لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nûr Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
‘‘Çünkü (o günde), Allah onlart, yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirecek, daha fazlasını da lüfundan verecek. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
Allah onları, yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirecek... Yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirmesi şöyle olabilir: Allah Teâlâ onları yaptıkları iyiliğin karşılığı ile ödüllendirir, günahlarını örter ve onlara karşılık kendilerini cezalandırmaz. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Yaptıklarının güzelini kabul ederiz” ve “ve onları yaptıkları en güzel işlere göre ödüllendirecektir”.
Onların iyilikleri ölçüsünde kendilerine lüfundan daha fazlasını da verecek. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır. Bazıları bunu şöyle yorumlamıştır: Kendinden üst konumda bir melik yok ki hesaba çeksin. O yüzden O, dilediğini hesapsız olarak nzıklandırır ve kendisini hesaba çekecek hiçbir kimseden korkmaz. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “ Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir”. “Biğayri hisâb” (بِغَيْرِ حِسَابٍ) yani hesapsız ifadesi şöyle de yorumlanabilir: Yaptıkları amellerin hesabına bağlı olmaksızın onlara verir ve hesapsız kitapsız onları cennete koyar. Şu yorum da muhtemeldir: “Biğayri hisâbin” (بِغَيْرِ حِسَابٍ), yani onlara amellerinin ölçüsü kadar değil aksine kat be kat sayılamayacak kadar fazla verir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Liyecziyehumu (لِيَجْزِيَهُمُ)
Kelimenin kökü cim-ze-ye (ج ز ي) harfleridir. Etimolojik olarak bir şeyin karşılığını vermek, bedel ödemek, borcu kapatmak, ödüllendirmek veya cezalandırmak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının "bir eyleme denk düşen, onun yerini tutan tam bir karşılık (bedel) vermek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "cezâ" kavramını tahlil ederken, bu kelimenin sadece olumsuz (azap) anlamda değil, yapılan işin cinsine göre en uygun ve adil karşılığın verilmesi manasında olduğunu ifade eder. Ayetteki "liyecziyehumu" (Allah onlara karşılığını versin diye) fiili, önceki ayette zikredilen "ticaretin ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoyamadığı o yiğitlerin" (ricâl) dünyadaki bu sarsılmaz iradelerine karşı, ilahi adaletin bir borç ödemesi (karşılık) gibi tecelli edeceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde bu fiili eskatolojik (ahirete dair) dengeleme unsuru olarak inceler. İzutsu'ya göre Kur'an'ın "ceza" (karşılık) sistemi, dünyadaki ahlaki eylemin (amelin) ontolojik ağırlığının ahiretteki terazide milimetrik olarak tartılmasıdır. İnsan dünyada bir eylem üretir, Allah ise ahirette o eyleme "denk" bir varoluşsal statü (karşılık) verir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ilahi adalet ve sözleşme bağlamındaki yerine dikkat çeker. "Lâm" (için/diye) edatıyla başlayan bu eylem, dünyadaki o manevi direnişin (zikrin) boşuna olmadığını, ilahi bir sözleşme gereği mutlak bir "karşılık bulma" garantisine bağlandığını ifade eder.
Ahsene (أَحْسَنَ)
Kelimenin kökü ha-sin-nun (ح س ن) harfleridir. Çirkinliğin (kubh) zıddı olan güzellik, iyilik, estetik değer, en uygun ve en güzel olan anlamlarına gelir. İsm-i tafdil (en üstünlük) kalıbındadır.
İbn Fâris, bu kökün "insana haz veren, hoşa giden, sevindiren her türlü olumlu ve güzel durum" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "husn" kavramını aklın, hevanın (arzunun) veya duyuların olumlu bulup meylettiği şey olarak tanımlar. Ayette Allah'ın vereceği karşılığın (cezanın) sıradan bir eyleme değil, "yaptıklarının en güzeline" (ahsene) göre verileceğinin belirtilmesi muazzam bir ilahi lütuftur. Râgıb'a göre bu, kulun işlediği kusurlu veya vasat amellerin değil, sergilediği en üstün (ahsen) ahlaki performansın baz alınarak tüm hesabın bu zirve noktası üzerinden değerlendirilmesidir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin matematiksel değil, estetik bir ölçü olduğuna odaklanır. İlahi yargı, eylemlerin niceliğini (sayısını) değil, niteliğini ve güzelliğini (husn) ölçer. "Ahsen" kelimesi, Allah'ın o "ricâl"in (yiğitlerin) hayatlarındaki ahlaki ve estetik zirveyi (en güzel ameli) alıp, onu tüm varoluşlarının standart ölçüsü haline getirdiğini gösteren ontolojik bir zarafettir.
