Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nûr Sûresi, 43. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nûr Sûresi, 43. Ayet

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem tera enna(A)llâhe yuzcî sehâben śümme yu-ellifu beynehu śümme yec’aluhu rukâmen feterâ-lvedka yaḣrucu min ḣilâlihi veyunezzilu mine-ssemâ-i min cibâlin fîhâ min beradin feyusîbu bihi men yeşâu veyasrifuhu ‘an men yeşâ/(u)(s) yekâdu senâ berkihi yeżhebu bil-ebsâr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Görmez misin ki, Allah bulutları yürütür, sonra onları birleştirir, sonra onları üst üste binip yoğunlaşmış bulut kümesi haline getirir. Bu sırada bulut aralıklarından çakan şimşeği görürsün; gökten, oradaki bulut dağlarından dolu yağdırır da bunu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu uzaklaştırır, bu arada şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kör edecek.”

      Görmez misin ki, Allah bulutları yürütür. Yani sürükler sonra onları birleştirir. Yani birbirinin üstüne ekler, sonra onu bulut kümesi haline getirir. Bazıları, burada takdim tehirin bulunduğunu söyledi. Sonra onu bulut kümesi haline getirir. Yani bir kısmını diğerinin peşinden taşıdığı parçalar halinde (onları yığar). Sonra onları birleştirir. Yani parça parça bir araya geldikten sonra onları üst üste istif eder. Bazıları dedi ki: Bulutlan yürütür, yani yerden çıkarır ve onu yer ile gök arasında emrine âmâde kılar, sonra da onu küme halinde istifler.

      Bu sırada “el-vedk” (الْوَدْقَ) yani yağmuru görürsün; “Yahrucu min hılâlihî” (يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ) arasından çıkıyor “Hılâlihî” kelimesi “hılelihî” (خِلَلِهِ) şeklinde de okunmuştur. Yani bulutların arasından.

      Gökten, oradaki bulut dağlarından dolu yağdırır... Bazıları şöyle demiştir: Kardan (buzdan) dağlar var, Allah Teâlâ karı ve doluyu o dağlardan bulutlara indirir. Bazıları da bu beyanı şöyle yorumlamıştır: (Söz konusu olan) Allah Teâlâ’mn gökte doludan yarattığı ve sonra da (kendisinden) bunları indirdiği birtakım dağlardır. Âyette Allah Teâlanın gökten indirdiğini belirttiği dağların kar ve doludan oluştuğuna dair bir açıklama yoktur. Sadece Allah Teâlâ orada dolunun bulunduğunu bildirmiştir. Nesneler dağlara benzetilir ve ona nispet edilebilir. Bu ya çokluk sebebiyle ya da ikinci olarak şiddeti, katılığı ve cesameti sebebiyle olur. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Dağları görürsün, onların durduğunu sanırsın...” Bu beyanda anılan dağların, Allah Teâlâ’nın kendisinden indirmiş olduğunu bildirdiği gökteki kar ve dolu dağları olması mümkündür. Zira onların nerede olduğu, gökte mi, gök ile yer arasında mı? bilinmez.

      Bunu dilediğine isabet ettirir. Yani insana yahut ekinine yahut meyvesine ve ona zarar verir. Dilediğinden de onu uzaklaştırır ve ona isabet ettirmez. Eğer bu şekilde ise o azap verme şeklinde olur. Aynı şekilde dolunun etkisi de öyledir; bir yerde her şeyi yok eder, başka bir yerde zararlı olmaz. Her yere aynı şekilde yağmaz, bir yere isabet eder, başka bir yere ise isabet etmez. Bunu bereketinden dilediğine isabet ettirir ve onun bereketini dilediğinden de uzaklaştırır diye yorumlamak da mümkündür. Bu arada şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kör edecek. Şimşeğinin parıltısı. Denildiki: Şimşeğin ışığı, parlaklığının şiddetinden neredeyse gözleri alıp götürecek, yani kör edecek.

