اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناًۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nûr Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
"Çünkü siz, iftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz; bunu da önemsiz sanıyorsunuz; halbuki Allah katında o büyük bir şeydir."
“İz telakkavnehû” (إِذْ تَلَقَّوْنَهُ) kelimesi şeddelidir, yani kabul ediyorsunuz demektir. “Telikûnehû” (تَلِقُونَهُ) şeklinde şeddesiz de okunmuştur; O takdirde de “Alıyorsunuz” anlamındadır. "el-Velku” (الْوَلْقُ) kökündendir ve “yalan” demektir. Hz. Âişe de öyle okumuştur. Ebû Avsece dedi ki: “İz telakkavnehû” (إِذْ تَلَقَّوْنَهُ), yani onu söylüyorsunuz. “Telakkaytü’l-kelâm” (تَلَقَّيْتُ الْكَلَامَ), “lebnet” (لَبَنْتُ) ve “telakkanet” (تلقنت) hepsi aynıdır. Sonra “iz telakkavnehû bi elsinetiküm” (إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ) başkalarından dillerinizle alıyorsunuz ve “ve tekûlüne bi efvâhiküm” (وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُمْ) yani aranızda ağızlarınızla söylüyorsunuz. Her ikisinin de aynı anlamda olması da mümkündür. Yani dillerinizle konuşuyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığmız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz. Yani yaydığınız iftiranın aslınm olup olmadığını bilmeden yayıyorsunuz. En doğrusunu Allah bilir.
Bunu da önemsiz sanıyorsunuz. Bazıları dedi ki: Zina isnadını basit bir günah sanıyorsunuz. Halbuki Allah katmda o günah olmak açısmdan büyük bir eylemdir. Bunu da önemsiz sanıyorsunuz meâlindeki kelâm-ı İlâhînin din konusunda olması da mümkündür. Çünkü zina isnadı dinde noksanlık doğurur. Dinde noksanlık ise AUah Teâlâ katında çok büyük bir meseledir. Oysa siz onu önemsiz sayarsınız.
Sonra Hz. Âişe ye atılan iftiranın büyük bir bühtan olduğu ve bunu da önemsiz sanıyorsunuz; halbuki Allah katında o büyük bir şeydir meâlindeki beyanın iftiraya uğramış her mâsum kimse hakkında genel olması, sadece Hz. Âişeye mahsus olmaması da mümkündür. Bu aynen muhsan kadınlara zina isnadı ile ilgili “İffetli kadınlara iftira atanlar..”. meâlindeki âyette olduğu gibidir.
Yorumu Yorumla
-
Telakkavnehu (تَلَقَّوْنَهُ)
Kelimenin kökü lam-kaf-ye (ل ق ي) harfleridir. Etimolojik olarak iki şeyin yüz yüze gelmesi, karşılaşması, bir şeyi karşılayıp almak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün "yüz yüze gelmek ve bir şeyi doğrudan almak" manasını taşıdığını belirtir. İnsanın kendisine yöneltilen bir sözü, bir nesneyi alır gibi karşılaması bu kökten türemiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "telakki" eyleminin doğasına dikkat çeker. "Telakkavnehu bi elsinetikum" ifadesinin, haberi akıl ve kalp süzgecinden geçirmeden, sadece dil ile karşılayıp hemen başkasına aktarma şeklindeki derin bir ahlaki zafiyeti ifade ettiğini belirtir. Normalde kalple, şuurla "karşılanması" (telakki edilmesi) gereken vahim bir iddia, hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan doğrudan dilin ucunda kabul görmüştür.
Toshihiko Izutsu, kelimenin kazandığı yeni epistemolojik bağlamı tahlil eder. Kur'an terminolojisinde vahyin gelişi (telakki) genellikle derin bir idrak ve "kalple almak" eylemi iken; bu ayette iftiranın "dille telakki edilmesi", sözün ontolojik ağırlığını yitirmesini, dedikodunun sığlığını ve derinliksizliğini yansıtan keskin bir ironidir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "tefâ'ul" babında (telakkî) gelmesine odaklanarak, eylemin karşılıklı, çok aktörlü ve adeta bir zincirleme reaksiyonla dilden dile, durmaksızın "kapışıldığı" bir hızı temsil ettiğini vurgular.
Elsinetikum (بِأَلْسِنَتِكُمْ)
Kelimenin kökü lam-sin-nun (ل س ن) harfleridir. Dil organı, konuşma yetisi ve bir milletin konuştuğu lisan (dil) anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel olarak bedendeki fiziksel tat alma ve konuşma organı olan dile işaret ettiğini belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "dillerinizle karşılıyorsunuz" tabirini edebi bir dehşet tablosu olarak analiz eder. Burada anlama, süzme ve düşünme yetisi tamamen devre dışı bırakılmış; beden, sadece konuşma organının yürüttüğü mekanik, şuursuz bir aktarıcıya dönüşmüştür. Dedikodu, beyni atlayıp doğrudan dilden dile sıçrayan bir virüs gibi resmedilir.
Dücane Cündioğlu, bilginin kalpten ve akıldan bağımsızlaşmasını bu kelime üzerinden tahlil eder. Dedikodu, zihinsel bir işlem görmemiş, sadece ağız boşluğunda üretilen sentetik bir sese, salt bir "dil" (lisan) faaliyetine indirgenmiştir.
