Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nûr Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nûr Sûresi, 56. Ayet

    وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî’û-rrasûle le’allekum turhamûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin ve resule itaat edin ki esirgenesiniz.

      Namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin ve size emrettiği ve yasakladığı konularda resûle itaat edin ki esirgenesiniz. Yani merhamet edilesiniz. Mânası açıktır. Daha önce birçok yerde bundan bahsetmiş bulunuyoruz. Sonra buyurdu: 57. ayet.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ekîmû (أَقِيمُوا)

        Kelimenin kökü kaf-vav-mim (ق و م) harfleridir. Etimolojik olarak ayağa kalkmak, dik durmak, bir şeyi doğrultmak, sabit kılmak, inşa etmek ve ikame etmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının "bir şeyin eğriliğini giderip onu kendi ekseni üzerinde dosdoğru ve sağlam bir şekilde ayakta tutmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "ikame" eylemini, sıradan bir yapma veya yerine getirme (edâ) eyleminden ayırarak tahlil eder. Namazı "kılın" (sallû) yerine "ikame edin" (ekîmû) denilmesi, ibadetin sadece şekilsel hareketlerden ibaret olmadığını; onun şartlarını, ruhunu ve ahlaki direklerini sarsılmaz bir bina gibi "inşa edip ayakta tutmak" gerektiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde bu fiili ontolojik bir yapılandırma olarak inceler. İzutsu'ya göre "ekîmû", imanın soyut ve içsel alanından çıkıp, yeryüzünde görünür, kalıcı ve toplumsal bir gerçeklik olarak "kurumsallaşmasını" sağlayan aktif bir eylemdir.

        Es-Salâte (الصَّلَاةَ)

        Kelimenin kökü sad-lam-vav (ص ل و) harfleridir. Dua etmek, yönelmek, sırtın orta kısmı, ateşe ısınmak için yaklaşmak ve ibadet (namaz) anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeye doğru eğilmek, yönelmek ve ona sıkıca bağlanmak" manasının yattığını belirtir. At yarışında birinciyi hemen ensesinden takip eden ikinci ata da "musallî" denir; zira başı, öndekinin sırtına (salâ) bitişik gibidir. Namaz, insanın Yaratıcısına olan bu mutlak yönelişi ve ontolojik takibidir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında kelimenin Sami dilleri havzasındaki (Süryanice ve Aramice) "slothâ" kelimesinden türediğini belirtir. Ortadoğu'nun kadim tek tanrılı dinlerinde de belirli rükünleri olan, bedensel eğilme ve yakarış ritüeline bu isim verilmekteydi. Kur'an, bu köklü ibadet terimini alıp kendi tevhid sistemi içinde yepyeni bir ritüel formuna kavuşturmuştur.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin fıkhi ve teolojik zeminini değerlendirirken, salâtın insan ile Allah arasındaki varoluşsal "iletişim hattı" olduğunu ifade eder. İkame edilen salât (ekîmus salâte), insanın yeryüzündeki savrulmalarına (ticaret, dünya hayatı) karşı kendisini ilahi merkeze sabitlediği günlük bir kalibrasyon (doğrulma) eylemidir.

        Âtû (وَآتُوا)

        Kelimenin kökü elif-te-ye (أ ت ي) harfleridir. Etimolojik olarak bir yere gelmek, varmak, kolaylıkla ulaşmak, getirmek, vermek ve sunmak anlamlarına gelir. İf'al babındaki emir kipidir (i'tâ).

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin zahmetsizce, doğal bir akışla bir noktaya varması veya verilmesi" manasını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'tâ" (vermek) eylemini tahlil ederken, bunun isteksizce veya zorbalıkla yapılan bir ödeme olmadığını vurgular. Zekatı "verin" (âtû) emri, malın bir kısmını ihtiyaç sahibine aktarırken bu eylemin içten gelerek, gönül rızasıyla ve şefkatle "sunulmasını" etimolojik olarak talep eder.

        Ez-Zekâte (الزَّكَاةَ)

        Kelimenin kökü ze-kef-vav (ز ك و) harfleridir. Artmak, çoğalmak, temizlenmek, arınmak, bereket ve övgüye layık olmak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin hem miktar olarak büyümesi/gelişmesi hem de nitelik olarak saflaşıp temizlenmesi" anlamlarını aynı anda barındırdığını ifade eder.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Süryanice "zakhûthâ" (arınma, haklı çıkma, sadaka) kelimesiyle akraba olduğunu belirtir. Kur'an, bu kadim terimi alarak, varlığın (malın) bir kısmından vazgeçme eylemini, malı eksilten değil, ontolojik olarak "büyüten ve arındıran" bir kuruma dönüştürmüştür.

