Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ra'd Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ra'd Sûresi, 5. Ayet

    وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in ta’ceb fe’acebun kavluhum e-iżâ kunnâ turâben e-innâ lefî ḣalkin cedîd(in)(k) ulâ-ike-lleżîne keferû birabbihim(s) veulâ-ike-l-aġlâlu fî a’nâkihim(s) veulâ-ike ashâbu-nnâr(i)(s) hum fîhâ ḣâlidûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer şaşacağın bir şey varsa o da onların, Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacakmışız? demeleridir. Onlar, Rab'lerini inkar edenlerdir; onlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır; onlar cehennemliklerdir; orada ebedi kalacaklardır!

      Eğer şaşacağın bir şey varsa o da onların şu sözleridir. Hasan-ı Basri dedi ki: Ya Muhammed! Eğer onların senin peygamberliğini yalanlamalarına şaşırıyorsan, asıl onların şu sözleri şaşılacak şeydir: Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacakmışız? Bazıları şöyle dedi: Ey Muhammed! Saffât suresinde "Doğrusu sen hayranlık duydun, onlarsa alay etmektedirler" buyurulduğu gibi, eğer sana vahyettiğimiz Kur'an'dan şaşkınlık duyuyorsan, onların sözlerinden de şaşırmalısın! Yani Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Asıl onların ölümden sonra dirilmeyi inkar için söyledikleri şu sözleri sende şaşkınlık meydana getirmelidir: Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacakmışız? sözleri sende şaşkınlık meydana getirmelidir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu ayetin aslı şudur: Eğer onların, senin peygamberliğini yalanlamalarına ve seni peygamber saymamalarına şaşırıyorsan, daha önce Allah'ın insanları ölümden sonra diriltme gücüne sahip olduğunu inkar etmelerine şaşırmalısın! Çünkü asıl şaşılacak şey, onların görüp müşahede ettikleri Allanın kudretini ve ölümden sonraki hayatla ilgili ayetlerini yalanlamalarıdır; öyle ki eğer onlar düşünüp tefekkür etseler ve inat etmeselerdi Cenab-ı Hakk'ın bütün bunlara kadir olduğunu anlarlardı. Onların Yüce Allahı acizlikle ve ölümden sonra insanları tekrar diriltmeye kadir olmamakla tavsif etmeleri, senin risaletini yalanlamalarından daha çok hayret edilir. Senin peygamberliğini kabul etmeyi ve seni tasdik etmeyi gerektiren bir delil senin tarafından henüz onlara gösterilmedi, fakat Allahın ölüleri diriltmeye muktedir olduğunu ve hatta ondan da fazlasını yapmaya kadir olduğunu anlamalarına yetecek pek çok delil Allah tarafından onlara gösterildi. En doğrusunu Allah bilir ya, onun aslı şudur: Senin tarafından onlara hidayetin hakikati, nimetler, ayetler ve deliller verilmemiş, sadece açıklama ve çağrı yapılmışken, eğer onların senin peygamberliğini inkar etmelerine ve seni yalanlamalarına şaşırıyorsan, asıl onların ölüleri diriltmeye Allahın kadir olduğunu inkar etmelerine ve her şeyin hakikatinin Allah'a ait olduğunu anladıktan sonra da her türlü noksanlıktan münezzeh olan Cenab-ı Hak hakkında söylemiş oldukları sözlerine şaşırmalısın! En doğrusunu Allah bilir.

      Onlar, Rab'lerini inkar edenlerdir. Burada onların ahireti inkar etmiş olmaları, Allah'ı inkar gibi sayılmaktadır. Çünkü onlar, Allah ölüleri diriltemez diyerek Cenab-ı Hakk'ı aciz gördüler; Rabb'ini aciz gören de, gerçek Rabb'i ve gerçek ilahı tanımamış demektir.

      Onlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Bazıları şöyle dedi: Küfür onların boyunlarında demir halkalara dönüşecek, çünkü insandan peygamber gönderilmesini inkar etmişler, putları mabut olarak kabul etmişler, onlara boyun eğmiş ve onlara tapmışlardı; işte boyunlarındaki demir halkalar bunlardır. Bazıları da şöyle söyledi: Onlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır cümlesi, ahirette boyunlarında demir halkalar olacaktır anlamına gelir, nitekim Cenab-ı Hak "Onu yakalayıp bağlayın" buyuruyor. Onlar cehennemliklerdir; orada ebedi kalacaklardır!​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ta'ceb / Acebun (تَعْجَبْ / عَجَبٌ)

