksiyonunu, Tanrı'nın misafirperverliğini ve selamını taşıyan "ilahi teşrifatçılar" olarak analiz eder.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ) İbn Fâris, (a-l-v) kökünden türeyen bu edatın üstünlük, kuşatıcılık ve yönelme bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, meleklerin müminlerin yanına girmesinin (duhûl) onlara yönelik bir saygı ve ikram (teşrif) amacı taşıdığını, "aleyhim" ifadesinin bu ziyaretin merkezinde müminlerin izzetinin bulunduğunu gösterdiğini ifade eder.

        Bâb (بَابٍ) İbn Fâris, (b-v-b) kökünün bir şeye girmek için açılan yer, vasıta ve giriş kapısı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bâb" kelimesinin hem fiziksel geçiş noktasını hem de bir sonuca ulaştıran yolu temsil ettiğini söyler. Ayette "min kulli bâb" (her kapıdan) denilmesi, cennetin açıklığını, meleklerin yoğun ilgisini ve müminlere her yönden gelecek olan huzur ve selamın kuşatıcılığını sembolize eder. Angelika Neuwirth, "kapı" imgesini cennetin mimari bir düzene sahip olduğunu gösteren bir metafor olarak analiz eder; her kapıdan meleklerin girmesi, o mekanın tam bir güvenlik ve esenlik alanı olduğunun ilanıdır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin cennet hayatındaki dinamizmi ve sosyal etkileşimi, hiçbir engelin ve kısıtlamanın olmadığı bir özgürlük ortamını temsil ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X