Efvâhikum (بِأَفْوَاهِكُمْ)
Kelimenin kökü fe-vav-he (ف و ه) harfleridir. Ağız, sözün çıkış yeri anlamındadır. Tekili "fûh" olup, bu ayette "efvâh" şeklinde çoğul kullanılmıştır.
İbn Fâris, kök anlamının "genişlik ve açılım" olduğunu ifade eder. İnsanın ağız boşluğu da bedenin dışa açılan bir kapısı olduğu için bu ismi almıştır.
Râgıb el-İsfahânî, "ağızlarınızla söylüyorsunuz" ifadesindeki etimolojik inceliği tahlil eder. Ona göre insanın söylediği söz, normal şartlarda kalpteki bir inancın veya aklî bir verinin dile dökülmesidir. Ancak Kur'an burada sadece "ağız" (fûh) kelimesini kullanarak, söylenen iftiranın kalpte hiçbir karşılığının, hiçbir hakikat kırıntısının bulunmadığını; bunun tamamen fiziksel bir "ağız gürültüsünden" ibaret olduğunu mühürler.
Angelika Neuwirth, bu ifadeyi iletişimsel bir anormallik olarak inceler. Ağız (fûh), nefesin dışarı atıldığı boşluktur; buradaki eylem de sorumluluktan azade, zihinsel bir işlemden yoksun, kitle psikolojisinin yarattığı saf bir fiziksel gevezelik (chatter) durumunu sembolize eder.
İlmun (عِلْمٌ)
Kelimenin kökü ayın-lam-mim (ع ل م) harfleridir. Bir şeyin hakikatini kavramak, kesin bilgi, alamet ve şüpheye yer bırakmayan idrak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin kendisiyle diğerlerinden ayrıldığı ve kesin olarak tanındığı iz (alamet)" manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilmi "bir şeyin özünü (hakikatini) kavramak" olarak tanımlar. Ayetteki "hakkında hiçbir bilginiz (ilminiz) olmayan şeyi söylemeniz" vurgusu, müminin epistemolojik sınırlarını çizer. İdrak edilmemiş, doğruluğu kesinleşmemiş (yakîn olmayan) bir bilginin dille dolaşıma sokulması, kişiyi bilgi alanından çıkarıp iftiranın karanlığına hapseder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde ilim kavramını, Cahiliye toplumunun dedikodu ve "zan" üzerine kurulu zihinsel yapısına indirilmiş bir darbe olarak görür. Kur'an, herhangi bir toplumsal veya bireysel beyan için "kesin bilgi" (ilm) şartını koşarak, ahlakı doğrudan sağlam bir epistemolojik (bilgisel) temele oturtur.
Heyyinen (هَيِّنًا)
Kelimenin kökü he-vav-nun (ه و ن) harfleridir. Kolaylık, hafiflik, önemsememek, ciddiye almamak, ağırlığı ve vakarı olmamak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının "bir şeyin ağırlığının olmaması, basit ve zayıf bulunması" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "hevân" kavramının bir şeyin değerden düşmesi, zelil ve basit görülmesi olduğunu tahlil eder. İftiraya kapılan insanların bunu "heyyin" (basit/hafif) sanması, işlenen suçun toplumsal ve uhrevi ağırlığının fark edilmemesi, kişinin kendi ahlaki çöküşünü sıradanlaştırması halidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi modern bağlamda "kötülüğün sıradanlaşması" kavramıyla analiz eder. Bir insanın namusuna, onuruna ve hayatına kasteden yıkıcı sözlerin, kitleler tarafından alelade bir muhabbet malzemesi gibi "hafif" (heyyin) görülmesi, sosyolojik bir körleşme ve fıtratın bozulmasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, hukuki bir çerçeveden bakarak; kitlelerin ağır cezai yaptırımı olan bir suçu (kazf/iftira) adeta günlük, kolay ve zararsız (heyyin) bir dedikodu sanmalarındaki trajikomik ahlaki zafiyeti ve algı kaymasını bu kelimenin resmettiğini belirtir.
Azîmun (عَظِيمٌ)
Kelimenin kökü ayın-zı-mim (ع ظ م) harfleridir. Kemik, irilik, devasalık, heybet, sertlik ve tasavvur edilemeyecek büyüklük anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bedeni ayakta tutan ana yapıya "azm" (kemik) denildiğini, kökün aslen kütlesel irilik ve sarsılmazlık ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "azîm" kelimesini "heyyin" (hafif/basit) kelimesinin tam ontolojik zıddı olarak konumlandırır. İnsan zihninin "basit ve önemsiz" (heyyin) zannederek dilden dile aktardığı iftira, ilahi terazide (Allah katında) tasavvur edilemeyecek kadar "devasa, kemikli, ağır ve heybetli" (azîm) bir vebaldir. Kelime, beşeri algının sığlığı ile ilahi hakikatin büyüklüğü arasındaki uçurumu gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "azîm" sıfatının bu bağlamdaki kullanımını; iftira suçunun sadece bireyler arası bir hukuk ihlali olmaktan çıkıp, İslam toplumunun güven dokusuna ve doğrudan Allah'ın koyduğu hudutlara (sınırlara) yönelik çok büyük (azîm) ve sarsıcı bir isyan hareketi olarak kodlanması şeklinde detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla