Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ra'd Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ra'd Sûresi, 2. Ayet

    اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    (A)llâhu-lleżî rafe’a-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâ(s) śümme-stevâ ‘alâ-l’arş(i)(s) vesaḣḣara-şşemse velkamer(a)(s) kullun yecrî li-ecelin musemmâ(en)(c) yudebbiru-l-emra yufassilu-l-âyâti le’allekum bilikâ-i rabbikum tûkinûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükselten, sonra arşa istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır; her biri belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşleri Allah düzenliyor; ayetleri de açıklıyor ki Rabb'inize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.

      Gökleri direk olmaksızın yükselten Allah'tır. Buradaki yükseltti anlamına gelen "rafea" (رَفَعَ) kelimesi yüksek olarak yarattı manasına gelir, önce aşağıya konulmuştu da sonra yükseltti demek değildir, başlangıçta onu yüksek olarak yarattı demektir. Aynı şekilde "Yeryüzünü canlıların altına serdi", "Yeryüzünü enine boyuna uzattı" ve "Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi" mealindeki ayetler ve benzerleri de bu anlamdadır; yani aşağıya serilmiş olarak yarattı, enine boyuna uzatılmış olarak yarattı manasındadır, yüksekte idi de aşağıya indirdi, toplanmış idi de yaydı anlamında değildir, öyle yarattı demektir.

      Görebileceğiniz bir direk olmaksızın. Bazıları şöyle dedi: O direklidir, fakat siz onu görmüyorsunuz, yani siz onu direksiz olarak görüyorsunuz, ama direklidir. Bazıları da, ayette belirtildiği üzere o direksizdir, dedi. Ancak burada göğü görünmeyen bir direkle tutması sebebiyle ortaya çıkan ilginçliğin ve latifliğin direksiz olarak göğü tutmasındaki ilginçlik gibi olmasıdır. Çünkü dünyada geniş ve yüksek bir tavanın direksiz olarak havada durması görülen ve mümkün olan bir şey değildir. Yüksekte olan bir şey, ancak görülen bir direkle yüksekte durabilir. Buradaki latiflik, diğerindeki latiflik gibidir. Bu ayet, Cenab-ı Hakk'ın canlıları ölümden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğuna işaret etmektedir. Çünkü Allah bunu söyledikten sonra Rabb'inize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız diye buyurmaktadır. Yani geniş ve yüksek olan göğü direksiz olarak yüksekte tutmaya kadir olan, yeniden yaratmaya, öldükten sonra yaratıkları diriltmeye ve onlara tekrar can vermeye de kadirdir. Hatta geniş ve yüksek olan göğü direksiz yukarıda tutmak, bir canlıyı ölümden sonra tekrar yaratmaktan daha zordur. Çünkü dünyada hazan yok olan bir şeyi tekrar yapmaya kadir olan çıkabiliyor, fakat geniş ve yüksek bir tavanı direksiz havada tutmaya kadir olan biri yoktur. Bu bakımdan göğün direksiz tutulmasının ölümden sonra dirilmeye delil getirilmesi mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.

      İstivanın Anlamı

      Sonra arşa istiva etti. Çeşitli ayetlerde geçen 'Allah her şeyi işitir ve görür', "O, her şeyi hakkıyla bilmektedir" ve "Her işi yöneten Allah'tır" mealindeki ayetlerde geçen "semi'" (سَمِيع), "basîr" (بَصِير), "alîm" (عَلِيم) ve "müdebbir" (مُدَبِّر) kelimeleri, yaratılanlara nispet edildiğinde mekan manası anlaşılır ise de, "istivâ" (اسْتِوَاء) kelimesinden yaratılanlar için anlaşıldığı gibi mekana kurulup oturmak manasının anlaşılması caiz değildir. Sonra, dünyada 'falanca şu beldenin işini üzerine aldı' denildiğinde, yahut işine hakim oldu denildiğinde, bundan mekan manası anlaşılmaz, aksine bundan emrinin, otoritesinin ve iradesinin geçerli olduğu anlaşılır. Buna göre istiva kelimesi de Allah'a nispet edildiğinde mekan manasını anlamak caiz değildir. Daha önce de söylediğimiz gibi bunun asıl manası, "O'na benzer hiçbir şey yoktur" mealindeki ayetin ifade ettiğidir. O, hiçbir şeyde ve hiçbir konuda yaratılanlara benzemez. Dünyada bile yaratılanlar her açıdan birbirlerinin aynısı değildirler, ancak bazıları sadece bir yönden başkasına benziyor. Sonra hepsi aralarındaki o benzerlik cihetiyle birbirlerine benzemektedir. Öyleyse her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce olan Allah, kendisine benzer hiçbir şeyin olmadığını haber verdiğine göre, bu sözüyle benzerlik yönlerinin tamamını reddetmektedir; O, her açıdan yaratılanlardan farklıdır. Bu, daha önce zikredilen bir meseledir.

