Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nûr Sûresi, 59. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nûr Sûresi, 59. Ayet

    وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ beleġa-l-atfâlu minkumu-lhulume felyeste/żinû kemâ-ste/żene-lleżîne min kablihim(c) keżâlike yubeyyinu(A)llâhu lekum âyâtih(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, onlardan önceki ergenler nasıl izin alıyorlarsa onlar da öyle izin alsınlar. Allah âyetlerini işte size böyle açıklıyor; O her şeyi bilir, yerli yerinde yapar'

      Çocuklarınız ergenlik çağına gelince​, onlar da öyle izin alsınlar, önce de belirttiğimiz gibi Allah bu beyanında âdabın ve dinî işlerin öğretilmesi konusunda velilere hitap etmiştir, bizzat çocuklara hitap etmemiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur; Elinizin altındaki hizmetçilerle içinizden henüz ergenlik çağına gelmemiş olanlar sizden izin alsınlar. Ne zaman ki ergenlik çağına ulaşırlar, o zaman bizzat kendilerine hitap etmektedir; Nitekim şöyle buyurmuştur: Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, onlar da öyle izin alsınlar. Sonra İçinizden henüz ergenlik çağma gelmemiş olanlar... ifadesi iki şekilde yorumlanabilir: (Fizyolojik olarak) ergen olanlar kastedilebilir. Ergenlik çağına gelmiş olanların kastedilmesi de muhtemeldir. Birincisi, bilfiil ihtilam olma, İkincisi ise ergenlik çağma yaklaşma anlamındadır. Birinci ihtimal daha uygun gözükmektedir. Çünkü bizzat onlara hitap etmiş ve izin istemelerini onlara emretmiştir. Eğer onlar ergen olmasalardı o takdirde onlara hitap etmezdi, aksine birinci âyette onlara hitap ettiği gibi, gene velilere hitap ederdi. Âyette çocuğun ergenlik çağına ulaşmasının ihtilam olmasıyla bilineceğine dair delil vardır. Bu konuda tam bir görüş birliği vardır. Görmez misin şöyle buyurdu: Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, onlardan önceki ergenler nasıl izin alıyorlarsa onlar da öyle izin alsınlar. En doğrusunu Allah bilir ya, şöyle diyor: Bu âyetten önce nasıl ergen olanlara ev halkından izin almadan haneye girmemelerini emretti ise onlara da aynısını emrediyor. Ya da onlardan öncekiler nasıl izin alıyorlarsa, yani büyükler. Çünkü büyükler hakkında izin isteme bilinen bir şeydir ve açıktır. Küçükler hakkında İse öyle değildir. Bu yüzden de ergenlik çağına gelince, onlardan büyüklerin izin İstemesi gibi onların da izin istemelerini emretti. Hz. Peygamberden (s.a.) âyetin zâhiriyle örtüşen hadis de rivayet edilmiştir, o da şudur: "Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır? Onlardan biri de ergen oluncaya kadar çocuktur”. Bilfiil ihtilam olmaz da on beş yaşma ulaşırsa bu Hanefî imamlarımızın ihtilaf ettiği konulardandır. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed onun ergen olacağı görüşündedirler. Delili de İbn Ömer’den (r.a) nakledilen hadis rivayetidir. Hz. Peygamber (s.a.) kendisine on beş yaşında iken savaşa katılma izni vermiştir. On dört yaşında iken ise izin vermemişti. Ancak onun bu izni ergen olduğu için verdiğine, izin vermeyişini de henüz ergen olmayışına bağladığına dair bir delil yoktur. İkinci yılki izninin savaşa katılmak için yeterince güçlü kuvvetli oluşu, bir önceki sene izin vermeyişi de bünye itibariyle savaş yapmak için zayıf, güçsüz ve çelimsiz oluşu sebebiyledir. Bazı fakihlerimiz Ebû Hanîfe’nin ihtilam olmaması halinde ergenlik yaşının on sekiz olarak belirleme şeklindeki görüşünü destekleme bağlamında şöyle demişlerdir: Çünkü oğlan çocuklarında ihtilam olma ortalama on beş yaşma ulaşmaları halindedir. Onlar belki bu yaştan önce ihtilam olurlar, belki de ergen olmaları bu yaştan daha sonra olur. Mâruf olana göre âlimler on iki yaşından küçük olanların ihtilam olmaması, on iki yaşına ulaşınca da ihtilam olmasının ihtimal dâhilinde kabul ettiler. Bu durumda ihtilaf edenler arasında ortalama yaş olarak kabul edilen on beş senenin üzerine, on iki yaşında ergen olma ihtimaline binaen nasıl ki üç sene üâve varsa üç sene eklediler. Bu görüş, onun istihsan ile hükmettiği görüşlerindendir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah âyetlerini işte size böyle açıklıyor; O her şeyi bilir, yerli yerinde yapar.