        İbn Fâris, bu kelimenin (a-c-b) kök anlamının alışılmışın dışına çıkan, alışılagelmiş sınırları aşan ve şaşkınlık uyandıran bir durumu ifade ettiğini belirtir. Bir şeyin emsallerinden farklı olması ve hayret uyandırması bu kökle tanımlanır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin sebebinin gizli kalması sonucu insanda uyanan hayret duygusuna "aceb" denildiğini ifade eder. Bu ayetteki kullanımıyla, Hz. Peygamber’in kâfirlerin inkârındaki ısrara şaşırması ile kâfirlerin yeniden diriliş gerçeğine şaşırması arasındaki zıtlığa dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "psikolojik-epistemolojik" terimleri arasında değerlendirir. Ona göre bu şaşkınlık, iki farklı dünya görüşünün (tevhid ve şirk) birbiriyle karşılaştığı noktadaki kopukluğu temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu ifadenin bir hitap stratejisi olduğunu, asıl şaşılacak olanın Allah'ın yaratma kudretini görüp de yeniden dirilişi imkânsız görmelerindeki mantık dışılık olduğunu analiz eder.

        Kavluhum (قَوْلُهُمْ)

        İbn Fâris, (k-v-l) kökünün her türlü söz, telaffuz edilen ifade ve zihindeki görüşün dile dökülmesi anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslı, bir şeyi bir yerden bir yere aktarmak ve hareket ettirmekle ilişkilidir; zira söz de zihindekini dışarıya aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin sadece ses çıkarmak değil, bir anlamı ve inancı ifade eden bilinçli bir beyan olduğunu vurgular. Ayette bu kelimenin, inkârcıların yeniden diriliş hakkındaki kesin ve iddialı görüşlerini (kanaatlerini) yansıttığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'daki "kavl" kullanımlarının genellikle bir iddiayı veya bir inanç sisteminin yansımasını temsil ettiğini, buradaki "sözlerinin" basit bir cümleden ziyade onların tüm varlık tasavvurunu özetlediğini analiz eder.

        Türâben (تُرَابًا)

        İbn Fâris, (t-r-b) kökünün toprak, yeryüzünün yüzeyi ve bir şeyin aslına, tozuna dönmesi anlamlarına geldiğini ifade eder. İnsanın yaratılış maddesi olması hasebiyle acziyeti ve tevazuu da simgelediğini ekler. Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami dillerindeki yaygınlığına (Akadca: "turbu", İbranice: "tarbi") dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kelimeyi insanın ontolojik sonunu ve çürümesini ifade eden merkezi bir terim olarak kullandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ayette "yok oluşun ve değersizleşmenin" nihai noktası olarak zikredildiğini, inkârcıların maddeci bakış açısıyla toprak olan bir şeyin tekrar canlanmasını akıl dışı bulmalarını sembolize ettiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, toprağın Kur'an semantiğinde hem hayatın başlangıcı (balçık) hem de sonu (kabir) olarak çift yönlü bir işlevi olduğunu, inkârcıların ise burada sadece "son" ve "çürümüşlük" yönüne takıldıklarını ifade eder.

        Halkın (خَلْقٍ)

        İbn Fâris, (h-l-k) kökünün bir şeyi ölçmek, biçmek, bir örneğe göre düzeltmek ve pürüzsüz hale getirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Temelinde "takdir" (ölçülendirme) vardır. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin iki tür yaratmayı ifade ettiğini söyler: Birincisi yoktan var etmek (ibda), ikincisi ise var olan bir maddeden yeni bir şey ortaya çıkarmaktır. Ayetteki "halkın cedîd" ifadesinde, mevcut olanın (toprağın) yeni bir varoluş formuna dönüştürülmesine vurgu yapıldığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, "halk" kavramını Tanrı'nın "Hâlık" sıfatının bir tezahürü olarak inceler ve bunun Kur'an'da statik bir olay değil, her an devam edebilecek bir "yaratma gücü" olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada bir "inşa" ve "organizasyon" anlamı taşıdığını, biyolojik bir dağılmadan sonra yeniden bir araya getirilme sürecini tanımladığını ifade eder.

        Cedîd (جَدِيدٍ)

        İbn Fâris, (c-d-d) kökünün kesmek, bir şeyi diğerinden ayırmak ve azametli/büyük olmak anlamlarını taşıdığını belirtir. "Yeni" olan şeye, eskisinden koptuğu ve taze olduğu için bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyin yıprandıktan sonra eski halinden tamamen farklı ve taze bir biçimde ortaya çıkmasını anlattığını ifade eder. Ayetteki bağlamda bu, sadece bir "tekrar" değil, nitelik olarak yeni ve kalıcı bir varoluş başlangıcını temsil eder. Angelika Neuwirth, bu terimin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret ile ilgili) dilinde, dünya hayatının döngüselliğinin dışına çıkan, doğrusal ve nihai bir "yeni başlangıç" paradigmasını kurduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada inkârcıların "eskimiş ve dağılmış" toprak formuna karşılık, Tanrı'nın "taptaze ve diri" bir varlık formu yaratma yeteneğini vurguladığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X