Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ra'd Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ra'd Sûresi, 4. Ayet

    وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vefî-l-ardi kita’un mutecâvirâtun vecennâtun min a’nâbin vezer’un veneḣîlun sinvânun veġayru sinvânin yuskâ bimâ-in vâhidin venufaddilu ba’dahâ ‘alâ ba’din fî-l-ukul(i)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin ya’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yeryüzünde birbirine komşu parçalar, üzüm bağları, ekinler; sürgünlü-çatallı ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır; hepsi bir tek su ile sulanır. Böyle iken üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan insanlar için ibretler vardır.

      Yeryüzünde birbirine komşu parçalar, üzüm bağları vardır. Bu cümledeki komşu parçalar anlamına gelen "kıta' mütecâvirât" (قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ) ifadesi şunu gösterir: Komşuluktan, ancak yeryüzünün parçalar halinde olmasıyla söz edilebilir. Yeryüzünün tek bir parça halinde olması durumunda komşuluktan bahsedilmez. Bu gerçek, ancak bir ortaklık halinde komşuluktan bahsedilir, ortak sınırın bulunması halinde şuf'a hakkı doğar, başkalarında ise böyle bir hak yoktur, diyenlerin görüşlerini reddetmektedir. Bize göre ise doğru olan, Cenab-ı Hakk'ın söylediğidir: Yeryüzü birbirine bitişik parçalar halinde olursa ancak komşuluk olur.

      Birbirine komşu parçalar, üzüm bağları vardır. Bu ayetteki komşu parçalar mealindeki ifade, ziraate elverişli olan açık araziler anlamına gelir. Üzüm bağları anlamındaki ifade de yine birbirine komşu bağlar demektir. Bağlar anlamındaki "cennât" (جَنَّاتٌ) kelimesi de, ağaçlarla çevrelenmiş ve içinde çeşitli renkte meyveler bulunan bostanlar manasına gelir. Ekinler, sürgünlü-çatallı ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır; "sınvân" (صِنْوَانٌ) kelimesi, bir kökten çıkan iki hurma ağacı manasına, "gayru sınvân" (غَيْرُ صِنْوَانٍ) da dağılmış hurma manasına gelir. Şöyle de denildi: Sınvân, kökü bir olan, fakat sonra dallanıp budaklanan hurma, "gayru sınvân" (غَيْرُ صِنْوَانٍ) tek gövdeli hurma demektir. Şöyle de söylenmiştir: "Sınvân": yerden çıktıktan sonra dallanan ve kolları çıkan hurmadır; bundan dolayı amcaya 'babanın sınvanı' denir. Hepsi bir tek su ile sulanır; yani yukarıda belirttiği ekin, hurma ve meyvelerle bostanlar tek bir su ile sulanır. Böyle iken üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak bunları şunun için söylemektedir: Bütün yeryüzünün cevheri ve özü aynıdır, hepsi aynı su ile sulanmaktadır. Sonra oradan rengi, tadı, kokusu, lezzeti ve görüntüsü farklı ürünler çıkar; bu durum, onların kendiliğinden yetişmediği, sebeplerle oluşmadığı, aksine tek olan, müdebbir olan, Âlim ve Hakîm olan yüce Allahın lütfu ile meydana geldiği bilinsin diyedir. Çünkü onlar eğer kendiliğinden veya tabiatları gereği yahut sebepler sayesinde yetişmiş olsalardı, hepsinin kokusu, lezzeti, rengi ve tadı aynı olurdu. Söylediğimiz gibi onlar aynı renk, aynı tat ve aynı görüntüde olmayınca, tek olan, Âlim ve lütufkar olan düzenleyici bir yöneticinin idaresi sayesinde yetiştiğine işaret eder.

      Üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. Denildi ki: Bu üstünlükten maksat ağırlıklarıdır, yani bazısının ağırlığı diğerinden fazladır, bazısı kolayca taşınır, bazısı taşınamaz. Fakat söylediğimiz şekilde onların koku, lezzet, tat, renk ve görüntü itibariyle bazısı diğerinden daha üstündür. Hepsinin aslı olan toprak ise tektir, birbirine bağlı ve komşudurlar. Onları sulayan su da tektir. Sonra ürünler, meyveler, ekinler ve üzümler farklı farklı çıkmaktadır; bütün bunlar, yeryüzünde suyun var ettiği ürünler, bir takım sebeplerin ve tabiatın yarattığı ürünler olmadığı; aksine bütün bunların Allah'ın lütfu olduğu bilinsin diyedir. Çünkü bu ürünler eğer toprağın, suyun, sebeplerin ve tabiatın eseri olsaydı, hepsinin aynı şekil ve konumda olması gerekirdi.

      İşte bunlarda ibretler vardır. Söylediğimiz gibi Allahın birliğine, düzenleme ve idaresine, ilmine ve hikmetine delalet eden ibretler vardır. Akıllarını kullanan insanlar için; yani tabiatı inatçılık ve kibir olan insanlar için değil, himmet ve gayret sahibi, ibretler konusunda aklını kullanan, anlamaya çalışan, düşünüp tefekkür eden insanlar için ... Yahut akıllarından ve bilgilerinden yararlanan insanlar için ...

      Hasan-ı Basri şöyle dedi: Bu temsili bir ifadedir, Cenab-ı Hak onu ademoğullarının zihinlerine yönelik bir temsil getirmiştir. Yeryüzü aslında bütün bir çamur halinde idi, Rahman onu düzeltti, sonra yaydı, toprak oldu ve birbirine komşu parçalar haline geldi. Üzerine gökten su indi ve toprak hemen çiçeklerini, meyvelerini ve ağaçlarını çıkarmaya başladı. Toprak bitkilerini yetiştiriyor, ölümden sonra tekrar canlanıyor. Sonra toprak içini boşaltıp tuzunu ve içindeki kötü şeyleri dışarı çıkarıyor; bu iki şey de aynı su ile sulanmaktadır. Eğer su tuzlu olsaydı, yeryüzü o sudan tuzlandı denilirdi. Aynı şekilde insanlar da Adem aleyhisselamdan yaratıldılar, onlara da gökten aynı öğüt geliyor; bazılarının kalbi yumuşuyor, huşu ve teslimiyet gösteriyor, bazı kalpler ise katıdır, gafil davranıyor, zevk ve eğlenceye dalıyor ve katılaşıyor. Sonra Hasan-ı Basri şöyle dedi: Vallahi Kur'an okumak için oturan herkes, mutlaka ya bir ziyade ile veya bir noksanlıkla kalkar. Sonra şu ayeti okudu: "Biz Kur'an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki, o müminler için bir şifa, bir rahmettir; zalimlerin ise sadece kaybını arttırır."​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kıtaun (قِطَعٌ)

        İbn Fâris, kelimenin (k-t-a) kök anlamının bir bütünü parçalara ayırmak, kesmek ve birbirinden koparmak olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamında, yeryüzünün tek bir kütle olmasına rağmen farklı özelliklere, verimlilik oranlarına ve kimyasal yapılara sahip "toprak parçaları/bölgeler" şeklinde birbirinden ayrışmasını ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin mekânsal bir bölünmeyi temsil ettiğini, birbirine bitişik olmasına rağmen her bir parçanın kendine has bir tabiatı (mizaç) olduğunu, bunun da ilahi bir düzenleme neticesinde gerçekleştiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kıtalar" ifadesinin jeolojik ve pedolojik (toprak bilimi) farklılıklara işaret ettiğini, yan yana duran toprakların farklı mahsuller vermesinin yaratılıştaki çeşitlilik yasasına dayandığını belirtir.

        Mütecaiviraatün (مُتَجَاوِرَاتٌ)

        İbn Fâris, (c-v-r) kökünün bir şeye yakın olmak, sınırdaş olmak ve sığınmak anlamlarına geldiğini belirtir. Komşuluk ilişkisindeki yakınlık bu kökle ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ayette yan yana, birbirine bitişik ve sınır komşusu olan toprak parçalarını tanımladığını ifade eder. Aralarında fiziksel bir engel olmamasına rağmen özelliklerinin karışmamasını, kelimenin barındırdığı "yan yana olma" vurgusuyla açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kavramın coğrafi bir yakınlığı ifade ettiğini, ancak bu yakınlığın aynı sonuçları doğurmadığını (farklı verimler), dolayısıyla doğadaki bu "yan yanalık içinde farklılık" durumunun bir ayet olarak sunulduğunu analiz eder.