      Ayette geçen arş kelimesinin işaret ettiği anlama dair de ihtilaf edilmiştir. Bazıları ondan maksadın imtihana tabi tutulanlar olduğunu söyledi, alemde onların dışındaki varlıkları yaratma düzeni imtihana çekilenlerle tamam oldu. Çünkü bütün varlıkların yaratılmasının amacı bunlardır. Bazıları şöyle dedi: Arş, öldükten sonra dirilmeye işaret etmektedir, mahlukatın varlığını yönetmek onunla düzgün ve tam olur, o kadar ki şayet tekrar dirilmek olmasaydı onları varetmek abes ve yanlış olurdu. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?". Cenab-ı Hak onların huzuruna getirilmemelerini, boş yere yaratıldıklarının alameti saymıştır. Bazıları da arşa hükümranlık manasını vermiştir, zira hükümranlık arşla tamam olur. Ona kralın tahtı da denilmiştir.

      İşleri Allah düzenliyor. Yapılan işlerin, bir düzenleyicinin yönetimi ortaya çıktığı, her şeyin ilim ve hikmete uygun olarak düzenlendiğine, hiçbir şeyin ilim sahibi ve müdebbir bir yöneticinin düzenlemesi olmaksızın rastgele meydana gelmediğine dair bilgiler her akıllı insanda vardır.

      Allah ayetleri de açıklıyor. Bu cümle delilleri ve kanıtları açıklıyor anlamına gelebilir. Ayetleri açıklıyor anlamındaki cümle, muhtemelen Kur'an ayetlerini açıklıyor demektir, onları topluca değil, parça parça indirdi ki Rabb'inize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız. Söylediğimiz gibi Cenab-ı Hak ayetleri, yönetim ve düzenlemeyi ve gökleri direksiz yukarıda tutmayı, öldükten sonra dirilmeyi delillendirsin diye belirtmiştir.

      Rabb'inize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız. Yukarıda söylediğimiz gibi bu cümle, "Hepiniz dönüp O'nun huzurunda toplanacaksınız", insanların "dönüşleri" ve "huzuruna çıkacakları" yüce varlık Allah'tır mealindeki ayetlerle aynı anlama gelir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Allah (Allah - الله)

        İbn Fâris, bu ismin asıl kökünün "e-l-h" olduğunu, ibadet edilen ve her şeyin kendisine sığındığı, yöneldiği varlık manasına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça "el-İlah" formundan daraldığı görüşüne ek olarak, kelimenin Kuzey Arabistan'daki Aramice ve Süryanice (Alaha) formlarıyla olan tarihsel bağlarına dikkat çeker. Ona göre bu, İslam öncesi dönemde de yüksek tanrı için kullanılan teknik bir terimdir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an vahyinden önce de var olduğunu ancak İslam ile birlikte "ontolojik bir merkez" haline gelerek anlam genişlemesine uğradığını savunur. Izutsu, Allah kelimesinin cahiliye dönemindeki "yüce tanrı" algısından, Kur'an bağlamında her şeyin kendisinden çıktığı ve kendisine döndüğü mutlak otoriteye evrildiğini analiz eder.

        Es-semâvâti (Es-semâvâti - السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, kökünün (s-m-v) bir şeyin yüksekliği ve yüceliği anlamına geldiğini, her şeyin üst kısmına "semâ" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin arzın (yerin) mukabili olarak kullanıldığını ve kuşatıcı bir yükseklik ifade ettiğini belirtir. Ona göre bu kelime, bazen sadece gökyüzünü bazen de üzerimizdeki tüm yıldız ve gezegen sistemlerini kapsar. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kozmolojik tasvirlerinde "semâvât" (gökler) şeklindeki çoğul kullanımın, evrensel bir düzenin ve ilahi mimarinin katmanlı yapısını vurguladığını analiz eder. Neuwirth, bu kelimenin ayette "yükseltilmesi" eylemiyle birleşerek Tanrı'nın yaratma gücünün en ihtişamlı kanıtı olarak sunulduğunu belirtir.

