Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ra'd Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ra'd Sûresi, 20. Ayet

    اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżîne yûfûne bi’ahdi(A)llâhi velâ yenkudûne-lmîśâk(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getirirler, yeminlerini asla bozmazlar.

      Sonra Cenab-ı Hak onların kim olduklarını açıklıyor: Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getirirler. Allah'a verdikleri sözden maksat, muhtemelen yaratılış sırasındaki sözleridir. Onlar, yaratılış esnasında Allah'a verilen sözde duruyorlar. Çünkü herkesin hilkatinde Allah'ın vahdaniyetine dair delil ve uluhiyetinin şahidi vardır; işte onlar o sözde duruyorlar. Allah'a verdikleri sözden maksadın, peygamberlerin dilleriyle ifade edilen misak (peygamberlerden alınan söz) olması da muhtemeldir. Bu konuya daha önce temas etmiştik. Bu husus başka ayetlerde de belirtilmektedir: ''.Allah peygamberlerden söz almıştı". "Allah, kendilerine kitap verilenlerden sağlam söz almıştı". Onlar yeminlerini asla bozmazlar. "Ahd" ve "mîsak" kelimeleri aynı manaya gelir. Ahd, mîsak diye isimlendirilmiştir, çünkü insan ona sağlam bir şekilde yapışıyor ve o kendisini başka şeyle uğraşmaktan alıkoyuyor. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ellezîne (الَّذِينَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin temelinde belirli bir varlığı veya grubu diğerlerinden ayırarak işaret etme (tayin) fonksiyonunun bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ellezîne" sözcüğünün bir ilgi zamiri (ism-i mevsûl) olduğunu, kendisinden sonra gelen sıfat ve eylemleri bir topluluğa bağlayarak onları tanımladığını ifade eder. Ayetteki bağlamıyla, önceki ayette zikredilen "ulü'l-elbâb" (öz akıl sahipleri) topluluğunun temel ahlaki ve ontolojik karakterlerini sıralamaya başlayan bir köprü vazifesi gördüğünü analiz eder.

        Yûfûne (يُوفُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün (v-f-y) tamamlamak, bir şeyi eksiksiz yerine getirmek ve bir şeyi tastamam ifa etmek anlamına geldiğini belirtir. Noksanlığın zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "vefâ" eylemini, verilen sözün ve üstlenilen sorumluluğun gereklerini hiçbir eksik bırakmadan, tam bir sadakatle gerçekleştirmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın "sözleşme ahlakı" (contractual ethics) içinde merkezi bir yere koyar. Ona göre "yûfûne", sadece teknik bir eylem değil, Tanrı ile insan arasındaki o büyük ahde (covenant) verilen sadıkane bir cevaptır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "karakter sürekliliği"ni ifade ettiğini, müminin sözü ile özü arasındaki tutarlılığın en somut göstergesi olduğunu analiz eder.

        Bi-Ahdi (بِعَهْدِ)

        İbn Fâris, (a-h-d) kökünün bir şeyi korumak, kollamak, bir söz üzerinde titizlikle durmak ve bir emaneti gözetmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahd" kavramını hem insanın kendi kendine verdiği sözü hem de Allah'ın insana yüklediği sorumlulukları kapsayan sarsılmaz bir bağ olarak tanımlar. Bu bağın korunmasının bir zorunluluk olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "edût") tanıklık ve antlaşma anlamlarıyla olan kökensel ilişkisine değinir. Toshihiko Izutsu, ahdi Allah ile insan arasındaki "varoluşsal sözleşme" olarak görür. Ona göre bu, insanın yaratılışından gelen ilahi tanıklığın dünyadaki yansımasıdır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin bir "sadakat yemini" düzeyinde olduğunu, insanın yaratıcısına karşı duyduğu temel ahlaki borcu temsil ettiğini analiz eder.

        Allâhi (اللَّهِ)

        İbn Fâris, kökünün (e-l-h) ibadet edilen, yönelinen ve her şeyin kendisine sığındığı mutlak varlık olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça'daki tarihsel gelişimini incelerken, onun tek tanrı inancını ifade eden "el-İlah" formundan kristalleştiğini ve diğer Sami dilleriyle (Süryanice "Alaha") olan semantik paralelliğini not eder. Toshihiko Izutsu, Allah isminin Kur'an'da her türlü ahlaki ve hukuki sözleşmenin (ahd) nihai garantörü ve muhatabı olduğunu analiz eder. Burada ahdin Allah'a nispet edilmesi, sorumluluğun kutsal ve dokunulmaz mahiyetini vurgular.

        Yenkudûne (يَنْقُضُونَ)

        İbn Fâris, (n-k-d) kökünün bir yapıyı, bir örgüyü veya bir bağı (ip gibi) çözmek, dağıtmak ve bozmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nakz" eylemini özellikle sağlam bir şekilde bağlanmış, düğümlenmiş (mîsâk) bir sözleşmeyi haksız yere bozmak ve iptal etmek olarak tanımlar. Bu eylemin sadece bir "terk" değil, bilerek yapılan bir "yıkım" olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "vefâ" kavramının tam zıddı olan bir "ontolojik kopuş" olarak görür. Ona göre bu, insanın ilahi nizamla olan bağını kendi eliyle parçalamasıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada yapılan bir anlaşmanın ahlaki yükümlülüğünden kaçmak için gösterilen yıkıcı iradeyi temsil ettiğini analiz eder.

        El-Mîsâka (الْمِيثَاقَ)

        İbn Fâris, (v-s-k) kökünün sağlamlık, güven, bağ ve bir şeyi sıkıca tutmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mîsâk" kelimesinin bir sözün üzerine yemin edilerek veya karşılıklı güvene dayalı olarak güçlendirilmiş, sarsılmaz hale getirilmiş hali olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki "bağlamak" köküyle olan ilişkisini inceler ve onun Kur'an'da hukuki ve dini bir kesinliği ifade eden teknik bir terime dönüştüğünü belirtir. Angelika Neuwirth, mîsâkı Kur'an'ın "antlaşma teolojisi"nin temel taşı olarak görür. Bu, Tanrı'nın otoritesinin insan tarafından resmen tanındığı en güçlü bağdır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin "ahd" kelimesinden daha vurgulu bir sadakat düzeyini, yani hiçbir şekilde bozulmaması gereken kutsal bağı temsil ettiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X