      İbn Kuteybe ve Ebû Avsece şöyle dediler: “Yuzcî” (يُزْجِي) sürüklüyor; rukâmen (رُكَامًا) üst üste istif, küme; “vedk” (الْوَدْقَ) yağmuru (görürsün); yahrucu min hilâlihî (يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ) arasından çıkar; "senâberkıhî” (سَنَا بَرْقِهِ) şimşeğinin ışığı. Ebû Avsece şöyle de açıklama yapmıştır: Birbiri üstüne yığılmış, istif edilmiş çok şey demektir. Bir şey üst üste bindiği zaman irtekemeş-şey u (ارْتَكَمَ الشَّيْءُ) yani istif oldu denir. Bir şeyi üst üste koyduğunu ifade etmek için de “rakemtü’l-metâa-erkemuhû rakmen” (رَكَمْتُ الْمَتَاعَ أَرْكُمُهُ رَكْمًا) dersin. Vedk yağmur demektir. Yağmur yağdığı zaman “vedekatis-semâu tediku vedkan” (وَدَقَتِ السَّمَاءُ تَدِقُ وَدْقًا) denilir. "Yahrucu min hilâlihî” (يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ) yani arasından çıkar demektir. “Hılâl”in (خِلَال) tekili “halel” (خَلَل) gelir. Yekâdü senâberkhî (يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ) kelâm-ı İlâhîsindeki “senâ” (سَنَا) maksur bir isimdir ve ışık demektir. Onun ateş olduğu da söylenmiştir ki o da aynı mânadadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        E-lem Tera (أَلَمْ تَرَ)

        Kelimenin kökü ra-hemze-ye (ر أ ي) harfleridir. Görmek, bakmak, idrak etmek, bilmek ve akıl erdirmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün hem fiziksel olarak gözle müşahede etmeyi hem de zihinsel ve kalbi bir kavrayışı (basiret) ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde fiilin başındaki soru edatıyla (E-lem / görmedin mi?) birlikte retorik bir şahitlik daveti olduğunu tahlil eder. Bu yapı, muhatabı doğa olaylarındaki evrensel düzene bakarak ilahi kudreti onaylamaya (takrir) çağıran ontolojik bir uyanış çağrısıdır.

        Yüzcî (يُزْجِي)

        Kelimenin kökü ze-cim-ye (ز ج ي) harfleridir. Yavaşça sürmek, sevk etmek, önüne katıp götürmek ve itmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının bir şeyi nazikçe, yavaşça ve kolaylıkla harekete geçirmek olduğunu belirtir. Rüzgarın bulutları, bir çobanın sürüsünü sükûnetle önüne katıp gütmesi gibi sürmesine izcâ denir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde bu eylemi ilahi sevk ve idarenin doğadaki sessiz işleyişi olarak inceler. Devasa bulut kütlelerinin gökyüzünde rastgele dağılmadan belirli bir yöne doğru intizamla "sevk edilmesi", arkasındaki bilinçli kozmik iradenin kanıtıdır.

        Sehâben (سَحَابًا)

        Kelimenin kökü sin-ha-be (س ح ب) harfleridir. Sürüklemek, yerde sürümek ve rüzgarın çekip götürdüğü bulut anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün bir şeyi tutarak peşinden sürüklemek manasını taşıdığını belirtir. Buluta bu ismin verilmesi, rüzgarın onu gökyüzünde adeta devasa bir örtü gibi çekip taşımasındandır.

        Angelika Neuwirth, bulut (sehâb) metaforunu Kur'an'ın doğa tasvirlerindeki retorik gücü bağlamında analiz eder. Sehâb, gökyüzünün boşluğunu dolduran, yeryüzüne inmek üzere olan rahmetin (yağmurun) hem müjdecisi hem de ağır, hareketli bir taşıyıcısıdır.

        Yuellifu (يُؤَلِّفُ)

        Kelimenin kökü hemze-lam-fe (أ ل ف) harfleridir. Bir araya getirmek, uzlaştırmak, kaynaştırmak, farklı parçaları birleştirip uyumlu bir bütün haline getirmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde kök anlamının ayrı ve dağınık duran parçaları aralarında bir ünsiyet (bağ) kurarak toplamak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde te'lif eylemini, gökyüzünde dağınık halde bulunan bulut kümelerinin fiziksel bir çekim ve uyumla birbirine tutunarak devasa kütleler oluşturması şeklinde tahlil eder. Bu, kaostan nizama, parçadan bütüne gidişin etimolojik inşasıdır.

        Rukâmen (رُكَامًا)

        Kelimenin kökü ra-kef-mim (ر ك م) harfleridir. Üst üste yığmak, biriktirmek, kümelemek ve yoğunlaştırmak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının bir şeyin üzerine başka bir şeyi ekleyerek onu katmanlı ve yoğun bir kütle haline getirmek olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin meteorolojik bir gerçekliği estetik bir dille tasvir ettiğini inceler. Bulutların yatay düzlemde birleşmesinin (te'lif) ardından dikey eksende üst üste yığılarak (rukâm) dağ gibi yükselmesi, yağmurun oluşumu için gereken o azametli ve heybetli kozmik mimariyi ifade eder.