        Cennatün (جَنَّاتٌ)

        İbn Fâris, (c-n-n) kökünün temel anlamının "örtmek ve gizlemek" olduğunu belirtir. Bahçeye, sık ağaçları sebebiyle yerin yüzeyini örttüğü için bu isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an'daki kullanımının genellikle meyve ağaçlarıyla dolu, gölgelik ve huzur veren yerleri kastettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, dini bir terim olarak "bahçe/cennet" anlamında kullanılmasında Aramice (gannatā) ve Süryanice formların etkisinin bulunduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi dünya hayatındaki somut bağ ve bahçeleri tanımlamak için de asıl anlamıyla kullandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "cennet" kelimesinin çöl kültüründe "vaha" ve "hayat kaynağı" olarak taşıdığı semantik değeri inceleyerek, burada zikredilen bahçelerin insanın temel rızık kaynaklarını ve estetik hayretini temsil ettiğini analiz eder.

        Sınvanün (صِنْوَانٌ)

        İbn Fâris, (s-n-v) kökünün iki şeyin aynı asıldan, aynı kökten çıkması anlamına geldiğini belirtir. İkiz kardeşler veya bir ağaç kökünden çıkan çatallı gövdeler için kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, bir kökten yükselen birden fazla ağaç gövdesini veya aynı özü paylaşan varlıkları tanımladığını ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, biyolojik olarak aynı kaynaktan beslenen bitkilerin bile birbirinden farklı meyveler veya kaliteler sunabileceğine dair bir farklılaşmaya işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin botanik bir gözlemi ifade ettiğini, aynı kökü (ana gövdeyi) paylaşan bitkilerin "sınvân", bağımsız köklere sahip olanların ise "gayru sınvân" olarak nitelendirildiğini ve bu yapısal benzerliğe rağmen tatlardaki farklılığın vurgulandığını belirtir.

        Üküli (الْأُكُلِ)

        İbn Fâris, (e-k-l) kökünün bir şeyi çiğnemek ve yutmak, yani yemek eylemi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ükül" kelimesinin meyvenin kendisinden ziyade, o meyveden alınan tadı, lezzeti ve yenilen kısmın kalitesini ifade ettiğini belirtir. Ayette meyvelerin birbirine üstün kılınması (nüfaddılu) eylemiyle birlikte zikredilmesinin, mahsullerin sadece görüntü olarak değil, besleyicilik ve lezzet açısından da derecelendirildiğini gösterdiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki bağlamında, tabiatın sunduğu rızıklardaki niteliksel hiyerarşiyi ve insanın damak tadına hitap eden çeşitliliği vurguladığını ifade eder.

        Ya'kılûn (يَعْقِلُونَ)

        İbn Fâris, (a-k-l) kökünün bir şeyi bağlamak, tutmak ve engellemek olduğunu (devenin kösteklenmesi gibi) belirtir. Akıl, insanı yanlış yollara sapmaktan ve hevasına uymaktan "alıkoyduğu" için bu ismi almıştır. Râgıb el-İsfahânî, aklın sadece bir bilgi depolama aracı değil, olaylar arasındaki bağları kuran ve hakikati yanlıştan ayıran bir meleke olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "akletme" eyleminin Kur'an'da statik bir zeka değil, dinamik bir "idrak etme" süreci olduğunu savunur. Ona göre ayette geçen bu ifade, doğadaki bunca farklılığı ve düzeni görüp de bunun arkasındaki tek bir iradeyi (Allah) kavrayamayanlara karşı bir kınama ve teşviktir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, akletmenin burada "tefekkür" ile tamamlanan bir aşama olduğunu, gözlemlenen fiziksel verilerin (toprak, su, meyve) metafizik bir sonuca (yaratıcı) bağlanması süreci olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X