      Allah âyetlerini işte size böyle açıklıyor. Yani belirtilerini. Yani sizin ihtiyaç duyacağınız belirtileri, alâmetleri. Sizin için caiz olanları caiz olmayanlardan, işleyeceklerinizi sakınacaklarınızdan ayıracağınız ölçütleri. Bazıları dedi ki: Buradaki âyetlerinden maksat emri ve nehyidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Beleğa (بَلَغَ)

        Kelimenin kökü be-lam-ğayın (ب ل غ) harfleridir. Etimolojik olarak bir hedefe ulaşmak, bir yolculuğun veya sürecin sonuna varmak, yetişmek ve olgunlaşmak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının "bir şeyin amaçlanan nihai noktaya erişmesi ve sınırına dayanması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "büluğ" eylemini, insanın fiziksel veya zihinsel gelişim sürecinde belirli bir sınırı (eşik noktasını) geçmesi olarak tanımlar. Ayetteki "ulaştıkları zaman" (izâ beleğa) ifadesi, çocukluk döneminin biyolojik ve psikolojik sınırının bitip, yeni bir varoluşsal safhanın başladığı o kesin geçiş anını ifade eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin fıkhi ve sosyolojik bağlamını değerlendirirken, "büluğ" çağına ermenin İslam hukukunda (fıkıhta) bireyin "mükellefiyet" (hukuki ve ahlaki sorumluluk) altına girdiği milat olduğunu belirtir. Bu kelime, masumiyet ve sorumsuzluk döneminin (çocukluğun) kapanıp, yasanın muhatabı olmanın başladığını gösteren hukuki bir eşiktir.

        El-Etfâlu (الْأَطْفَالُ)

        Kelimenin kökü tı-fe-lam (ط ف ل) harfleridir. Etimolojik olarak yumuşaklık, tazelik, yeni doğmuş yavru, henüz sertleşmemiş bitki ve çocuk anlamlarına gelir. Tekili "tıfl"dır.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin henüz taze, yumuşak ve tam olarak sertleşmemiş/gelişmemiş hali" manasını taşıdığını belirtir. Güneşin batmaya yakın zayıflayan ışığına veya yeni filizlenen bitkilere de bu kökten hareketle isim verilir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "tıfl" (çocuk) kavramını, insanın sosyal, ahlaki ve cinsel farkındalıktan (şuurdan) yoksun olduğu o saf ve "yumuşak" fıtrat dönemi olarak tahlil eder. Çocuklar, toplumun katı ahlaki kurallarının ve mahremiyet sınırlarının dışındadırlar; çünkü zihinleri henüz bu ayrımları yapacak kadar katılaşmamıştır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin estetik ve psikolojik dokusunu inceler. "Tıfl" kelimesi, insanın o en savunmasız, sınırları en akışkan ve başkalarına en bağımlı olduğu dönemi resmeder. Çocukların ev içinde serbestçe dolaşabilmeleri (tavvâfûn), onların bu ontolojik "tazelikleri ve zararsızlıkları" nedeniyledir. Ancak bu ayet, o yumuşaklık (tıfl) döneminin sona erdiğini ilan eder.

        El-Hulume (الْحُلُمَ)

        Kelimenin kökü ha-lam-mim (ح ل م) harfleridir. Etimolojik olarak rüya görmek (ihtilam olmak), akıl, sükûnet, ağırbaşlılık, dürtüleri kontrol edebilme gücü ve ergenlik çağı anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "sükûnet ve ağırbaşlılık" (hilm) manası ile "uykuda görülen cinsel rüya" manası arasında etimolojik bir bağ kurar. İnsanın bedensel taşkınlıklarını aklıyla dizginlemesine "hilm" denilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hulum" kelimesini ayetin bağlamında spesifik olarak çocuğun biyolojik olarak yetişkinliğe adım atması ve bedensel olgunluğa (ihtilam) erişmesi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tıfl" (çocukluk) halinden "hulum" (ergenlik/akıl) haline geçişi ontolojik bir sıçrama olarak analiz eder. "Hulum" sadece biyolojik bir değişim değil; aynı zamanda bireyin kendi mahremiyetini, cinsel kimliğini ve başkalarının sınırlarını "idrak etmeye" başladığı zihinsel bir uyanıştır. Beden uyanırken (ihtilam), akıl da (hilm) kuralları kavramaya başlar.

        Felyeste'zinû (فَلْيَسْتَأْذِنُوا)

        Kelimenin kökü hemze-zel-nun (أ ذ ن) harfleridir. İşitmek, kulak (üzün) vermek, bilmek ve bir şeye müsaade (izin) talep etmek anlamlarına gelir. İstif'al babındaki bu fiil, emir kipindedir.

        İbn Fâris, kök anlamının duyma organı olan "kulak" ile bağlantılı olduğunu belirtir. Birinin mekanına girmeden önce rıza istemesine "isti'zân" denilmesi, kişinin kendi varlığını seslenerek (kulağa duyurarak) bildirmesinden kaynaklanır.