        Amedin (Amedin - عَمَدٍ)

        İbn Fâris, (a-m-d) kökünün bir şeyi dik tutan destek veya bir işin aslı, dayanağı manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, binaların tavanlarını taşıyan fiziksel direkler için bu kelimenin kullanıldığını, ayetteki "görebileceğiniz bir direk olmaksızın" ifadesinin ilahi kudretin görünmez yasalarla maddeyi ayakta tutmasına işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin fiziksel direklerden ziyade, evrenin işleyişini sağlayan görünmez ilahi kudret ve nizam (doğa yasaları) anlamında mecazi bir derinliğe sahip olduğunu vurgular. Öztürk, burada muhatabın duyularına hitap eden bir kanıtlama yönteminin izlendiğini ifade eder.

        İstevâ (İstevâ - اسْتَوَى)

        İbn Fâris, (s-v-y) kökünün esasen iki şeyin eşitliği veya bir şeyin tam kıvamında, düzgün olması manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "alâ" harf-i ceriyle kullanıldığında bu kelimenin bir şeyi hakimiyet altına alma, hükmetme ve istila (yönetim) anlamı kazandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Allah'ın arşa yerleşmesi şeklinde fiziksel bir eylem olarak değil, kâinatın yönetim merkezini ele alması ve mutlak egemenlik kurması şeklinde anlaşılması gerektiğini savunur. Toshihiko Izutsu, bu terimi Tanrı'nın yaratılış eyleminden sonraki aktif "yönetici" ve "hükümran" konumuna geçişini ifade eden, Tanrı-dünya ilişkisini kuran anahtar bir kavram olarak analiz eder.

        El-Arşi (El-Arşi - الْعَرْشِ)

        İbn Fâris, (a-r-ş) kökünün tavan, çatı ve hükümdarın tahtı manasına geldiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Aramice ve Habeşçe (Ethiopic) dillerindeki "arş" (taht) terimiyle olan paralelliklere işaret eder. Ona göre bu kelime Sami dilleri havzasında "kutsal bir hükümdarlık simgesi" olarak kökleşmiştir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'daki arş kavramının Allah'ın zatıyla ilgili fiziksel bir mekân veya oturulan bir nesne değil, kozmik egemenliğin, evrensel yönetim iradesinin sembolik bir ifadesi olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, arş kelimesinin "İstivâ" eylemiyle birleşerek ilahi otoritenin meşruiyetini ve kuşatıcılığını temsil eden merkezi bir sembol haline geldiğini belirtir.

        Yüdabbiru (Yüdabbiru - يُدَبِّرُ)

        İbn Fâris, (d-b-r) kökünün bir şeyin arkası ve sonu anlamına geldiğini; "tedbir" kelimesinin de bir işin sonunu, sonucunu düşünerek hareket etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi olayların akışını ve birbirini takip eden sonuçları planlı bir şekilde, hikmetle düzenleme eylemi olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin evrendeki rastlantısallığı dışlayan, her an süregelen bilinçli bir ilahi yönetimi ifade ettiğini belirtir. Kılıç'a göre bu eylem, yaratıcının varlığı sadece başlatmakla kalmayıp, onu her an yeniden düzenlediğini ve çekip çevirdiğini gösteren dinamik bir kavramdır.

        Tûkınûn (Tûkınûn - تُوقِنُونَ)

        İbn Fâris, (y-k-n) kökünün bir şeyin sabit, şüphesiz ve sarsılmaz şekilde bilinmesi manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yakîn kavramını, şüphenin tamamen zıddı olan ve kesin delillere dayanan sarsılmaz bilgi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, yakîn halinin Kur'ani semantikte imanın en üst mertebesi olduğunu savunur. Ona göre bu, sadece zihinsel bir kabul değil, ahiret gerçeğini ve Allah ile karşılaşma (likâ) gerçeğini görüyormuşçasına kesin bir bilişle kavramak ve buna göre yaşamaktır. Izutsu, ayetin sonundaki bu vurgunun, evrendeki düzenden hareketle metafizik bir kesinliğe ulaşma sürecini tamamladığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X