        Râgıb el-İsfahânî, zekat kavramının maddi ve manevi diyalektiğini inceler. Zekat, dışarıdan bakıldığında malın azalmasıdır; ancak etimolojik hakikati itibarıyla malın "büyümesidir" (nemâ). Çünkü maldan ihtiyaç sahibinin hakkı (kir/pas) çıkarıldığında, geriye kalan kısım ilahi bir bereketle saflaşır ve ahlaken çoğalır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, zekatın sosyolojik işlevine odaklanır. Namaz (salât) bireyin Allah ile olan dikey bağını inşa ederken; zekat, toplumun yatay (sosyal) bağlarını onaran, sınıfsal öfkeyi temizleyen ve zenginliği toplumsal bir berekete dönüştüren sosyo-ekonomik bir "arınma" (zekat) mekanizmasıdır.

        Etî'û (وَأَطِيعُوا)

        Kelimenin kökü tı-vav-ayn (ط و ع) harfleridir. İtaat etmek, boyun eğmek, gönüllü olarak uymak ve zorlamanın (kerh) zıddı olan uysallık anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "bir kimseye hiçbir baskı olmaksızın, kendi rızasıyla boyun eğmek ve yumuşaklık göstermek" olduğunu belirtir.

        Dücane Cündioğlu, itaatin salt bir bedensel uyum değil, iradenin ontolojik bir teslimiyeti olduğunu tahlil eder. Namazı kılmak ve zekatı vermek pratik eylemlerdir; ancak "itaat etmek" (etî'û), bu eylemlerin arkasındaki asıl felsefi duruşu belirler. İnsan, namazı ve zekatı kendi hevasına göre değil, mutlak surette boyun eğdiği ilahi otoritenin (Resulün) belirlediği formda ve uysallıkta (tâat) yerine getirmelidir.

        Er-Resûle (الرَّسُولَ)

        Kelimenin kökü ra-sin-lam (ر س ل) harfleridir. Etimolojik olarak birini bir mesajla göndermek, peş peşe ve yumuşak bir akışla iletmek, elçi ve mesaj taşıyıcısı anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeyi serbest bırakmak, kolaylık ve sükûnetle göndermek" manasının yattığını belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Medine dönemindeki hukuki ve siyasi bağlamına dikkat çeker. "Resule itaat edin" (etî'ur resûle) emri, sadece geçmişteki bir vahiy aktarıcısına duyulan teolojik saygı değildir. Medine toplumunda Resul, vahyi (namaz ve zekat gibi kuralları) ete kemiğe büründüren, devleti yöneten, yargılayan ve sosyal hayatı dizayn eden yaşayan bir "yasa koyucu" ve mutlak otoritedir.

        Leallekum (لَعَلَّكُمْ)

        Kelimenin kökü lam-ayn-lam (ل ع ل) harfleridir. Umulur ki, ola ki, beklenti, ümit, gayeye yönelme ve ihtimal bildiren bir edattır (teraccî/tavakkuf).

        Râgıb el-İsfahânî, "lealle" edatının Allah'a nispet edildiğinde bir "şüphe" veya "belirsizlik" ifade etmediğini, aksine muhatapta (insanda) bir umut, çaba ve beklenti oluşturmak için kullanılan pedagojik bir teşvik (gaye) unsuru olduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın psikolojik işlevini tahlil eder. Namaz, zekat ve itaat gibi ağır bedensel, mali ve hukuki sorumluluklar (şartlar) sıralandıktan sonra "leallekum" (umulur ki) denilmesi; insanın kendi ameline (kıldığı namaza, verdiği zekata) güvenerek bir kibre kapılmasını engeller. Kurtuluş, insan eyleminin matematiksel bir sonucu değil, ilahi bir umudun (rahmetin) beklentisidir.

        Turhamûn (تُرْحَمُونَ)

        Kelimenin kökü ra-ha-mim (ر ح م) harfleridir. Acımak, şefkat göstermek, esirgemek, bağışlamak ve ana rahmi anlamlarına gelir. Edilgen (meçhul) muzari fiildir.

        İbn Fâris, bu kökün "incelik, yumuşaklık, koruma ve şefkat" manalarını taşıdığını belirtir. Çocuğu sarmalayıp dış tehlikelerden koruyan ve onu besleyen anne rahmine (rahim) bu kökten hareketle isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, rahmet kavramını "ihtiyaç sahibinin eksiğini gidermeyi gerektiren ilahi bir lütuf ve şefkat" olarak tanımlar. Allah'ın rahmeti, sadece duygusal bir acıma değil, aktif olarak kulu koruma ve ona ihsanda bulunma eylemidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde fiilin edilgen (turhamûn / merhamet olunursunuz) formunda gelmesini teolojik bir zirve olarak inceler. İnsan yeryüzünde namazı ikame ederek (ekîmû), malından koparak (âtû) ve egosunu yıkarak (etî'û) muazzam bir çaba sarf eder. Ancak tüm bu fırtınalı ahlaki varoluş mücadelesinin (amelin) varacağı tek liman, ilahi şefkatin (rahmetin) o kuşatıcı ve karşılıksız sığınağıdır. İnsan eyler, ancak nihayetinde salt ilahi merhametle (turhamûn) kurtulur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X