Amilû (عَمِلُوا)
Kelimenin kökü ayn-mim-lam (ع م ل) harfleridir. Bilinçli olarak bir iş yapmak, tasarlayarak eyleme geçmek, çaba göstermek ve iradi fiil üretmek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "sıradan ve gayesiz hareketlerden ziyade, belirli bir niyet ve maksat taşıyan düzenli eylemler" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "amel" eyleminin sadece akıl sahibi varlıkların şuurlu tercihleri için kullanıldığını tahlil eder. Ticaretin ortasında Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve zekat vermek; rastgele bir refleks değil, o insanların dünyada taammüden (bilerek, isteyerek ve zorluklara direnerek) ortaya koydukları en şuurlu "amelleri"dir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin sosyolojik gerçekliğine işaret eder. Amel, imanın ete kemiğe bürünmüş halidir. O adamların (ricâl) ahlaki üstünlüğü sadece kalplerindeki soyut bir inançtan değil, çarşının ortasında (hayatın tam içinde) somut olarak işledikleri/ürettikleri (amilû) bu aktif ve zorlu eylemlerinden kaynaklanır.
Yezîdehum (وَيَزِيدَهُم)
Kelimenin kökü ze-ye-dal (ز ي د) harfleridir. Artmak, çoğalmak, mevcut olanın üzerine eklemek, büyümek ve fazlalık anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin aslına, kendisinde bulunmayan yeni bir payın eklenerek büyütülmesi" olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkhi ve kelami çerçevede "ziyade" (artış) kavramını değerlendirirken, ayetin kurgusundaki iki aşamalı ödül sistemine dikkat çeker. "Liyecziyehum" (karşılığını vermesi) adaletin ve denklemin bir gereğidir (bire bir ödeme); ancak "yezîdehum" (onlara artırması/ziyade etmesi) adaletin sınırlarını aşan, denklemi bozan ve tamamen ilahi lütfa dayanan "ekstra" bir ilavedir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin muzari (geniş zaman) kalıbında gelmesini sonsuzluk bağlamında tahlil eder. Ahiretteki bu artış (ziyade), bir kere verilip biten bir eklenti değil; ilahi ikramın, o kişilerin mertebelerini her an, sürekli ve kesintisiz olarak "artırmaya devam etmesi" şeklinde dinamik bir ontolojik yükseliş sürecidir.
Fadlihî (فَضْلِهِ)
Kelimenin kökü fe-dad-lam (ف ض ل) harfleridir. Etimolojik olarak artmak, çoğalmak, hak edileni aşan kısım, lütuf, erdem ve cömertlik anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "hakkı aşan bir ziyadelik ve taşkın bir cömertlik" bulunduğunu ifade eder. Adalet, herkese tam hak ettiğini (ceza/karşılık) vermek iken; fazl, kişinin hak ettiğinden (amelinden) çok daha fazlasını, hiçbir borç veya zorunluluk olmaksızın ona bağışlamaktır.
Râgıb el-İsfahânî, "fazl" kelimesini ilahi ihsanın mutlak özgürlüğü bağlamında tanımlar. Allah'ın onlara "kendi fazlından" (min fadlihî) artırması, kulun ne kadar mükemmel amel (ahsene mâ amilû) işlerse işlesin, alacağı nihai ödülün kendi eyleminin matematiksel bir sonucu değil; doğrudan doğruya Allah'ın o sonsuz ve karşılıksız cömertliğinin (fazlının) bir yansıması olduğunu etimolojik olarak sabitler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde fazl kavramını ontolojik bir taşkınlık olarak değerlendirir. Yaratıcının yaratılana sunduğu nimetlerin asıl kaynağı, yaratılanın çabası değil, Yaratıcının özündeki bu tükenmez "fazl" (taşkın cömertlik) potansiyelidir.