        Râgıb el-İsfahânî, istif'al babının (isti'zân) eylemde bir "talep ve ısrar" barındırdığına dikkat çeker. Ergenliğe giren çocukların "mutlaka izin istemeleri" (felyeste'zinû) emri, artık evin içindeki serbest dolaşım hakkının (tavvâflığın) tamamen iptal edildiğini, her girişin resmi bir "rıza talebine" bağlandığını gösterir.

        Angelika Neuwirth, Nur Suresi'nin 58. ayeti ile bu ayet (59. ayet) arasındaki hukuki ve mekânsal değişimi retorik bir tahlille açıklar. 58. ayette henüz ergenliğe girmemiş çocuklar sadece günün "üç mahrem vaktinde" izin istemekle yükümlüydüler. Ancak bu ayette, ergenliğe (hulum) adım attıkları anda istisna vakitler kalkar ve kural genelleşir. "Onlardan öncekilerin (yetişkinlerin) izin istediği gibi izin istesinler" ifadesi, artık onların hukuken "yetişkin (kâmil) birey" statüsüne geçtiklerini ve evin içindeki mekânsal sınırların onlar için mutlaklaştığını ilan eder.

        Yubeyyinu (يُبَيِّنُ)

        Kelimenin kökü be-ye-nun (ب ي ن) harfleridir. İki şeyin arasını ayırmak, netleştirmek, açıklamak, şüpheleri gidermek ve sınırları belirgin kılmak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "birbirine karışmış ve belirsiz olan şeylerin ayrışarak (fasl) net bir şekilde ortaya çıkması" manasının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "beyân" eylemini hakikati insanın idrakine tam bir açıklıkla, hiçbir kapalılık bırakmadan sunmak olarak ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkhi kuralların inşasında "yubeyyinu" (Allah açıklar) fiilinin önemini vurgular. Aile içindeki mahremiyet, çocukların ne zaman yetişkin sayılacağı ve ev içi kuralların nasıl işleyeceği gibi karmaşık sosyal meseleler; insan aklının veya örfün inisiyatifine bırakılmamış, bizzat Allah tarafından sınırları kesin hatlarla çizilerek "açıklığa kavuşturulmuştur".

        Âyâtihî (آيَاتِهِ)

        Kelimenin kökü elif-ye-ye (أ ي ي) harfleridir. Alamet, işaret, ibret, görünmeyen bir gerçeğe delalet eden açık gösterge ve kural anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "bir nesnenin veya durumun varlığını kanıtlayan, onu diğerlerinden ayıran belirgin iz" olduğunu ifade eder.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin köken itibariyle Sami dillerindeki (özellikle Süryanice) "âthâ" (ilahi işaret/mucize) kavramından Arapçaya geçtiğini belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki yapısal dönüşümünü inceler. Ayet kelimesi genellikle gökyüzü, dağlar veya denizler gibi makro kozmik mucizeler için kullanılırken; bu pasajda doğrudan ev içi mahremiyet, çocukların izin istemesi ve kapı çalma adabı için kullanılmıştır. Bu durum, Kur'an etiğinde sosyal hayatı düzenleyen en küçük bir ahlak kuralının bile, evrenin işleyişi kadar azametli ve bağlayıcı bir "ilahi işaret/ayet" (âyâtihî) statüsünde olduğunu gösterir.

        Alîmun (عَلِيمٌ)

        Kelimenin kökü ayn-lam-mim (ع ل م) harfleridir. Bilmek, bir şeyin hakikatine şüpheye yer bırakmayacak şekilde tam olarak vakıf olmak, nesnenin özünü idrak etmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, kök anlamının "bir şeyi diğerlerinden ayıran değişmez alamet/iz" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Alîm" sıfatının ilahi bilgi bağlamında, varlıkların hem dışsal durumlarını (zahir) hem de içsel eğilimlerini (batın) mutlak bir ihata ile kuşatmak olduğunu tahlil eder.

        Hakîmun (حَكِيمٌ)

        Kelimenin kökü ha-kef-mim (ح ك م) harfleridir. Hükmetmek, sağlamlaştırmak, zulmü ve ifsadı engellemek, her şeyi kendi doğru yerine koymak ve bilgelik anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "men etmek, haksızlığı dizginlemek" manası taşıdığını, atın ağzına takılan ve onu kontrol eden kantarmanın da bu kökten geldiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "Alîm ve Hakîm" sıfatlarıyla kapanışındaki teolojik ve psikolojik uyumu inceler. Allah, çocukların biyolojik gelişimini, ergenliğe girişle birlikte uyanan dürtüleri ve ev içindeki o hassas mahremiyet psikolojisini en ince ayrıntısına kadar "Bilir" (Alîm). İşte bu mutlak ilmin bir neticesi olarak, o dürtülerin sosyal bir kaosa veya ahlaki bir çürümeye dönüşmesini engellemek için, izin isteme (isti'zân) kuralını "bilgece ve sağlam bir yasa olarak" (Hakîm) toplumun merkezine yerleştirir. Bilgi (ilim) tespiti yapar, hikmet (hüküm) ise o tespite en uygun ahlaki sistemi inşa eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X