        El-Vedka (الْوَدْقَ)

        Kelimenin kökü vav-dal-kaf (و د ق) harfleridir. Yaklaşmak, keskinleşmek, hedefe ulaşmak ve buluttan dökülen yağmur damlası anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün bir şeyin hedefine iyice yaklaşması ve kavuşması manasını taşıdığını belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi dokusunu tahlil eder. Kur'an'da azap veya şiddet için kullanılan diğer yağmur formlarından farklı olarak "vedk", o yoğun ve karanlık bulut yığınlarının (rukâm) içinden süzülerek yeryüzüne hayat vermek üzere inen zarif, ince ve ferahlatıcı su damlalarıdır. Zıtlık, karanlık ve ağır buluttan süzülen bu saf yaşam kaynağındadır.

        Cibâlin (جِبَالٍ)

        Kelimenin kökü cim-be-lam (ج ب ل) harfleridir. Dağ, büyük kütle, sertlik ve azamet anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün yükseklik, sarsılmazlık ve sabitlik ifade ettiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde, gökyüzündeki dev bulut kütlelerinin dağlar (cibâl) metaforuyla nitelenmesini ontolojik bir tasvir olarak analiz eder. Yeryüzünde dağlar nasıl zemini sabit tutan azametli kütlelerse, gökyüzündeki kümülonimbus bulutları da semanın hareketli, buzdan ve sudan oluşmuş o ürkütücü dağlarıdır.

        Beradin (بَرَدٍ)

        Kelimenin kökü be-ra-dal (ب ر د) harfleridir. Soğuk olmak, serinlik ve dolu anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün sıcaklığın zıddı olan her türlü donma ve soğuma halini ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde berad kelimesini bulutlardaki suyun katılaşarak sertleşmiş hali olarak tanımlar. Allah'ın dilediğine bunu isabet ettirmesi, gökten inen rahmetin (suyun) aynı zamanda fiziksel bir hasar ve uyarı aracına (doluya) dönüşebilme potansiyelini etimolojik olarak kurgular.

        Senâ (سَنَا)

        Kelimenin kökü sin-nun-vav/ye (س ن و/ي) harfleridir. Işık, parıltı, şimşeğin çakması ve yücelik anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının yükselmek ve şiddetle parlamak olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, senâ kelimesini şimşeğin göz alıcı, yüksek frekanslı beyaz ışığı olarak tanımlar. Bu kelime, sıradan, durağan bir aydınlıktan ziyade, gözü kamaştıran anlık ve sarsıcı bir parlamayı ifade eder.

        Berkıhî (بَرْقِهِ)

        Kelimenin kökü be-ra-kaf (ب ر ق) harfleridir. Şimşek çakması, parlamak ve şaşırmak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün karanlığın içinden aniden ortaya çıkan şiddetli aydınlık olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, şimşek (berk) kavramını ilahi celalin gökyüzündeki kozmik tecellisi olarak okur. "Senâ berkıhî" (şimşeğin parıltısı) tamlaması, o üst üste yığılmış kapkara bulut dağlarının (cibâl/rukâm) kalbinde saklı duran dehşet verici enerjinin bir anlık ifşasıdır.

        Yezhebu (يَذْهَبُ)

        Kelimenin kökü zel-he-be (ذ ه ب) harfleridir. Gitmek, alıp götürmek, yok etmek ve geçip gitmek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün bir yerden ayrılıp başka bir yöne doğru şiddetle akmak ve uzaklaşmak manasını taşıdığını belirtir.

        Dücane Cündioğlu, bu eylemin varoluşsal boyutunu tahlil eder. Şimşeğin ışığının gözleri "alıp götürmesi" (yezhebu bi'l-ebsâr), sadece fiziksel bir körleşme tehlikesi değil; insanın doğanın o dizginlenemez gücü karşısında kendi acizliğini ve zafiyetini en derinden hissettiği psikolojik bir silinme ve görme yetisinin sıfırlanması anıdır.

        Bi'l-Ebsâri (بِالْأَبْصَارِ)

        Kelimenin kökü be-sad-ra (ب ص ر) harfleridir. Gözler, görme duyusu ve idrak anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün nüfuz eden bilgi, aydınlık ve eşyayı algılayan duyu organı ile ilişkili olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde ebsâr kelimesinin ayette şimşeğin fiziksel şiddeti karşısında kamaşan ve direncini yitiren insan gözünü temsil ettiğini belirtir. Göz ışık sayesinde görürken, aşırı ve kontrolsüz bir ışık (şimşeğin parıltısı) o görme yetisini paradoksal bir şekilde kısa süreliğine elinden alır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X