Yerzuku (يَرْزُقُ)
Kelimenin kökü ra-ze-kaf (ر ز ق) harfleridir. Etimolojik olarak bağış, nasip, birine tahsis edilen pay, gıda ve faydalanılan maddi/manevi nimet anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "kişiye ayrılmış, onun istifadesine sunulmuş pay" manasına geldiğini belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde kelimenin Pehlevice (Orta Farsça) "rôzîk" (günlük yiyecek payı) kelimesinden Arapçaya geçmiş eski bir alıntı sözcük olabileceğini iddia eder. Ancak Kur'an, bu maddi kökenli kelimeyi dönüştürerek, Allah'ın kullarına sunduğu tükenmez maddi (dünyevi ticaret) ve manevi (uhrevi mükafat) lütuflar bütününe uyarlamış ve kelimeyi tamamen ilahi bir sıfata (Rezzâk) entegre etmiştir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, rızık kavramını ayetin başındaki "ticaret" kelimesiyle ontolojik bir bağlamda tahlil eder. O yiğitler dünyada rızık peşinde koşarken (ticaret yaparken) Allah'ı anmayı unutmamışlardır. Karşılık olarak Allah da ahirette onlara en yüce rızkı verecektir. Yani rızkın asıl sahibi (Yerzuku) pazardaki ticaret değil, bizzat Allah'ın kendisidir.
Yeşâu (يَشَاءُ)
Kelimenin kökü şın-ye-hemze (ش ي أ) harfleridir. Dilemek, irade etmek, var etmeyi istemek ve bir şeyi (şey') meydana getirmek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeyi var etmeye yönelmek, amaçlamak" anlamının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (dileme) kavramını "irade" kavramıyla kıyaslayarak tahlil eder. Râgıb'a göre meşîet, salt bir istek değil; var etme gücüyle birleşmiş, kesin sonuç doğuran mutlak ilahi iradedir. "Allah dilediğini (men yeşâu) rızıklandırır" ifadesi, ilahi lütfun hiçbir beşeri hesaba, soya, kabileye veya matematiksel kurala tabi olmadığını; bütünüyle Allah'ın özgür, sınırsız ve hikmetli iradesine dayandığını gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, meşîet kavramının kelami (teolojik) boyutunu açıklar. Allah'ın dilemesi, insan aklının öngörebileceği nedensellik zincirlerini aşar. O, fazlını (lütfunu) ve rızkını kime vereceğini seçerken hiçbir dışsal otoritenin veya zorunluluğun (vücub) altında değildir.
Hısâb (حِسَابٍ)
Kelimenin kökü ha-sin-be (ح س ب) harfleridir. Saymak, hesap etmek, miktarını belirlemek, zannetmek ve ölçüp tartmak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin adedini, sınırını ve miktarını matematiksel olarak belirlemek" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "bi-ğayri hısâb" (hesapsızca) tamlamasını, miktarının insan aklıyla kavranamayacak, sayılamayacak ve ölçülemeyecek kadar devasa ve sınırsız olması şeklinde tanımlar. İlahi lütfun matematikten (hesaptan) münezzeh olmasıdır.
Angelika Neuwirth, ayetin kapanışındaki bu kelimeyi (hısâb) surenin retorik ve tematik bir şaheseri (klimaksı) olarak analiz eder. Ayetin başında anlatılan adamlar (ricâl), dünyada "ticaret ve alışveriş" (bey') yapan, yani hayatları "hesap kitap" (kar-zarar, sayma, ölçme) üzerine kurulu olan tüccarlardır. Onlar bu dünyevi "hesapları" (ticareti) bırakıp Allah'a yöneldikleri için; Allah da ahirette onlara vereceği rızkı, onların dünyada çok iyi bildikleri o tüm ticari ve matematiksel sınırları (hesabı) yıkarak, ölçülemez, tartılamaz ve tahayyül edilemez bir boyutta, yani "bi-ğayri hısâb" (hesapsızca/sınırsızca) verecektir. Beşeri matematik, ilahi fazlın karşısında etimolojik olarak çökmüştür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla